​ Aramızda Casus Var! / Sinema / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Aralık '08

 
Kategori
Sinema
 

Aramızda Casus Var!

Aramızda Casus Var!
 

(IMDB)


Kuyruk, aslında Arog kuyruğu. AFM Passtel'de biletimi alırken Coen'lerin jenerik pazarlığını da araya sıkıştırdım, ''O meyılı siz mi atmıştınız?'' diyen gişedeki genç kızla gülüştük, ivedilikle bir üst kata tırmandım, sekiz numaralı iç cep gibi salona girdim. Eh, A.R.O.G. ya da Muro bu salonda gösterilecek değildi! Şu Coen Kardeşler filmi için olumsuz eleştiriler beni etkilemedi ancak dikkatimi çekmişti. Eski yeni karışık, Haneke ile Fincher filmlerinin (kimisini yeniden) izlediğim bir haftanın sonuna Burn After Reading (Aramızda Casus Var) çok iyi gidecekti, bence. Düşündüğüm gibi de oldu.

Constantine'in Gabriel'i Tilda Swinton'ı Bayan Cox olarak görmek de güzeldi; O Brother, Where Art Thou? (Nerdesin Be Birader?)'nun Ulysses'ini, Ocean's 12 ile 13'lerin 'cool' Clooney'ini eski güvenlik görevlisi ve yeni eşi konusunda kararsız, anaflaktik şok kompleksli, 5 km engelsiz koşucu Harry olarak görmek de... Fight Club'ta bile bebeksi yüzü yeterince dağılamayan Brad Pitt'in 'o' sahnede (yalnızca bir saniyeliğine) en sevimli, en gerdanlı durduğu işte 'o' tek karenin ardından, panjurlu gardrobda başına pat diye gelivereni görmekse şaşırtamamıştı. Kara komedinin en önemli özelliğini, 'izleyicinin şaşkınlıktan ağzının açık kalmasının en doğal olduğu sahnede, şaşıramamasına şaşırmak' olarak aldım, gitti! Coen'ler, Pitt'e bu filmde de boyun kütürdetiyorlar, David Fincher'in Dövüş Kulübü'nde olduğu gibi; buradaki 50 dB kadardır.

John Malkovich ise başka bir paragraf... Charlie Kaufman'ın yazdığı Being John Malkovich (John Malkovich Olmak)'ten beri 7,5'uncu katta, manyetik rezonans aletinde yatar gibi vızır vızır çalışmanın boncuk boncuk terleten sıkıntısı bir gece bile kâbusunuz olmadı mı? İşinden ayrılması uygun düşen CIA ajanı Osbourne Cox'un ''Moron!'' diye bağırırken artık tansiyonunun iyice yükselmiş olduğunu bilebiliriz. Malkovich'in ilk karelerde başlayan öfkesi, şanssız gelişmelerle hep artar. Hele sol elinde ateşli silah, sağ elinde ateş suyu, üzerinde robdöşambrla bodruma inince... Yaşam biçimi, ilgi alanı, düşünceleri, tek bir alışkanlıkları, çocuklukta tek bir anıları bile birbirine hiç benzemeyen, dilleri Amerikanca da olsa aynı anlamdan asla konuşamayacak iki adamın bu daracık alanda karşı karşıya gelmesi en sonunda Ozzie'yi, elinde baltayla zıvanadan çıkartır. Aslında balta bir parantezdir; baltayla en sağlam kapı da kırılır, bir insanın kafası da yarılır.

ABD'nin, canla başla yaşamın her alanına tutkuyla bağlı yurttaşları, yüksek gelir düzeyinde ya da orta düzeyde de bulunsa 'gelirin düzenlisi, sigortanın kapsamlısı, yaşamın konforlusu' üçlemesinden azıcık ödün veremezler. Kahramanların en kazançlısı Linda (Frances Mc Dormand)'dır, çünkü standardını yükseltmenin yolu CIA'den geçecektir, bunu başaracaktır (bu filmden sonra tüm Linda'lara Lında diyeceğim, bugüne dek yanlış söylüyormuşum)!..

No Country for Old Men (İhtiyarlara Yer Yok) ile Oscar'lanan iki kafalı yönetmen Coen Kardeşler'in bu yapıtını diğer filmleriyle karşılaştırmaya neden gerek var, bilmiyorum. Barton Fink de, Fargo da, İhtiyarlara Yer Yok da başka filmlerdir. Film üzerine okuduğum onca olumsuz eleştirilere karşın ziyafet öncesi bir merakla gitmiştim Burn After Reading'e. Bir baktım, bu ziyafette azıcık çimlenmek yerine, eni konu karnımı doyurmuş oldum. Salonda, birlikte gülebildiğim izleyici sayısı kısıtlıydı ama olsun; az gülene de, geceleyin acıkıp buzdolabından ağzına şuruplu tatlı atmak kadar zevkli gelmiştir film, eminim. Linda'nın kakırdayarak gülmesinden, jenerikteki The Fugs'un CIA Man'ine dek gülümseyerek anacağınız bir film, bence.

Makinistimiz salonu karartmadan çıkmak üzere ayağa kalktım ki aşağıda, salon çıkış kapısının önünde bekleyen genç bir kız ve erkek arkadaşını, beni bekler gördüm. Şaşkınlık içinde kapının üzerimize kilitlenmiş olduğunu söylediler; kapıyı itiyorlardı ama açılmıyordu. Bu ziyafetin üzerine, kahve niyetine başka bir gerçeküstü tad gerekiyordu; Passtel'de Mamma Mia çıkışımız unutulmazdı, ''Bir tane daha!'' dedim içimden. Neyse ki iki arkadaş, kapıyı menteşeleri yönünde zorluyorlarmış. Parmağımın ucuyla ağırlık merkezini değiştirince koridorun ışığı bizi baştan ayağa aydınlattı. Gülerek patlamış mısır kokuları arasına daldık. 66. Altın Küre En İyi Film ödüllerinden birine aday Coen'lerin bu filminden bir sonrakini daha büyük merakla bekleyeceğim ama önce, şu izleyemediğim eskilerini de bulup kaçırdığım şölenleri yakalamalıyım.

 
Toplam blog
: 101
: 2403
Kayıt tarihi
: 18.11.07
 
 

İzmir'den merhaba! İzmir'de, Göcek'te, Marmaris'te, Milas'ta, Söke'de, Bodrum'da sonra yine İzmir..