- Kategori
- Blog yazarları tartışıyor!
Alkole bir de burdan bakalım

İçenler
Sn. Bibliyofil fikrine değer verdiğim bir insandır. Hayata oldukça geniş bir perspektiften bakan, kendisi gibi düşünmeyeni ötekileştirmeyen bir anlayışa sahiptir. Bunu yazılarından anlamaktayım.
"İçelim, içelim hukukun ötesine geçelim" başlıklı blog'umda alkolden bahsetmem ve Ankara Barosu (Başkanı sn. Feyzioğlu) nun yeni yönetmeliği dava etmesini eleştirmem üzerine bir yazı yazmış. Okuduğumda, yorum yerine blog yazmamın daha iyi olacağını düşündüm ve öyle yaptım...
En başta Feyzioğlu'nun, sıkı bir Ak Parti karşıtı olduğunu bilmemiz gerekiyor. Eğer bunu bilirsek, alkollü içkilerle ilgili yönetmeliği, yalnızca içinde varolduğu düşünülen engellemeler sebebiyle dava etmediğini de anlamış oluruz.
Kanaatimce kültür, hayatımız boyunca ailemizden, çevremizden, okulumuzdan ve okuyup gözlediklerimizden edindiğimiz malûmatın bütününü ifade eder. Zamanla yaygın ve örgün eğitim araçlarıyla öğrendiklerimiz de buna dahil olur. Yoksa okumuşlara, "kültürlü insan, " okullara konulmuş din dersinin adına da "Din Kültürü ve Ahlâk Dersi" denmezdi.
Kültürün içinde, Sn. Bibliyofil'in de ifade etiği gibi destur vardır, adap vardır, edep vardır. Meselâ kapıyı çalmadan içeri giren birine, "destursuz" denir. Sofranın bir adabı vardır. İnsanın edeplisi, edepsizi vardır.
Kültürü, bir konudaki edinimin bütünü olarak aldığımızda kontrollü içmeye, "alkol alma kültürü" yerine, "alkol alma adabı" demek daha doğru olacaktır. Bence, "alkol alma kültürü" ifadesi Sn. Feyzuoğlu'nun maksadına uygun düşmüyor.
Halbuki, "Alkol alma kültürü" dendiğinde muhtemelen, (Sn. Bibliyofil'in de bahsetiği) hangi içkinin hangi mezelerle alınacağına, hangi yemekle, hangi şarabın içileceğine dair detaylı malumat anlaşılır. Batı ülkelerinde alkol kültürünün festival, kutlama vs. şeklinde çok daha geniş bir alanı vardır.
Buna rağmen Feyzioğlu'nun, "alkol alma kültürü" ifadesini isteyen istediği gibi yorumlayabilir. Çünkü kelimeler, rakamlara benzemez; katı değildir. Onları arzu ettiğimiz biçimde evirip çevirebiliriz. Feyzioğlu öyle dese de, kontrollü içme (belki bir adabtır ama) kültür değildir. Yani, sözü edilen "alkol kültürü" içinde bir cüzdür.
Burada aklıma gelmişken söyleyeyim. Otelcilikle ilgili okul ve kurslarda alkol sunumuna, tanıtımına dair dersler verilmektedir. Ne var ki, verilen bilgilerin arasında kontrollü tüketim yoktur. Kısacası, aşırı içmeyi önlemeye yönelik tedbirleri alma görevi devlete düşmektedir.
Ben içkili mekanlarla ve içki içilen çevrelerle yakın ilişkisi olan birisi değilim. Bu yüzden anlattıklarım, sokakta ve haberlerde gördüklerimle sınırlıdır.
İtiraf etmem gerekirse, içkili araba kullanan birinin trafik polisine yakalandığı andaki görüntüsü oldukça hoş oluyor. Adam, benim hayal bile edemeyeceğim kadar şaşırtıcı, komik ve kurnazca cümleler kurabiliyor.
Fakat bu hoşluk zamanla katlanılmaz hale gelebiliyor. İçen kişi alkol kontrolü yaptırmamakta, arabadan inmemekte direniyor veya lâf anlamamakta ısrar ediyor. Bu noktadan sonra polis bir yana, izleyenin bile tahammülü tükeniyor. Polise kök söktüren bu tiplerin arasında maalesef beyefendiler de bulunabiliyor.
