- Kategori
- Antalya
Antalya'da katliam!!!

Blog yazmaya karar verdiğimde kategori olarak Antalya'yı seçmiştim. İnsan en iyi bildiği şeyi, en iyi anlatır diye bu kararı almıştım açıkçası. Merkezde bulunan, neredeyse her taşını, dikili her ağacının adresini ve de cilveli bir kadın gibi değişken havasını, denizinin tuzunu, çakılını, kumunu, yöresel yemeklerini, geleneklerini, insanlarını çok iyi bildiğimi düşünerek bu minvalde yazmak istemiştim.
Başlangıçta birkaç Antalya yazısı yazdım ve sonra vazgeçtim. Çünkü içimdeki öfkeyi yazmak istemedim nedense. Milliyet / Blog benim şehrimin sorunlarını yazacağım yer olmamalı diye düşündüm vazgeçerken. Ben güzellikler yazmalıydım, bu şehre ait güzellikler. Artık elim varmıyor o güzellikleri yazmaya, çünkü Antalya'da katliam var!!!
Hem blog yazarı olmama vesile olan blogdaşım, hem de gerçek yaşamda değerli dostum olan. aslen Çankırılı, ama samimi bir Antalya sevdalısı olan H.Hüseyin Dulun bu konuyu çok güzel dile getirdi, gerek yazısıyla, gerekse fotoğraflarıyla.
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=106602
Orada yayınladığı fotoğraflara bakmanızı istiyorum. O fotoğraflar katliamın sadece küçük bir bölümüdür. Katliam yapılan yer öylesine büyük ki, bir blog yetmez yayınlamaya.
Antalya dünya kenti diye avaz avaz bağıran turizmciler nerede, neden sesleri çıkmıyor? Şehrin en güzel yerine ( Konyaaltı varyantının tam arkası ) 35.000 kişilik stad yapılıyor. Yanına da söylentiye göre gökdelen dikilecek, bir utanç abidesi olarak. Dünyanın hangi şehrinde en güzel manzaralı yere stad yapıldığını gördünüz? Üstelik bu stad hastaneye 250 metre yakınlıkta. Buna isyan eden aklıbaşında birkaç muhalif oldu. 35.000 kişi bağırdığında hastanedeki hastalar ne olacak, düşündünüz mü, diye, kılları bile kıpırdamadı katliamdan yana olanların.
Bunları yazarken, kepçeler, dozerler falezleri delmeye devam ediyorlar. Doğanın bir armağan olarak sunduğu, Antalya'nın bu denli berrak, temiz bir denize sahip olmasının, jeolojik açıdan en önemli unsuru olan falezleri parçalıyor iş makineleri...Aklıma John Steinbeck'in Bitmeyen Kavga romanındaki iş makineleri geliyor, öfkem daha da büyüyor.
Gerçek bir Antalyalı olarak seyirci kalmanın üzüntüsünü yaşıyorum. Yapabileceğim, Antalyalılar'ın yapabileceği hiçbir şey yok. Vardır diyen herkesi Belediye'nin olağan toplantılarından birine davet edebilirim. Katıldım, gördüm bir şey yapılamayacağını. Yapabilse Baykal yapardı, yapar mıydı sahi, yapabilir miydi?
Eski para birimiyle 14 trilyon temsil gideri var Antalya Belediyesi'nin. Muhalefet sorduğu zaman nerelere harcandığını açıklıyorlar. Peki bu yapılan katliamlara harcanan paradan kimler nemalanacak? Gökdelen, ya da iş merkezi denen yer kimlerin kontorlünde olacak, ses yok!
Yakın bir tarihte ANTALYA diye bir şehir olmayacak. Şehrimizin yeni adını üzülerek, utanarak açıklıyorum sizlere; RANTALYA...
Başlangıçta birkaç Antalya yazısı yazdım ve sonra vazgeçtim. Çünkü içimdeki öfkeyi yazmak istemedim nedense. Milliyet / Blog benim şehrimin sorunlarını yazacağım yer olmamalı diye düşündüm vazgeçerken. Ben güzellikler yazmalıydım, bu şehre ait güzellikler. Artık elim varmıyor o güzellikleri yazmaya, çünkü Antalya'da katliam var!!!
Hem blog yazarı olmama vesile olan blogdaşım, hem de gerçek yaşamda değerli dostum olan. aslen Çankırılı, ama samimi bir Antalya sevdalısı olan H.Hüseyin Dulun bu konuyu çok güzel dile getirdi, gerek yazısıyla, gerekse fotoğraflarıyla.
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=106602
Orada yayınladığı fotoğraflara bakmanızı istiyorum. O fotoğraflar katliamın sadece küçük bir bölümüdür. Katliam yapılan yer öylesine büyük ki, bir blog yetmez yayınlamaya.
Antalya dünya kenti diye avaz avaz bağıran turizmciler nerede, neden sesleri çıkmıyor? Şehrin en güzel yerine ( Konyaaltı varyantının tam arkası ) 35.000 kişilik stad yapılıyor. Yanına da söylentiye göre gökdelen dikilecek, bir utanç abidesi olarak. Dünyanın hangi şehrinde en güzel manzaralı yere stad yapıldığını gördünüz? Üstelik bu stad hastaneye 250 metre yakınlıkta. Buna isyan eden aklıbaşında birkaç muhalif oldu. 35.000 kişi bağırdığında hastanedeki hastalar ne olacak, düşündünüz mü, diye, kılları bile kıpırdamadı katliamdan yana olanların.
Bunları yazarken, kepçeler, dozerler falezleri delmeye devam ediyorlar. Doğanın bir armağan olarak sunduğu, Antalya'nın bu denli berrak, temiz bir denize sahip olmasının, jeolojik açıdan en önemli unsuru olan falezleri parçalıyor iş makineleri...Aklıma John Steinbeck'in Bitmeyen Kavga romanındaki iş makineleri geliyor, öfkem daha da büyüyor.
Gerçek bir Antalyalı olarak seyirci kalmanın üzüntüsünü yaşıyorum. Yapabileceğim, Antalyalılar'ın yapabileceği hiçbir şey yok. Vardır diyen herkesi Belediye'nin olağan toplantılarından birine davet edebilirim. Katıldım, gördüm bir şey yapılamayacağını. Yapabilse Baykal yapardı, yapar mıydı sahi, yapabilir miydi?
Eski para birimiyle 14 trilyon temsil gideri var Antalya Belediyesi'nin. Muhalefet sorduğu zaman nerelere harcandığını açıklıyorlar. Peki bu yapılan katliamlara harcanan paradan kimler nemalanacak? Gökdelen, ya da iş merkezi denen yer kimlerin kontorlünde olacak, ses yok!
Yakın bir tarihte ANTALYA diye bir şehir olmayacak. Şehrimizin yeni adını üzülerek, utanarak açıklıyorum sizlere; RANTALYA...