​ Kabuksuz ''yumurta''m... / Sinema / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Kasım '07

 
Kategori
Sinema
 

Kabuksuz ''yumurta''m...

Kabuksuz ''yumurta''m...
 

Antalya Film Festivali’nde en iyi film seçildi Yumurta. Yedi ödül birden aldı aynı festivalde. Uluslararası ödüllerden de boş dönmeyen bir film Yumurta, Semih Kaplanoğlu’nun yönetmeliğinde başarılara koşan.

Yusuf’un öyküsü; İstanbul’da kitapçılık yapan Tireli Şair Yusuf’un (Nejat İşler). Aslında filmin konusunu anlatmak değil niyetim. İzledikten sonra sinema salonun kapısından çıkan izleyicilere dikkat çekmek istiyorum ben. Salondan film hakkında iki kelime konuşmadan yan yana çıkıyorsa iki insan :

Birincisi; çok beğenmiştir –nutku tutulmuştur.

İkincisi; hiçbir şey anlamamıştır –bu yüzden sus pus olmuştur.

Üçüncüsü; film amacına ulaşmış –düşünür olmuştur.

Şimdi Yumurta filmine bu perspektiften baktığımızda, irdelemek istediğim ben de kalanlara ilişkin olacak sonunda. Filmin ana karakteri Yusuf’un doğduğu ve büyüdüğü kasabaya annesinin ölümüyle geri dönüşü ve yabancılaştığı bu kasabaya ve kendisine izleyicinin dışardan bakması. Kendi içine bakışı bir türlü gerçekleştiremeyen Yusuf’un iç gözleri olmak bir anlamda. Filmin çekimleri, ışık, görüntü ve sahne açıları çok güzel. Fonda müzik ve efekt ilgili hiçbir şey yok film boyunca. Aklınızı başka bir şekilde dolduracak hiçbir yabancı ögeye izin vermemiş yönetmen. Filmle baş başa kaldınız.

Biraz sıkıntılı, biraz dikkatli ve biraz da sabırlı olmakla ilgili bu filmi izlemek. Bildiğimiz sinema kalıpları dışında örülmüş bir öykünün varlığını hissetmek için, göstergelerini bir önceki kareyle eşleştirmek; kısaca bir puzzle parçasının yerini bulmak. İpler, kuyular, yumurtalar ve bir baş dönmesiyle kafanız karışık salondan çıkıp hiç konuşmadan evin yolunu tutmak. Bir tür kendine yabancılaşmayı gerçekleştirmiş de oluyor sonuçta. Yönetmenin amacı buysa başarmış demeliyim tek kelimeyle. Yusuf’un sürekli elinden düşmeyen sigarası, -ki sigara içen biri olarak- gözünüze gözünüze gelen dumandan nefret edesiniz geliyor demeden de geçmeyeyim.

Kaplanoğlu’nun üçlemesi; Yumurta, Bal ve Süt’le Yusuf’un öyküsünün hangi aşamasını göreceğiz merak ediyorum ben. Hepsi de bir canlının ürettiği, ve o canlıya zarar vermeden tükettiğimiz kaynaklar. Filmlerine bu adları vermesinin bir anlamı olmalı. Kendisini dünyaya getiren annesine ve de kendisine kayıtsız kalabilen Yusuf, Ayla’nın(Saadet Işıl Aksoy) annesi için söyledikleri ve ona bıraktıklarını uzattığında uzaklığının henüz farkında bile değilken. Dışladığı o kasaba ve annesi değil aslında : Kendini inkar edişi. “Sen buraları çok severdin Yusuf” diyen bir eski sevgiliye “Hayır, hiç sevmezdim” diyerek inanmaz bakışı. Kıpırdamasına izin vermeyen o Kangal köpeğinin gözyaşlarına boğduğu, kendisiyle yüzleştiği ilk an...Geri dönüşü.

Siz hangi beğenilerle ayrılırsınız sinemadan bilemem. Kafanızın karışacağını şimdiden söylemeliyim. Filmi beğenip beğenmediğinize karar veremeyip, anlayıp anlamadığınızı sorgular bulacaksınız kendinizi. İyi seyirler…

 
Toplam blog
: 38
: 1200
Kayıt tarihi
: 05.01.07
 
 

Belki de yazacak çok şeyim olmadığından üye olup sonra bıraktığım bu blog sevdasına yeniden başla..