- Kategori
- Siyaset
Umuda kilit
Ne bekliyordunuz bilmiyorum, daha ilk günden belliydi AKP'nin böyle yapacağı. Bugün gazetede yazan haberden özet geçeyim konuya yabancı olanlar için öncelikle:
CHP, MHP ve BDP bir araya gelip, tutuklu milletvekillerinin salıverilmesi konusunda anlaşmaya vardılar. AKP, stratejisini "MHP ve BDP nasılsa anlaşamaz" çizgisine oturttuğu için faka bastı. Kaç gündür reddetmek için gerekçe ararken bugün buldu: "İnsanların %65'i buna karşı..."
Özgürlük meselesini anketlerle oturtamazsınız. Yarın bir gün "falanca kişinin dışarıda dolaşmasını istemiyorum, zira gözünün üstünde kaşı var, tipi de pek bir uyuz, hapse girsin" derse %65, o zaman onları demir parmaklıklar arkasına mı göndereceksiniz?
Kaldı ki, bu insanların herbiri halk tarafından seçilmiş, o çok beğendiğiniz milli iradeyle o meclise gönderilmiş kişiler. Milli irade, yalnızca çoğunluğu kapsıyor sizin için gerçi, bunu da biliyoruz!
Bazı şikayetler o kadar ayyuka çıktı ki, Silivri'yi alladılar, pulladılar, gazetecileri götürdüler. Gazeteciler bir beğendi, bir beğendi sormayın. Gitseler, sesleri çıkmayacak zahir. Türkiye'de "mühim şahıslar geliyor, burayı derleyip toplayalım" geleneğinden şüphelenmek gerekir ve hatta bu kez bizzat o mühim şahıslar oraların öyle yapılmasını emretmiş olabilirler.
Bu mesele yalnızca "milletvekili olma" meselesi de değildir aslına bakarsanız, uzun tutukluluk süreleri Türkiye'nin kanayan bir yarasıdır. Baştan başa bir özgürlük meselesi... Mustafa Balbay, Tuncay Özkan, Soner Yalçın, Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu, Müyesser Yıldız ve şu anda adını sayamadığım birçok gazeteci, sağlam olmayan sözde delillerle içeride tutuluyor.
Mesela Kemal Kılıçdaroğlu'na soruyorum. Cumhuriyet Gazetesi'nin kuruluş yıldönümü gecesinde, sahnede Mustafa Balbay'ın mektubunu okurken Selçuk Yöntem boğazında bir yumruyla, Balbay "bekleyin, döneceğim" derken bir şey takıldı mı "şuranızda?" Meclise girdim AKP'yle uzlaşıp, peki bir işe yaradı mı diye sordunuz mu kendinize? Kandırılmış hissetmiyor musunuz halen? Bekir Coşkun size dönüp, "ülkemizi alıp, bize geri verin" dediğinde, yöntemlerinizi gözden geçirdiniz mi hiç? "Kutlu Doğum haftalarında ne işim var, Bosna gezimi niye tamamen din üzerine oturttum, bu bana ne yarar sağlıyor" diye bir muhasebe yaptınız mı? Böyle mi geleceksiniz iktidara?
Mesela size soruyorum. Müyesser Yıldız "adalet olmayan yerde avukata gerek yok" diyerek avukat kullanmayı reddetti. "Devletin verdiği hiçbir şeyi istemiyorum" dedi ve yemek almıyor artık, yalnızca kantinden besleniyor. "Hücremde kafes istemiyorum, keşke bir kedim olsa" dediğinde, içiniz yandı mı? "Ağlıyorum" dediğinde, "sen ağlama Müyesser, onlar ağlasın" diyebildiniz mi?
AKP, önüne katmış yakıp yıkarak ilerlerken her şeyi, sıranın size de geleceği hiç mi aklınıza gelmiyor? Aynı ülkede yaşıyoruz, bu ülke gidiyor, bu ülke ölüyor. Nerede yaşayacaksınız ülkeniz olmazsa, bu soruyu bir sorsanıza kendinize.
Demir parmaklıklarla örülmüş, hapishaneleri tam doluluk oranına ulaşıp, geçmiş... Milletvekilleri hapiste... Söz söyleme özgürlüğü deseniz yok... İktidara bir şekilde muhalif herkesin üzerinde, iktidarın yargısının kılıcı sallanıyor...
Hiç mi düşünmüyorsunuz "biz de nasibimizi alacağız, bizi de yiyecekler" diye. Nefes alacak bir alan kalmadığında, o gün geldiğinde, tek bir aykırı ses çıkmaz olduğunda ve elbette "hafiften itirazları olan" insanlara sıra gelmeye başladı, size de dokunduğunda...
Mesela "ama böyle de olmaz" dediğiniz bir vakit, o kılıç sizin tepenize indiğinde...
Nereye gideceksiniz?