Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Eylül '11

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
402
 

Ama biz, utangaç bir toplumduk...

Ama biz, utangaç bir toplumduk...
 

(Çoklu ortamdan)


Alsancak'ta, 20 yaşından daha büyük olmayan genç bir kız, güvendiği tiplere kibarca yanaşıp "çıkışmadığı için" 0,5 TL rica ediyor. Hiç denk geldiniz mi?

Aradan 24 saat geçmeden beni bir daha durdurunca hani "fazla" güvenilir bulunduğuma sevinemedim... Kendisine, "bu rica"yı çok kısa aralıklarla yinelediğini söyledim. Akrabammış gibi para para diye içtenlikle üsteledi. Ben, "Ayıp değil mi?" diyecek oldum. Ağzında sakızıyla "Senin yaptığın ayıp değil mi?" diye gülümseyerek karşılık verdi. Ardından sevecenlikle, "Aaa bende de aynı tişörtten var, 'fiığ av di doğrk, Meydnnn' haydi öptüm seni, iyi günler!" deyip bakışlarıyla benim omzumdan daha gerilere atlayıverdi... Dönüp baktım, arkamdan, güven duyabileceği bir beyefendi yaklaşıyormuş. Kişiyi uyaracak oldum ama kızımız, ikinci tekille seslenmekle birlikte İstanbul Türkçesi ile aynı ricasını çabucak yineledi. Türkçe görkemli, İngilizce anne dili gibi...

Öğrenciliğimin yeni bittiği yıllarda katıldığım kısacık bir kültür gezisinde, metro girişinde "Change, please, help..." diye paçalarımıza yapışan İngiliz kibar dilencilerine çok şaşırmış, çok üzülmüştüm. İş bulamamaktan mı, bulduğu işi beğenmemekten mi yoksa yalnızca başkalarından para isteyerek gününü geçirmenin kolaylığından mı, dilenmeyi renkli bulduklarından mı?.. "Gerçekçi" olduğuna inanageldiğimiz başka başka gerekçeler de sıralanabilir. Doğrusu iki ayrı toplumdan şu iki örnek kişiye de doğruyu, yalnız doğruyu söyleyeceklerine yemin ettirip yaşam öykülerini öğrenmek gerekirdi. Sosyologların işidir; belediyelerle, sivil toplum kurumları, ortak çalışmalıdır, orasını bilemiyorum. Demek ki o kurumların dikkatini çekmiyorlar ya da dilenmek yasaldır, olağandır hatta kişiler, dilenmeyi, yaşam biçimleri olarak özgürce seçebilir...

Ümit Ünal'ın Nar'ında izleyeceğimiz sanatçı İrem Altuğ, önceki yıl İzmir Uluslararası Kısa Film Festivali'ne konuk olarak katılmıştı da heyecanını gizeyememişti. Gizleyemediğini de açıkça söylemişti zaten. Biliriz o heyecanı... Hani, kalabalık karşısında konuşurken, sunum yaparken, sahnede oyun sergilerken olur ya; sesin titremesi, ellerin nereye konulacağının bilinememesi; rahat, kendinden emin ve heyecansız gözükmeye çalışırken sandalyeden düşme, masaya çarpma sakarlıkları sonucu oracıkta hemen buharlaşıverme duası...

Sanatçının, duyumsadıklarını söylerkenki içtenliğine ve oyunculukla ilgili bir saptamasına bayıldım ki bu etki, bende yoğunlaşarak sürüyor: İrem Altuğ, beş yıl Amerika'da kalmış, oyunculuk eğitimi almış, Türkiye'ye dönmüş, bir de görmüş ki insanlar, kendilerini yerlere atıyor, biçimden biçime giriyor. "Ben yıllarca oyunculuk, doğaçlama öğrenmek için ABD'de kaldım. Oysa ülkemdeki insanlar ne yetenekliymiş... Ama biz, utangaç bir toplumduk, ne oldu bize?.." diye düşünmeye başlamış. İrem Hanım gibi ben de bunu düşünüyorum. Dilencinin kibarı, gaspçısı; sadaka peşinde koşup kendini acındırarak çalışmamayı erdem sayanlar; denetimsizliğin yarattığı haklarla mikrobik lokanta işletenler; yaptırım uygulanmadığı için pisliği kendine hak görerek sokakları kirletenler; araçlarından inatla dışarıya taşırdıkları desibellerce yüksek ve çirkin müzik sesleriyle hep rol yapıyor, iyi rol kesiyorlar.

Üstelik onlar, keyiflerince yaşıyor, çok mutlular, başka bir yerde bu denli değerli ve mutlu olamazlar... Kendimize karşı iki yüzlü olmama erdemini bir yana bırakıp zarar görmemek, rahatsız olmamak için önlemleri artırmak ve rol yapmaya başlamanın zamanı mıdır, nedir?..

İzan, edep, ar, namus, vicdan, erdem, aklın yolu, sağduyu nedir ki?.. Bunlar öldü, yaşasın postmodernizm, yaşasın sınırsız hoşgörü!..

 

Gezmeli: "Mask Müzesi"
Okumalı: "Türk Hümanizmi" Prof. Dr. Suat Sinanoğlu - Türk Tarih Kurumu
Dinlemeli: "Endless Days" Eberhard Weber
İzlemeli: "Griff the Invisible" Leon Ford

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Toplumun değişimini gösteren ilginç bir saptamada bulunmuş, bunu tiyatro veya sinemayla iyi bağlamışsınız. Yazınızı okuyunca trafik ışıklarında bekleyen dilenci/satıcı karışımı kişileri düşündüm. "Gönlünden ne koparsa" bedelinde bir paket kağıt mendil ya da sakız. Bu da benzer bir konu, ama ülke gerçeği gerçekten endişe verici. Saygılar.

Güz Özlemi 
 06.09.2011 9:46
Cevap :
Yorumunuz için teşekkür ederim. Evet, herkesin "iyi"leşmesini, kendiliğinden "doğru" davranmaya başlamasını bekleyecek zamanımız kalmadı. İ.Ö. 4. Yy'a dönsek de belediyeler sofistik görevler edinse de çalışmanın, okumanın, çevreye saygının erdemini anlatsa insanlara, diyorum. Ama sözün de gücü kalmadı, Sokrates gelse dinlemezler. Saygılar...  06.09.2011 15:06
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 101
Toplam yorum
: 158
Toplam mesaj
: 22
Ort. okunma sayısı
: 2394
Kayıt tarihi
: 18.11.07
 
 

İzmir'den merhaba! İzmir'de, Göcek'te, Marmaris'te, Milas'ta, Söke'de, Bodrum'da sonra yine İzmir..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster