​ Alerjiye çözüm; Evinizde bir inek besleyin / Çocuk Sağlığı / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Ocak '10

 
Kategori
Çocuk Sağlığı
 

Alerjiye çözüm; Evinizde bir inek besleyin

Alerjiye çözüm; Evinizde bir inek besleyin
 

Bir yaşını henüz geçen kızım, oğlum kadar anne sütüne düşkün olmadı. Oğlum yaklaşık 1,5 yaşına kadar anne sütü alırken, kızım altı aylıkken bu tercihten vazgeçme eğilimine girdi. Olabildiği en uzun süre anne sütünden faydalanmasını isteyen biz ebeveynleri bu duruma oldukça üzüldük. Ama esas üzüntüyü, kızım için besin alternatifleri geliştirirken yaşadık.

Anne sütünden vazgeçen bir bebek için, yine anne sütüne en yakın değerlere sahip mamalara yönelmek gerekiyordu. Bizlerde ağırlıklı olarak süt proteinleri içeren mamalar tercih etmek istedik ama ilk denememizde kızımın bu mamalara tepki gösterdiğini tespit ettik. Bu mamalardan birkaç kaşık alan kızım dudaklarında, ağız çevresinde, çenesinde, boyun bölgesinde ve ensesinde kızarıklıklar oluşmaya başladı ve hafif kabarıklıklar oluştu.

Götürdüğümüz ilk çocuk doktorunun önerdiği testler sonucunda, kızımın İnek sütüne alerjisi olduğu tespit edildi. Ancak doktorumuz, çocuğun daha geniş bir alerjen riski olabileceğini düşünerek Tıp Fakültesine başvurmamızı önerdi. Üniversitede çocuk alerjisi bilim dalına başvurduğumuzda, kızıma hem kan testi uygulandı hem de sütlü mama yeniden gözetim altında verildi ve gözlemle test edilmek istendi. Kızım aynı tepkiyi orada da verdi ve kan testleri de bu gelişmeyi doğrulayınca, inek sütü alerjisi kesinleşti. Bununla beraber toza, dumana, polenlere, yumurta, çilek ve taze domates’e de alerjisi olabileceği belirtildi. O günden beri bizim yaptığımız tespitlerle, polene ve yumurtaya karşı da alerjisi olduğu bilgisini doğruladık.

O günden beridir anne ve babası olarak bizler ve yakın çevremiz istim üzerindeyiz ve kızımı süt ve süt ürünlerinden uzak tutmaya çalışıyoruz. Ancak zaman zaman dikkatimizden kaçacak şekilde, dalgınlığımıza gelerek ya da bazen sırf test etmek için verdiğimiz sütlü ürünlerde (çikolata, peynir vs) ağız çevresinin hemen kızardığını hala gözlemliyoruz.

O günden beridir, alerji konusunun geçtiği her program, yazı, internet sayfası ilgimizi çekiyor ve konuyu daha detaylı anlamaya çalışıyoruz. Alerji oldukça ilginç bir konu. Gerçek bir rahatsızlık olup olmadığı bile henüz tam olarak belli değil.

Alerji denilen şey basitçe, bağışıklık sisteminin, vücuda giren ya da etki altında kalınan, aslında zararsız şeylere karşı saldırıya geçmesi. Örneğin aslında çilek zararlı bir besin değil. Dünyada milyonlarca insan bu besini hiçbir sorun yaşamadan tüketiyor ama bazı bünyeler çileği bir tehdit gibi algılayıp, ona karşı reaksiyon geliştiriyorlar. Bir nevi vücudun yanlış alarm vermesi gibi bir şey. Ama elbette bu kadar basit değil ve etkileri öldürücü düzeye kadar uzanabilecek riskler barındırıyor.

Alerji ile ilgili yaptığım okumalarda karşılaştığım en çarpıcı bilgi bence şuydu; “Çiftlik hayvanları ile birlikte yaşayan insanlarda hemen hemen hiç alerji görünmüyor”

Diğer bir ifade ile alerji bir kent hastalığı ya da doğadan gittikçe uzaklaşan insanın hastalığı. Toprak, hayvan ve bitkilerdeki iyi / faydalı bakterilerden uzak kalmak, insan bünyesinde bazı aksaklıklara neden olabilir.