Hiç mi düzgün içen birilerini görmedin, diye soruyorsanız söyleyeyim. Gördüm. Amacım kimseyi üzmek, kızdırmak veya tahrik etmek değildir ama gerçek şudur. Az miktarda alkol alan biri bile bir çok yönden, içmeden önceki halinden oldukça farklıdır. Sanırım içmenin amacı da zaten budur?
Hangi argümanlarla desteklersek destekleyelim alkol, asla bir besin maddesi veya içilmesi gerekli olan bir sıvı değildir. Sadece keyif almak için tüketilen bir maddedir. Bu, bize farsçadan geçen, "serhoş=sarhoş= başı hoş" kelimesinden de anlaşılmaktadır. Alkollü içkiler için arapçada, "hamr" sözcüğü kulanılır ki bu, "başı veya aklı örten" demektir.
Buradan yola çıkarak, insanın alkol kullanmaktaki amacının hayatı bir süreliğine, "tozpembe hale getirmek" olduğunu söyleyebiliriz. Buna, "gerçekten uzaklaşmak veya yumuşak inişe geçmek" te diyebiliriz. Tabi bu arada tekerlek patlatanlar, kuyruk sürtenler, pistten çıkanlar da olmaktadır.
İçtikten sonra sağa sola sataşanları, huzursuzluk verenleri ve benzeri istisnaları çıkarsak bile geride kalan beyefendiler, alkolun hayat için önemli bir kullanım maddesi olduğunun delili sayılamaz. Bağımlılık yapan diğerleri gibi alkol de yalnızca keyf almak için tüketilir. İçmeye alışan insanın hayatı, alkolün yörüngesinde seyrediyor demektir.
Evet, alkol hemen tüm dünya ülkelerinde kullanılmaktadır. Bazı islam ülkeleri dışında buna, devlet protokolleri de dahildir. Alkol tüketiminin meşruiyetinin ve yaygınlığının nedenini herhangi bir yararla anlatamayız. Onun devlet büyükleri ve elitler dahil geniş kesimlerce önemsenmesi, insanda meydana getirdiği alışkanlıkla ilgilidir. Çünkü alkol ne ömrü uzatır ne de, zekâyı açar. Sadece keyif verir.
Alkolikler, alkol alanların arasından çıkar. Zannımca kimse toplumdaki statüsünü, işini, ailesini kaybetmek ve perişan bir hayatın içine düşmek istemez. Fakat meylettiği şeye karşı olan aşırı zaafı, o kişiyi kolik yapar. İçki, kumar ve uyuşturucu madde alışkanlığı, hatta kadın düşkünlüğü kişinin bu zaafının sonucudur. Bazı insanların genlerinden gelen bu vasfı, keskin çizgilerin olmadığı noktalarda, kendini kontrol etmesine mani olur.
Demem o ki, insanlar aynı değildir. Çoğu insan sınırlarını kendinin çizdiğini sanır. Zannımca bu bir yanılgıdır. Bence kararlılıkta, kişinin karakteristik yapısının büyük rolü vardır. İçen kişinin alkolik olup olmaması da (büyük ihtimalle) genetiğiyle ilgili bir durumdur. Yani alkolik olma veya olmama bilinçli bir seçim değil, muhtemelen yaratılıştan gelen bir şans veya şanssızlıktır.
Beraber sigaraya başladığım bazı arkadaşları hatırlıyorum. Ben paketi bir günde bitirirken onlar günlerce taşırlardı. Bir hafta görüşmesek sigara içmek akılarına bile gelmezdi. Alkol kullananlardan bazıları da böyledir. Düğüne, toplantılara veya içen arkadaşlarıyla yemeğe gittiklerinde bir iki kadeh alırlar. Başka zaman içmek akıllarına bile gelmez. Doğrusu bunun, kendine hakim olmakla bir alâkası yoktur. Söylediğim gibi belki de bu genetik bir şanstır.
Eğer böyle bir karakteriniz varsa, içmeyi rutin hale getirseniz bile, zaten bir otokontrole sahipsiniz demektir. Kendinizi sınırlamak için fazladan efor sarfetmeniz gerekmez. Ne var ki, zaafı olanlar için durum böyle değildir.
