- Kategori
- Güncel
Akbabalar

Uludere'de 34 vatandaşımızın öldürülmesi olayında şimdi de istihbarat kavgası başladı. "O verdi, ben verdim" tartışmalarında herkes eteğindeki taşları da dökmeye başladı, böylece bu olayda da insanların ne düşündüğü az çok belli olma yolunda ilerliyor.
Uludere'deki bombalama, Türkiye'nin ilgisini Aralık'ta da pek çekmemişti aslına bakarsanız. Olayın "bize uzak bir yerde" olması ve o bölgenin aynı zamanda bir çatışma bölgesi olması "aman neme lazım, belki de bunlar PKK'yı destekliyorlar, susalım kınamayalım" düşüncesini oluşturdu. Aynı Van depreminde olduğu gibi, sadece "olay her ne kadar Uludere'de de olsa, üzüldük" seviyesinde kalmıştı tartışmalar.
Durum böyle olunca, iktidar da bu olaydan sorumluluğu sıyırdı, zira kabul edelim ya da etmeyelim, kamuoyunda Uludere'nin hesabının verilmesi gerektiğine dair bir beklenti yoktur, böyle konu kapandı. Ta ki Wall Street Journal'daki o haber yayınlanana kadar. O haber yayınlanınca, ilk açıklamayı Genelkurmay yaptı, Kılıçdaroğlu da başbakana, "Generkurmay senin basın ofisin mi, sen neden susuyorsun" dedi. Neden sonra Tayyip Erdoğan'dan bir açıklama geldi: "Uludere'den sonradan haberim oldu, TSK görevini samimi şekilde yapmıştır..."
Hepimizin sonradan haberi oldu aslında, basın Uludere'yi bir gün boyunca kaçırdı insanlardan, vermedi. Çok temkinli davrandı her tutuklama dalgasında tutuklananların tüm "suçlarını(!)" sayıp dökmek için hiçbir şey beklemeyenler. Netice dönüldü, dolaşıldı "tazminat verdik" diyerek bu olay kapandı.
İdris Naim Şahin de konuştu nihayetinde dün: "Bu olay tecrübe hanesine yazılmıştır. Neticede onlar kaçakçıdır, kimse işin bu yanını konuşmamaktadır..."
İdris Naim Şahin haksız, hepimiz biliyoruz ki insanlar "onlar zaten kaçakçıydı" diye konuşmaya bayılıyorlardı ve bol bol da söylenildi, hepimizin kafasına vura vura ezberletildi. Demek ki, tecrübe de insanlar öldürülerek kazanılıyormuş, bu kazanılan tecrübe yanında insanların canının önemi yokmuş, özürlük bir durum da oluşmamış ki hangi özür bu hatayı kapatır onu da bilmiyorum.
Artık başka sorular sormanın zamanıdır. İstihbaratı kim verdinin cevabı elbette önemlidir, fakat o günden bu yana söylenen bir sürü başka şeyin de hesabı verilmelidir. Mesela "merak etmeyin, sadece uyarı ateşi" denildi mi gerçekten ve kim dedi? "Hataen insanları öldürmek" diye bir kavram mı yaratacaksınız ve böyle olunca suçtan sıyrılacak mısınız? İnsanların canları, tazminatla kapatılacak değerde midir? Kaçakçılığın cezası bombalanarak öldürülmek midir, böyle olunca oradaki suç ortadan kalkmakta mıdır? Böyle şeyler olur denilerek mi kapatılıyor bu olay? En sonunda ölenler mi suçlu çıkarılacaktır?
Bunların cevabı aslında bellidir, istihbaratı kimin verdiği önemli olmakla birlikte, hukuken de siyaseten de iktidar da sorumludur. Üst merciler de sorumludur. Bugün olmasa, yarın hesap verilmesi gerekecektir, dönem elbet değişecektir, dolayısıyla istihbaratı kimin verdiği de nihayetinde bulunursa bile iş orada kalmamalıdır.
Bir de burada istihbaratı kim verdi tartışmaları yaşanırken adalet ölüyor bir kez daha, Leman'ın kapağında gayet güzel belirtildiği gibi, el ele hep birlikte, öldürülen insanlara bakan akbabalara benziyorsunuz.