Elbette bu tek neden değil ve daha ciddi olasılıklar da var. İşte bir kaçı;

- İnsanlığın besin alışkanlığının değişmesi; Özellikle de kentli nüfusun ve zamana karşı yarışan insanların artması insanların tükettiği gıda türünde değişikliğe neden oluyor. Giderek taze meyve ve sebzelerin daha az, işlenmiş gıdaların daha fazla tüketildiği bir beslenme kültürü oluşuyor. Bu ise antioksidanların daha az, bazı minerallerin ise düşük miktarda alınmasına neden oluyor. Bu da zamanla protein türlerine karşı yabancılaşma yaratıyor ve bünyenin biyokimyasal salgılarında değişikliğe neden oluyor.

- Antibiyotik kullanımındaki artış; Bağırsaklarda bulunan bazı bakterilerin alerji oluşumunu engelleyici ya da arttırıcı etkileri olduğu düşünülüyor. Aşırı antibiyotik kullanımının, alerjileri baskı altında tutan bazı bağırsak florasının ortadan kalkmasına neden olabileceği ihtimaller arasında. Bu da bazı besinlerin vücut tarafından yabancı ve tehlikeli bir ürün olarak kabul edilmesine neden olabilir.

- İnsanlardaki stres düzeyinin artması; İnsanlarda stresin arttığı dönemlerde, bağışıklık sistemi alarma geçiyor. Stres anlarında vücudun daha zayıf düştüğü ve daha fazla tedbir alınması gerektiği ilkesiyle hareket eden bağışıklık sistemi, bu anların sık yaşanması ile yanlış alışkanlıklar geliştiriyor. Bağışıklık sisteminin giderek paranoyaklaşmasına neden olan bu süreç, bir süre sonra zararlı olmayan besinlere karşı reaksiyon gelişmesine neden oluyor.

- Çevre Kirliliği; Özellikle gaz ve toz emisyonlarının artması ve insanın bünyesinin sağlıklı çalışmasına sağlayan doğal dengenin bozulması (nefes alına ortamda oksijenin azalması, zehirli gazların solunması) vücudun anlamsız tepki üretmesinin başlıca nedenlerinden birisi olabilir. Yol üstü yerleşimlerde ya da ana cadde üzerindeki konutlarda oturanların daha fazla alerjik tepki verdikleri yapılan araştırmalarla ortaya çıkmış durumda.

- Hijyen Teorisi; Alerjiyi açıklayan en ciddi olasılıklardan birisi de bu teori. Kent yaşam kültürü geliştikçe, insanların hijyen eğilimleri de artıyor. Doğadan kopuk ve daha sık temizlenen mekanlar yaşam alanlarımız oluyor. Örneğin PVC kapı ve pencere sistemleri evlerdeki hava sirkülasyonunun önüne geçiyor ve taze hava ile temas etme olasılığımız azalıyor. Bununla kendimize özel bir atmosfer yaratıyoruz ama bu atmosfer durgun su gibi her türlü tozun ve küfün oluşumuna engel olmuyor. Bununla birlikte mekanlarda hijyen ürünlerinin (çamaşır suyu, antibakteriyel ürünler) daha çok kullanılması, insan bünyesini aşırı steril bir yaşam alanına mahkum ediyor ve insan bünyesi bu süreç sonunda doğal ve faydalı birçok bakteri ve mikroba karşı duyarlılık geliştirmeye başlıyor.

Tüm bu gelişmelere karşı bilim adamlarının şu ana kadar önerebildiği en iyi çözüm ise şu oldu; Evinizde bir inek besleyin, alerji sorununuz olmasın.

Elbette tüm bu süreçlerin insan bünyesinde yarattığı mutasyonlar, bir süre sonra genetik yapımızda değişikliklere neden oluyor ve bu özelliklerimizi çocuklarımıza taşımaya başlıyoruz. Bu nedenle yeni doğan çocuklarımız, yeni tanıştıkları dünyada, daha önce oldukça az rastlanmış etkilere maruz kalıyorlar.

Tüm bunlar evrimin, insanın yanlış tercihleri neticesinde kötüye meyil etmesine örnekler olabilir. İnek sütü alerjisi ise bunun tam tersi istikamette olan bir gelişme aslında. Bir başka yazıda da o alerji türünden bahsetmek isterim.

 
Toplam blog
: 453
: 1826
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..