Doğrusu insan hayatına hiç bir yararı olmayan alkolün bu kadar savunulmasına ve önemsenmesine bir anlam veremiyorum. Buna karşın iktidarın, alkol kullanımını yasaklayacağından endişe duyanlara da şaşırmıyorum. Çünkü ben, kullandığım dönemde sigarasız bir hayatı hayal etiğimde ürperiyordum.
Burada şunu söylemeliyim. Eğer kişi alkol almıyorsa, içemeyeceğine dair endişesi de olmayacaktır. Bu nedenle ben, "içen insanlar bile çocuklarının geleceği için alkol kullanımının sınırlanmasından memnuniyet duymalıdır" diye düşünüyorum. Fakat onlar, sanki buna üzülüyor gibiler. Anlaşılıyor ki, böyle kimseler alkolde bir tehlike görmüyorlar. Onu masum bir içecek kabul ediyorlar. Eh bu da bir tercihtir, ne diyelim.
İddia sahiplerinin aksine, içkinin bu kadar kutsanası bir meta olmadığını sadece din söylemiyor. Onun zararlı olduğunu bilim de söylüyor. Hem de devlet kadar güçlü içki ve sigara kartellerine rağmen.
Sn. Bibliyofil'in alkol konusuna değindiğim ilk yazıma gönderdiği yorumun cevabında, "alkolün insanları katil, saldırgan yapmadığını ve fakat içlerindeki bu özelliği ortaya çıkardığını" anlatmıştım. Bu yüzden, bunun üzerinde durmuyorum.
Ancak alkol kullanımını savunma sadedinde verdiği Hizbullah örneği üzerinde bir kaç söz etmek istiyorum. Esasen dinle alkolü kıyaslamak yanlıştır. Alkol, adeten ve ilmen kullanılması mutat olmayan bir içecektir. Din ise müstakil bir disiplindir. Din insanı, edindiği olumlu değerlerden soymaz. Aksine ona daha üstün değerler yükleyerek onu yüceltmeyi hedefler. Dolayısı ile din, alkol gibi normal insanları arızalı hale getirmez. Çünkü onun böyle bir vasfı yoktur.
İslamın birincil amacı barıştır. Ne var ki, gerektiğinde savaşı da reddedetmez. Buna karşın incillerinde, "Birisi sağ yanağınıza vurursa ona sol yanağınızı dönün" buyrulan hristiyan dünyasının yaptıklarına baktığımızda şarabı kutsayanların mı, yoksa ona haram diyenlerin mi daha terörist ve daha zalim olduğunu görebiliriz.
Bizdeki Hizbullah'ın kaynağı islâm değil, derin devlettir. Bunlar çok yazıldı, çizildi, emekli askerlerce defalarca dile getirildi. Şimdi de aynı itirafı Arif Doğan yapıyor. Artık bazı şeyleri görmemiz gerekiyor. Töre cinayetlerinin ise, dinle zerre kadar ilgisi yoktur. O aşiret geleneğinin bir sonucudur.
Ben diyorum ki, içenler eğer istiyorlarsa yoluna devam etsin. Fakat alkol, insan için zararlı bir şeyse, (ki öyledir) en azından aklı başındaki aileler çocuklarına bunu anlatsın. Kimse alkol kullanmayı çağdaşlık olarak lanse etmesin. Biliyoruz ki, batılılar çok içtiği için ileri gitmediler, biz de az içtiğimiz için geri kalmadık. Bunun başka nedenleri var.
Aslında böyle bir tartışmaya girmek istemezdim. Fakat din ve çağdaşlık üzerinden alkole meşruluk kazandırma girişimi beni, ister istemez konunun içine sürükledi. Alkole karşı olan sadece din değil ki! Bilim de öyle... Üstelik bir yığın gerekçesi de var. Bunlar niye yok sayılıyor anlamıyorum. Konuyu iyi bilen, tarafsız ve aklı başında hangi insana sorsanız alkolün matah bir şey olmadığını söyleyecektir.
Durum böyle iken benden farklı şey beklememelisiniz.
Resim: negatif.com