- Kategori
- Sinema
Aklın uykusu canavarlar üretir... GOYA

1746-1828 yılları arasında yaşayan Francisco Jose de Goya'nın yaşamına ilişkin, Ankara Devlet Tiyatrosu'nun "Goya" adlı bir oyununu, İstanbul turnesinde izlemiştim yıllar önce. Erol Kardeseci başroldeydi ve etkileyici sahneleri olan bir oyundu bu. İspanya'nın engizisyon altında acılar çektiği bir dönem ve Goya'nın tuvaline yansıyanlar. Oyun bitiğinde yerimden kalkmamıştım bir süre. Bu yazının başlığı da o oyunda yer alan bir cümledir. "Aklın Uykusu Canavarlar Üretir" sesleri duyamayan ve başağrılarıyla boğuşan Goya'nın yaşadığı döneme bakışını bir tek cümlede özetlemesidir bu...
Bugün "Goya'nın Hayaletleri" adlı Miles Forman'ın yönetmeliğinde gerçekleşen film başladığında, ilk önce aklıma izlediğim oyun geldi. Sonra film kendi atmosferi içine çekiverdi beni. Aslında salonda bulunanların hepsi için aynısı söylenebilir. Çünkü film bittiğinde jenerik akarken perdede kimse yerinden kımıldamadı bile...
Film 1792-1807 İspanya'sında dini bağnazlığın yeniden hortladığı, engizisyon mahkemelerinin hayata yeniden geçirildiği bir dönemi anlatıyor ilk perdede. İspanya'nın Fransızlar tarafından işgaliyle engizisyonun ortadan kalkması ve İspanyol halkına Fransız askerleri tarafından yaşatılan farklı acılar ve İngilizlerin gelişi.
İnes (Natalie Portman), Lorenzo (Javier Bardem), Goya (Stellan Skarsgrad) ve engizisyonun acımasızlığını izliyoruz ilk yarının bitimine kadar perdede. Aslında Goya'nın kendisini değil, bir dönemin karanlık yüzünü gözler önüne seriyor Forman sade fakat etkili bir sinema diliyle. Goya'nın bir tablosunda yakalıyoruz engizisyonun karşısına çıkan İnes'in yüzünü en masum haliyle. Yaşadığı dönemin en hararetli engizisyon görevlisi olarak ve aynı zamanda insani zaaflarına yenik düştüğünü gördüğümüz Rahip Lorenzo. İmparatorluğun kraliçesinin resmini yapacak kadar ünlenmiş Goya (ki üçü de gerek fizik, gerek oyunculuk olarak gerçekten bu role tam oturmuş). Dönemin kostümleri ve filmin müziği için diyecek hiç bir şey yok. İnes'in Lorenzo'nun ölüsünü taşıyan at arabasının kenarında yürüyüşü; sokakta beliren bir çocuk, ve giderek artan çocukların görüntüsüyle birebir eşleşen fondaki bir çocuk şarkısıyla son sahne çok etkileyiciydi. Jenerik akarken Goya'nın resimlerini izlemekte ayrıca bir o kadar keyifliydi.
Miles Forman'ın izlediğim ilk filmi "Bırak Güneş İçeri Girsin-Hair" adlı filmi geldi aklıma. Bir filme iki kez gittiğim nadirdir. "Hair" bunlardan biridir. "Guguk Kuşu"da uzun zaman etkisinde kaldığım bir filmdir. Devlet Tiyatrosu'nda "Kafesten Bir Kuş Uçtu" olarak da sahnelenmiştir ve İstanbul'a turne olarak gelmiştir. Filmi kadar oyunu da beğenmiştim. "Amadeus" da uzun zaman unutamadıklarım arasında kalmıştır. İstanbul Devlet Tiyatrosu bünyesinde Zafer Algöz ve Celal Kadri Kınoğlu'nun başrolleriyle Amadeus ilk kez Tiyatro Festivali'nde gösterime girmiştir. Filmi kadar olmasa da oyuncuların performansı açısından göz doldurucudur. Forman'ın sinema dünyasına sunduğu 2006 yapımı bu filmi de beğendiklerim arasına aldım şimdiden...
Filmden afiş dışında başka kareler görmek isteyenleredir aşağıdaki linkler. Benim seçtiğim kare birincisidir.
http://www.imdb.com/gallery/ss/0455957/Ss/0455957/GoyasGhostsImage1.jpg.html
http://www.imdb.com/gallery/ss/0455957/GoyasGhostsImage3.jpg.html
http://www.imdb.com/gallery/ss/0455957/goyasghostimage5.jpg.html
http://www.imdb.com/gallery/ss/0455957/GoyasGhostsImage6.jpg.html