- Kategori
- Anılar
Anı biriktirmekmiş yaşamak, sonrası için.

Yaşıyoruz. Kimi zaman nefes alıp vererek. Kimi zamansa nefes alıp verdiğimizin farkına dahi varmadan. Kim bilir bazen, farkına varmak istemeden, bundan kaçınarak.
Yaşamımıza bir insan ekleniyor. Günler yaşıyoruz beraber, öyle veya böyle ya da şöyle. Yaşarken , durup "bunu ben yaşıyorum, ben!" diye haykırmak gerekmiş. Farkına varmak ama daha çok ayırdına varmak için.
Yaşamımızdan bir insan kayıp gidiyor. Tutamıyoruz. Tutsak, ya kırılacak ya sıkıp berbat edeceğiz vıcık vıcık. Gidiyor... Geriye anılar kalıyor işte. Anı biriktirmekmiş yaşamak, sonrası için... Gittikten sonra o, o anılara sarılıp uyumak için. Yastık yapmak, yorgan yapmak için. Yeri geldiğinde ekmek yapmak, su yapmak için. Nefes yapmak için asıl çokça. İşte bu sefer, nefes alış verişler öyle bir farkındalıkla oluyor ki, bu anıları ne zaman, nasıl, niye topladığımız "yıldız yıldız basıyor" içimizi. İyi ki toplamışım desek de, nerden toplamışım desek de fayda etmiyor zarar etmiyor, çünkü fark etmiyor... Anılar bizi, biz yapıyor.
Bir sonraki sefer anılar biriktirirken, sonra açılacak bu kutuları güzelce istiflemek dışında güzelce doldurmak da gerek, akılda tutmalı bunu. Zaman akıp giderken bizimle dalga geçerek, yaşanmışlıklarımızı zamana inat "anılamalıyız" minik paketlerde, gün gelip canımız istediğinde açmak bakmak, zamana "Geçip gidemedin işte" diyebilmek için. "Elimdesin zaman, sana hükmeden asıl benim"
Yaşıyoruz. Bazen yavaş bazen hızlı. Zaman da geçiyor aynısından. Büyüyoruz, yaşlanıyoruz, değişiyoruz, ekleniyoruz, çoğalıyoruz. Doğumdan ölüme doğru giderkenki bu ziyarette başımıza bu geliyor şu ya da o. İçimize işliyor izinsizce. İzin verdiğimizi sandıklarımız , anılarımız. Karanlıkta kaldığımızda, hem aydınlatan hem ısıtan ışıklarımız...
Yaşamımıza bir insan ekleniyor. Günler yaşıyoruz beraber, öyle veya böyle ya da şöyle. Yaşarken , durup "bunu ben yaşıyorum, ben!" diye haykırmak gerekmiş. Farkına varmak ama daha çok ayırdına varmak için.
Yaşamımızdan bir insan kayıp gidiyor. Tutamıyoruz. Tutsak, ya kırılacak ya sıkıp berbat edeceğiz vıcık vıcık. Gidiyor... Geriye anılar kalıyor işte. Anı biriktirmekmiş yaşamak, sonrası için... Gittikten sonra o, o anılara sarılıp uyumak için. Yastık yapmak, yorgan yapmak için. Yeri geldiğinde ekmek yapmak, su yapmak için. Nefes yapmak için asıl çokça. İşte bu sefer, nefes alış verişler öyle bir farkındalıkla oluyor ki, bu anıları ne zaman, nasıl, niye topladığımız "yıldız yıldız basıyor" içimizi. İyi ki toplamışım desek de, nerden toplamışım desek de fayda etmiyor zarar etmiyor, çünkü fark etmiyor... Anılar bizi, biz yapıyor.
Bir sonraki sefer anılar biriktirirken, sonra açılacak bu kutuları güzelce istiflemek dışında güzelce doldurmak da gerek, akılda tutmalı bunu. Zaman akıp giderken bizimle dalga geçerek, yaşanmışlıklarımızı zamana inat "anılamalıyız" minik paketlerde, gün gelip canımız istediğinde açmak bakmak, zamana "Geçip gidemedin işte" diyebilmek için. "Elimdesin zaman, sana hükmeden asıl benim"
Yaşıyoruz. Bazen yavaş bazen hızlı. Zaman da geçiyor aynısından. Büyüyoruz, yaşlanıyoruz, değişiyoruz, ekleniyoruz, çoğalıyoruz. Doğumdan ölüme doğru giderkenki bu ziyarette başımıza bu geliyor şu ya da o. İçimize işliyor izinsizce. İzin verdiğimizi sandıklarımız , anılarımız. Karanlıkta kaldığımızda, hem aydınlatan hem ısıtan ışıklarımız...