- Kategori
- Siyaset
Abdullah Gül'ün muasır medeniyet kriterleri hakkında

Abdullah Gül, geçtiğimiz gün kendisini ziyarete gelen sporculara Atatürk'ü anlatmış, Atatürk'ün hedeflerine nasıl ulaşabileceğimizden bahsedip Türkiye'nin bu hedeflere ne kadar yakın olduğunu ima etmiş. Kendisine bir kişi de çıkıp "bu bahsettiğiniz şeylerin hepsi Türkiye'de gitgide geriye gidiyor" dememiş, daha doğru bir ifadeyle diyememiş.
Atatürk'ün gösterdiği muasır medeniyet hedefine ulaşmamız için şartlardan biri "hukukun üstünlüğü" olarak belirtilmiş Gül tarafından örneğin. Buna ne kadar yakınız mesela? Hukuk artık tamamen iktidarın denetimi altına girmiş durumdadır. "Biz burada yürütmeyi yargılamıyoruz" diyen, yürütmenin yaptıklarını başvuru üzerine denetlemekle görevli yargı organının başı Danıştay Başkanı orada tam da yürütmeyi yargılamaktadır aslında, daha doğru bir ifadeyle yürütmenin yaptığı idari faaliyetlerin denetimini yapmakla görevlidir. Geçtiğimiz günlerde de "yürütmeyi durdurma falan yok bundan sonra, ilerleme var" diyerek üzerindeki padişahımsı kaftanı ve sultan yüzüğüyle, sözde işi espriye vurmuş. İşte hukukun üstünlüğü!
Başka örnek mi istiyorsunuz? HSYK'nın durumunu ister misiniz örneğin? Ya da Yargıtay Başkanı'nın icraatları, sözleri? Anayasa Mahkemesi Başkanı'na ne demeli? Arada göstermelik yaptığı bazı "tarafsız" işler dışında, tamamıyla AKP ideolojisiyle hareket etmiyor mu o da?
"Herkese eşit muamele" - "ülkeyi yöneten herkesin hesap verebilir olması" gibi iki kriter de Abdullah Gül tarafından dile getirilmiş. Abdullah Gül bu hesap verebilir insanlar arasında değil biliyorsunuz, kendisi hakkında yargılanabilir hükmünde bulunan Osman Kaçmaz'ın uğradığı linç hepimizin malumu. Deniz Feneri dosyası da açılabilir dosyalardan değil, cemaatle ilgili hiçbir yargılama zaten yapamazsınız. Dolayısıyla, ülkede herkes hesap verebilir durumda değil.
Ergenekon-KCK-Balyoz gibi bir sürü davada, tutuklu yargılanan gazeteciler, subaylar... Hukuka aykırı elde edilmiş "deliller", diğer tutuklulurdan farklı muamele görmeleri...
"Kadın-Erkek eşitliği" konusu da Türkiye'nin utanç tablolarından bir tanesi. Artan kadın cinayetleri, halk arasında halen yaygın "kadının yeri evidir" anlayışı...
"Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" sözüne de atıf yapmış Abdullah Gül. Türkiye'nin Suriye'yle savaşın eşiğinde olduğu geliyor aklıma mesela bunu duyunca hemen. Komşularımızla kanlı bıçaklı oluşumuz ya da! (Suriye konusunda Mustafa Kemal Erdemol'un Cumhuriyet'teki yazı dizisini öneririm. Geçtiğimiz dört gün boyunca yayınlandı, bir şekilde edinip okumanızı tavsiye ediyorum.)
Tabii tüm bu konulardan bahsederken Abdullah Gül, yukarıda sayılanları çıkıp da söylememiş hiç kimse kendisine, haydi onların görevi değil, bir şey diyemeyiz, haklılar. Gazeteciler de bunlardan bahsetmiyorlar. Bahsetmiyorlar aslında hafif kalıyor, bir şekilde onların seçimi diyip geçilebiliyor. Daha vahimi şu ki, BAHSEDEMİYORLAR!