- Kategori
- Haber
Anayasa tartışmaları ve toplumsal kâbus senaryoları ...

"... üniversitesinde çatışma".
"...ilçesinde din terörü".
Girişte belirttiğim hayali manşetler bu gün için sürrealist bir fotoğraf gibi düşünülebilir. 12 Eylül öncesinin terör ortamını yaşamış bir ülke için ise çok uzak bir varsayım değildir.
***
Yeni anayasa tartışmalarının asıl gerekçesi ortaya çıkmaya başladı.
İktidarın bireysel özgürlükler bağlamında ele aldığı yeni anayasa çalışmaları “türban” ekseninde düğümlendi.
Sorun türbana bireysel özgürlük olarak bakıp üniversitelerde serbest etmekle çözülmüyor.
Yarın “farklı din mensuplarının kendi giysilerini giymek istemelerine, çarşaf, cübbe, sarık ile eğitim almak isteyenlere nasıl engel oluruz” da düğümleniyor.
İnanç üzerinden siyaset yapmanın Türkiye’yi yıllardır çıkmaza doğru sürüklediği görülüyordu. Varsayalım üniversitelerde türban özgür bırakıldı. İş bununla bitecek diye düşünmek, Ata’nın Gençliğe hitabesinde belirttiği gibi olsa , olsa “gaflet” olabilir.
İş öyle bir noktayla gelir ki kimse hayal bile edemez bu günden. Tarikat ve cemaatlerin kendine özel türbanları ile boy göstermeleri, kendi yaşam biçimlerini bir şekilde kendi gibi düşünmeyenlere dayatmaları sonucu; üniversiteler; artık kargaşanın , üstünlük yarışının ve en korkuncu bir zamanlar tırmandırılan sağ sol çatışmasının bir değişik versiyonu gibi inanan inanmayan çatışmasına dönüşmesi ihtimalidir.
Türk siyasetçisi Atatürk’ten sonra büyük ideallerin peşinden değil, ucuz siyasi istismarın peşinden gittiler. Koltuk kavgası verilen tavizlerle taassubun egemen olabileceği, hukuk yerine fetvaların referans alınacağı ( toplum önderlerinin mahkemelerin yükünü hafifletebileceği ) siyasi bir iklimi oluşturdu.
Oy avcılığı, iktidarın sürdürülmesi için her yolun mübah sayılması, siyasetçinin “Ilımlı İslâm “ teori ve uygulamalarının gönüllü uygulayıcıları olmaya soyunmaları, geleceğe yönelik senaryoları göz önüne getirdiğimizde ürkütücü bir tablo canlanıyor kaçınılmaz olarak ..
Süreç böyle devam ederse ( ki umarım aklın ve sağduyunun galip geleceği bir çözüm bulunur) , 12 Eylül öncesinde yaşananlar gibi sağ-sol çatışması değil; bu kez dinsel eksenli bir çatışma ortamına ülkenin sürüklenmesinin önüne kimse geçemez. Zaten aklını küresel senaryolara tutsak etmiş siyaset esnafının işleri bu günkü noktaya getirmiş olmaları, geçmişte üniversitelerde yaşanan bu tarz olaylar işaret olarak değerlendirilebilir.
Toplumsal olayları ve gelebileceği noktayı düşünmek bile istemiyorum. Hele mahalle kültürünün egemen olduğu bir toplumsal dokunun, olumsuz senaryolara uygun zemin olabileceğinin örnekleri varken ülkemiz için endişelenmemek kaçınılmaz.
Tarih gerekli dersi almayanlar için tekerrürden ibarettir.