- Kategori
- Ben Bildiriyorum
Amigo değil doğrucu davut

Bir kafede oturuyoruz. SKY TV açık. Nihat GENÇ var.
Televizyonun sesini açmasını istiyorum kafenin işletmecisi olan arkadaşımdan. Birden homurdanmalar başlıyor. Çoğu üniversite mezunu ya da üniversitede okuyan genç insanlar kafede oturanlar. Nedenini soruyorum bu hoşnutsuzluklarının. Cevaplar geliyor farklı kafalardan:
-Amigo
-Slogan insanı
-Bağırarak konuşuyor
...
Bu tür cevapların da aslında bir tür slogan olduğunu gözden kaçırmamış olmakla birlikte Nihat GENÇ'i fırsat buldukça izleyip okuyan biri olarak bu genç beyinlerin onu dışlamasına hem şaşırdım hem de üzüldüm.
Sonra anladım ki iyi bir insan imajı oluşturmak istiyorsanız toplumun düzenine -ya da düzensizliğine- laf etmeyeceksiniz. İyi ya da kötü onların size trajik gelen durumlarını yüzlerine - hele bir de bağırarak asla- söylemeyeceksiniz. Yani eskilerin bize öğrettiği en önemli öğüdü
Biz öyle bir toplumuz ki dedelerimizden bize miras kalan en önemli alışkanlıklarımızdan biridir doğru söyleyeni dokuz köyden kovmamız.
Ne kadar ağır geliyor bize gerçekleri duymak. Hele bu gerçekler bizim hatalarımızsa... Uçuruma giden bir kalabalık var. Tabiiki farklı bir açıdan bakıp onların gittiği yerin uçurum olduğunu gören biri onları durdurmak için bağıracak. Kalabalıktakiler bu insana "bize hakaret ettin sen ukalasın" mı demeli? Yoksa "teşekkürler biz bunu farketmemiştik iyi ki söyledin" mi?
Keşke okumaya ve dinlemeye bahane arayacağımız zamanları bu ikisine ayırabilen bir toplum olabilsek. Farklı görüşlere yaklaşımımız "aslında bu da olabilir" düşüncesiyle başlasa.
Bu topraklarda yaşayan insanları yüzyıllarca diğerlerinden daha üstün kılan en önemli özellikleri birbirlerindeki farklılıkları zenginlik olarak kabul ediyor olmalarıydı. Onun için bu süreçte türlü dinlerden türlü ırklardan insanlar huzur içerisinde yaşadılar. Taki birbirlerine düşman edilinceye kadar...
Son söz:
"Herkes anlayabildiği kadar yaşar. Anlayamadığı şeyleri umursamadan ölüp gider..."