Araplaştırılıyor muyuz? / Dünya / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Ocak '17

 
Kategori
Dünya
 

Araplaştırılıyor muyuz?

Araplaştırılıyor muyuz?
 

Biz Türklerin İslamı algılayış ve yaşayış biçimleri Araplarınkinden farklıydı.

Türkler itikatta İslam düşünce ekollerinden Maturidiliği benimsemişlerdi.

Bu akılcı düşünce ekolünün benimsenmesiyle İslamı anlamada ve yorumlamada daha rasyonel ve hümanist olunmuştur.

Yesevi’lerin, Yunus’ların, Mevlana’ların… insan sevgisi anlayışları dinin merkezine oturtulmuştur.

Bu anlayış nedeniyledir ki, Türkler tarih boyunca dinsel yaklaşımlarda Araplara nazaran hep daha esnek ve hoşgörülü olmuşlar, Müslümanlığı benimsemelerinden sonra da değişik kültürlerle ve dinlerle bir arada barış içinde yaşayabilmişlerdir.

Türkler din-devlet ilişkilerinde de dengeli bir tutum izleyebilmişlerdir.

İslamı benimsediklerinde tarihlerinden ve geleneklerinden gelen “milli” değerlerini yeni dinleriyle hayranlık uyandıracak ustalıkta kaynaştırabilmişlerdir.

Selçuklularda ve Osmanlıda şeri hukukun yanında ve belki daha baskın olmak üzere örfi hukuk uygulamaları bu yaklaşımın sonucudur.

İslamın evrensel ilkelerinin zaman ve mekanla sınırlı olamayacağı anlayışını benimsemişler, dinin, yaşamın doğal akışı içinde meydana gelebilecek değişimleri anlamaya ve yeniden yorumlamaya açık olduğunu düşünerek dogmatizmden uzak durabilmişlerdir.

Yönetimleri altındaki diğer inanç mensuplarına karşı baskıcı siyasetler uygulamamışlardır. Aksine ekonomik, siyasi vb. nedenlerle muhtelif kesimlerin baskılarına maruz kalabilen inanç gruplarına korumacılıktan kaçınmamışlardır. Yahudiler, bu yaklaşımların canlı tanıklıklarını yapmaya devam etmektedirler.

Cumhuriyetimizin kuruluşunda laiklik esasının kolayca kabul görebilmesi Ulusumuzun bu özelliklerinin sonucudur. Ulusumuzun bu özellikleri dolayısıyladır ki, Atatürk’ümüz, İslam aleminin biricik laik ulus devletini bu millete kurdurabilmiştir.

Türklerin İslam anlayışlarının hoşgörüye ne denli dayalı olduğunun sayısız örnekleri vardır.

Kaygusuz Abdal’ın yüzyıllar boyu dilden dile aktarıla gelen;

“…

Kıldan bir köprü yapmışsın

Gelsin kullar geçsin deyu

Hele biz şöyle duralım

Yiğit isen sen geç tanrı…”

Dizeleri gibi.

Ya da Ömer Hayyam’ın bin yıldır dilden dile aktarılagelen şu dizeleri.

“…

Var mı dünyada günah işlemeyen söyle:

Yaşanır mı hiç günah işlemeden söyle;

Bana kötü deyip kötülük edeceksen,

Yüce Tanrı, ne farkın kalır benden, söyle….”

Örnekleri çoğaltmak mümkün. Yunus Emre, Mevlana, Fuzuli, Pir Sultan, Nasrettin Hoca… Daha kimler, kimler…

Bu dizeler, içeriğine katılınsa da katılınmasa da Türkler arasında yüzyıllar boyu gülümsemeyle, sevecenlikle, hoşgörüyle kuşaktan kuşağa aktarılması gereken bir değerli miras olarak korunmuştur.

Bu, biz Türklerin İslam anlayışıydı.

Bunun dışında farklı din anlayışları da vardı.

Sözgelimi Araplar ve diğer bazı İslam toplulukları nakilciliği ve gelenekleri ön planda tutan ekolleri tercih etmişlerdir. Bunlar dinsel yaşamı dar kalıplar içine hapseden, dinsel metinlerin asıl amaçlarından ziyade lafızlarına bağlanan, kendileri gibi düşünmeyenleri din dışı sayan anlayışlardır.

Haricilik/Vahhabilik olarak adlandırılan ve daha çok kentli olmayan Araplarca benimsenen bu anlayış günümüzde IŞİD gibi yapılanmalarca savunulmaktadır.

Bu çevreler uygulaya geldikleri akıl dışı, insanlık dışı, din dışı vahşetlerine ve siyasetlerine, (dinin İnsanlığı iyiye, güzele… yöneltme amacından soyutlayarak) dinsel metinlerden naklen dayanaklar bulmaya çalışmaktadırlar.

Tarih boyu Türkler tarafından benimsenmemiş olan bu yaklaşımlar son birkaç on yıl içinde yavaş yavaş Türk-İslam anlayışımızı kemirmeye, dönüştürmeye yok etmeye başlamıştır.

Bu yaklaşımlar geleneksel düşünce akımları içinde ön plana çıkmaya ve hatta ana siyasi akımların en büyüğü olabilme noktasına ulaşmıştır.

Ulus kimliğimizi yadsıyan, Türklüğümüzü önemsizleştirip ikincil düzeye iten bu ümmetçi anlayış kıyafetlerden ibadete kadar her alanda şekilciliği ve tektipçiliği din olarak dayatmaya, bin yıllık İslam anlayışımızı Harici/Vahhabi asimilasyona tabi tutmaya başlamıştır.

Bir bakıma batılı güçler tarafından himaye gören ve içimizden de taban ve destek bulan bu Arap kültür emperyalizmi Türk Kültürünü kuşatma altına almaya ve yok etmeye yönelmiştir.

Bu atmosfer IŞİD gibi örgütleri insanlarımız arasından rahatlıkla militan bulabilme ve bunları birer canlı bombaya dönüştürebilme olanaklarına kavuşturmuştur. Ve her gün böylelerinin yeni bir vahşetiyle yüz yüze kalabiliyoruz.

Son Reina katliamı bunun örneklerindendir.

Emperyalizmin bölgeye egemen olabilmesinin önünde ayak bağı olarak gördüğü tek Müslüman, laik, Ulus devletimizi yok edebilmek için ısrarla uyguladığı bu politika günümüzde Ulusumuzun bekası için bir ciddi tehdit boyutuna varmıştır.

Artık o noktaya gelinmiştir ki, günümüzde Kaygusuz Abdal’ın, Hayyam’ın, Yunus’un… yukarıda örneklediğimize benzer dörtlüklerini dile getirebilmek cesaret gerektirmektedir.

Aramızda, hayatında böyle şeyleri duymamış olduğu gibi, duyduğunda söyleyenin yaşamını sonlandırmaktan zerrece çekinmeyecek fanatikler çok fazladır.

Toplumumuz böylelerinin terör saldırıları ve tehditleri altındadır.

Arap kültürünün her geçen gün Türk-İslam anlayışını daha fazla etki altına almaya başlamasının ve ümmetçilik anlayışının baskın hale gelmesinin Türklük için tehlike sınırlarını aştığı görülmektedir.

Dönüp kimliğimizi, Atatürk’ümüzü ve tarihten gelen İslam anlayışımızı anımsamazsak asimile olup yok olacağız.

Kenan IŞIK

 
Toplam blog
: 432
: 2964
Kayıt tarihi
: 16.05.07
 
 

Mülkiye mezunuyum. Emekli müfettişim. Ankara'da yaşıyorum. S'oligarşi isimli kitabı yazdım. Kitap..