- Kategori
- Psikoloji
Akıp giden zaman

Kapıyı vurup çıkıp gittiğimde, dışarıda beni neler beklediğini bilemezdim. Amacım uzaklaşıp her şeyden daha iyi bir dünya kurmaktı. Çünkü biliyordum bir kez yaşanacaktı her yaş.
Belki tekrarı olabilecekti olayların ancak geriye döndürmek mümkün değildi zamanı. Kaybettiklerimizle kazandıklarımız arasında akıp gidiyordu zaman. Bunun içindi telaşım, öfkem ve içime sığmayışım. Aklım da duygularım da tam bu noktada kesişiyordu. Öyleyse düşündüklerim doğru diyerek yürümeye başladım. Mısır çarşısından yürüyüp kapalı çarşıdan geçerek sahaflar çarşısına çıktığımda hem yorulmuş gibi hissettim hemde çok uzun zaman geçmiş gibiydi. Bu yorgunluk biraz da çevremdeki insanların hayata tutunmak, daha fazlasını elde etmek için gösterdikleri aşırı çabadan ve benim şimdiye kadar aldığım aşırı sorumluluktan da kaynaklanıyor olabilir. Çünkü bu yorgunluk fiziksel yorgunluk gibi değildi. büyük çınar ağacı ; yine geldim bak deyip bir sandalyeye oturdum. Masanın üzerinde içi boş ama sigara küllerinin yarattığı kirlilikle duran bir küllük ve yaydığı iğrenç bir koku vardı. Alıp oradan uzaklaştırmak istedim. Bir hamleyle kaldırdığımda onu arayan bir el uzandı ona dolayısıyla bana doğru. Sarı saçları masmavi gözleriyle elinde beyaz uzun bir sigarasıyla bir taraftan küllüğü alırken bir taraftan teşekkür ediyordu. Hiç yakıştıramamıştım, belkide başka türlü olmasını istemiştim. Bir şey değil derken. Yandaki masaya oturup çantasından çıkardığı çakmakla sigarasını yakıp, çok özlemiş gibi içine çekti ve eski gerginliği yerini sakin bir kişiliğe bıraktı. Bir taraftan büyük bir acı ile izlediğim bu tablodan uzaklaşmak istiyorum bir taraftan bunun sonu nereye gidecek diye merak ediyorum. Sonra bir boşluk oluştu kafamda , yüreğimde. Garsonu çağırıp çay parasını verip, hızla uzaklaştım oradan.
Akşamdan kalan yorgunluk ve arkasından deliksiz bir uyku sonrasında , ertesi gün yeniden doğmuş gibi uyandım. Artık hayat yeni başlıyor gibiydı. Tertemiz bir dünya ve benim karar verebileceğim bir geleceği kurma özgürlüğüne sahip gibi hissettim kendimi. Savaşların olmadığı, tüm dünya insanlarının daha uygar ve insanca yaşama haklarının olduğu özlemimin gerçek olmasını, çalışan, üreten bununla gurur duyan insanların birbirine şiir okumasını istedim. Mutlu insanların şiiri olsun bütün şiirler. Yıllar önce bu şiir düşkünlüğümden ürken arkadaşlarımı hatırladım. Şimdi nerede ne yaptıklarını merak ediyorum doğrusu. Kimbilir o günden bu yana daha ne çok şiir yazılmıştır. Ancak çoğunun acıyla yazıldığı gerçeği ürkütücü. Şiirsiz bir sevgi nasıl olur bilmemki !
Boğazın güzelliğine hayranlıkla bakarken , havanın yavaş yavaş karardığını gördüm. İşte bir gün daha geçti. Bir daha tekrarı yaşanamayacak. Işıl ışıl bakan gözlerini yeterince göremeden karanlık çöktü. İşte kaybettiklerimle kazandıklarım arasında akıp giden, hepimizden çok şeyler alırken bir çok şeyi de veren zaman. Değerini bilmek gerek kaybetmeden, ısrarla sahip çıkarak...