- Kategori
- Gündelik Yaşam
Alnımızda secde izi taşımanın zamanıdır!

Namaz, insanın Allah’a yakınlaşması, O’na boyun eğmesi, dünyevi her şeyden sıyrılarak Rabb’ini düşünebilmesi için bir yöneliştir.
Namaz gafleti kaldırır, insanın bilincini ve şuurunu canlı tutar. Namazla imanı derinleşen, samimiyeti artan müminin ahlakı güzelleşir, nefsani tutkularından ve kötü düşüncelerinden arınır. Mümin, secdelerinin ardından ettiği dua ile de her isteğini Rabb’ine iletir, O’na yakınlaşır.
İnsan gaflete kapılmaya ve unutmaya yatkın bir varlıktır. Kendisini günlük olayların akışına kaptırdığında asıl dikkatini vermesi gereken konuları hatırlayamayabilir. Allah'ın her an kendisini gördüğünü, her sözünü duyduğunu, içinden geçirdiklerini bildiğini, ölüme herkesle aynı yakınlıkta olduğunu, o gün tüm yapıp ettiklerinden sorgulanacağını ve Yüce Allah’ın sonsuz güç sahibi olduğunu unutabilir…
İşte namaz, şeytanın insana telkin ettiği bu gaflet halini engeller. Namaz insanın Yaratıcısıyla olan randevusudur. Samimi mümin her randevusuna içinde hissettiği bu aşkla, Rabb’iyle buluşacak olmanın verdiği heyecanla gider. Namazla, en içten şekilde Allah’a yönelir, vicdanını en fazlasıyla kullanır ve Allah'ın beğendiği ahlakı yaşamakta süreklilik gösterir. Günün belirli vakitlerinde Allah'a yönelen, üstün sıfatlarını zikreden, rahmetine sığınan ve aczinin bilincinde O’ndan yardım dileyen bir mümin -Allah'ın dilemesiyle- iman derinliğine sahip olabilecektir.
Namaz yalnızca fiili olarak yapılan bir ibadet değildir. Allah'a olan yakınlığımızın ve teslimiyetimizin kanıtı, Rabb’imize yakınlaşmamız için önemli bir yoldur. "Bir namazımı kılayım da geleyim" tarzında, yalnızca görev gibi namaz kılan öyle çok insan var ki. Oysa amaç, Allah'ın sonsuz gücü karşısında acizliğini kabullenmek ve O'nu yüceltmek olmalı. Münafıklara has olan, namaza karşı bu isteksizlik ve üşenme gibi duygulardan titizlikle kaçınmamız gerekir. Samimi müminler büyük bir şevk ve istekle namaz kılarken, münafıklar Kuran’da “Gerçek şu ki, münafıklar (sözde), Allah'ı aldatmaktadırlar. Oysa O, onları aldatandır. Namaza kalktıkları zaman, isteksizce kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı ancak çok az anarlar.” (Nisa Suresi, 142) ifadeleriyle dikkat çekildiği üzere namaza isteksizce gelirler.
Yaşamımızdaki, kulluk ve ibadetlerimizdeki, namazımızdaki aklı örten tüm perdeleri –Allah’ın izniyle- kaldıralım.… Namaza hazırlanırken, önemli randevularımıza giderken gösterdiğimiz özenle kıyaslanamayacak kadar titiz olalım. Her namazımızı aynı huşu içinde kılabilmek için Rabbimiz’e dua edelim, için için yalvaralım…
Allah’ı zikretmek/yüceltmek amacıyla kıldığımızı düşünerek her namazımıza titizlik gösterelim… Kıyama durduğumuz anın, Allah’ın huzuruna çıkacağımız an olduğunu şeytanın unutturmasına fırsat vermeden…
Şeytan insanı sarıp-kuşatır ve Allah’ın zikrini unutturur. Biz her namazımızı aynı huşû içinde kılmayı unutmayalım. Allah, “Onlar Allah'ı unuttular; O da onları unuttu…” (Tevbe Suresi, 67) buyurur. O’nun tarafından unutulmayı göze alabilir miyiz?... O’nu her an anmak için dua edelim, için için yalvararak dua edelim…
"Rabbim, beni namazı(nda) sürekli kıl, soyumdan olanları da. Rabbimiz, duamı kabul buyur." (İbrahim Suresi, 40)
Çünkü ‘o gün’, dünyadayken Allah'a bile bile secde etmemiş, O'nun buyruklarını yerine getirmemiş ve O'nun tavsiye ettiği güzel ahlakı yaşamaktan kaçınmış olanlar, ne kadar isteseler de buna güç yetiremeyeceklerdir:
Ayağın üstünden (örtünün) açılacağı ve onların secdeye çağrılacakları gün, artık güç yetiremezler. Gözleri 'korkudan ve dehşetten düşük', kendilerini de zillet sarıp-kuşatmış. Oysa onlar, (daha önce) sapasağlam iken secdeye davet edilirlerdi. (Kalem Suresi, 42-43)
Yüce Rabbimiz o günün telafisi imkansız pişmanlığından ve yaşanacak azaptan esirgesin. Kur’an’da, “…Onları, rüku edenler, secde edenler olarak görürsün; onlar, Allah'tan bir fazl (lütuf ve ihsan) ve hoşnutluk arayıp-isterler. Belirtileri, secde izinden yüzlerindedir…” (Fetih Suresi, 29) ayetinde söz edilen müminler gibi, alnımızda secde izi taşımanın artık zamanıdır…