Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 

25 Nisan '13

 
Kategori
Magazin
 

Arda Kural'a ne oldu?

Arda Kural'a ne oldu?
 

Yeni bir yola doğru yürüyor


Bir zamanlar ekranlarımızda “Leonardo di Caprio” benzeri genç bir delikanlı görür olduk. Öyle bir girdi ki hayatımıza en popüler dizilerin “esas oğlan”ı oldu. Para, şöhret, alkışlar hepsi O’nun oldu. Bize televizyon ekranlarından, beyazperdeden, gülümsedi. O’nun objektiften yansıyan yüzünü gördük.

Ama arka planda ruhunun derinliklerinde kopan fırtınaların farkında değildik. Bir gün üzücü bir haber ile seven-sevmeyen, tanıyan-tanımayan herkes sarsıldı. Asıl deprem ise Arda’nın ruhundaydı. Günlerce gündemde kaldı! Ne olduğunu, nasıl olduğunu anlayamadan ardı ardına Arda’nın acı haberleri ile meşgul olduk ve hala da merak ediyoruz.

Hiçbirimiz onun iç dünyasını görememiş, çalkantılarını anlayamamış, gördüğümüz kadarı ile de O’na “Leonardo di Caprio” muamelesi yaptık. Ünlü olduğu ilk günlerde O’nu Arda Kural olarak benimsemek şöyle dursun, O çırpınsa da biz “Di Caprio” lakabını taktık ve kimliğinin farkına varamadık.

Oysa Arda, gerçekten ‘’acıların çocuğu’’ydu. Kibar, güler yüzlü görüntüsünün arkasında terk edilmişlik vardı. Daha önce yazılarımda buna yer vermiştim.

Babası çekmiş gitmiş, annesi ve kardeşini de koruması gerektiğini düşünen, bu acı ile içinde deprem yaşayan bir çocuk vardı karşımızda. Bunları çocuk denecek yaşta düşünmeye başlayan Arda, izleyicilerin elinde büyüdü ve biz bunun farkına bile varmadık. Hayat Arda’yı ‘’külhan beyi’’ yapmıştı da biz umursamadık.

En yakınından gelen darbe zaman içerisinde buluttan nem kapar hale getirdi Arda’yı. Kaygı bozukluğu oluştu Arda’da. Her geçen gün kartopunun çığa dönüşmesi gibi kaygıları daha da büyüyordu. Artık savaşma gücü kalmamıştı, her şeyi terk edip gidesi vardı hatta bir ara kendini bırakıp gitmeyi bile düşünmüş olmalı.

Doğruları biraz daha gözden geçirecek olursak Arda’nın yaşadıkları aile bütünlüğünün yokluğundan kaynaklanan savrulmuş bir yaşamın eseri... Ailevi bütünlük olmadığı için Arda’da ruhsal bir düzen oluşamamıştı. Bir gün kendi ve diğerleri dedi ki “Oğlum yüzün güzel, yakışıklısın. Bundan faydalanmasını bil, çık televizyona hayatını kurtar. Zaten gerisi de çorap söküğü gibi gelir’’. Çorap söküğü gibi geldi de…

Yakışıklılığının ekmeğini yedi. Aile desteği olmadan yürümek, ayağa dikilmek, annesine ve kardeşine kol kanat germek isterken hep kendini öne attı. Hırslıydı, ataktı, ruhen açtı bu da Arda’yı hayata karşı daha vahşi yaptı. Ama hayat tıpkı yırtıcı bir hayvanın kan kokusuna hücum etmesi gibi Arda’nın üzerine çullandı.

Önünde açılan oyunculuk yolunda işine büyük bir hırsla sarıldı, çünkü evine ekmek götürüyordu. Saygınlık kazanmak istedi. Sonuç çatlayan ruhu oldu. 23 yaşında kısacık süren bir evlilik yapıp bir başka sorumluluğun altına da girmeye çalıştı.

Sorumlulukları da katlanarak sırtına bindi ve Arda aslında sorumluğu kendi aldı sırtına. 24 yaşında arabasını satıp film çekti. Çünkü farkındaydı yaş ilerlediğinde, bebek yüzü cazibesini yitirdiğinde sektörün farklı kulvarında yerini almalıydı. Ama olmadı filmi ‘’Sahne’’ gişe yapmadı…

Hastalığının tedavi süreci uzun sürecek yaklaşık 2 ay hastanede kaldı. Şimdi de ilaçlarını kullanıp hayatını düzene sokmaya çabalıyor. Peki nasıl ekmeğini evine getirecek? Şu an çalışmıyor, çalışamıyor. Arda’da farklı bir yoldan para kazanmak istedi. Peşinde röportaj için koşturan gazetecilerden para istedi.

İzzet Çapa ile Kelebek Pazar’a verdiği röportajla tekrar gündeme gelmesinin ekmeğini yemek istedi. Ne oldu çok ayıplandı… Niye ayıplanıyor anlamıyorum? Gazeteci arkadaşlar neden röportaj yapıyorlar? Para için, tiraj yükseltmek için… O zaman karşılığını vermek zorundalar. Arda röportaj için 10 bin TL istemiş, az bile istemiş…

Bir insanın özeline, ruhuna değerken bunun karşılığı olduğunu bilmeli gazeteci arkadaşlar. Acaip bir şeymiş gibi ortalığa saçıp, ses getirmeye çalışacaklarına bir yaşama altın dokunuşları ile can verseler, herkes işini yapsa parasını kazansa, yeni bir hayat kurabilse…

Arda Kural’ın evinde karın doyurmak için taş yenmiyor, asıl Arda’ya şimdi para lazım… Farkına varalım karşımızda ruh, yürek taşıyan bir insan var. Çayımızın, kahvemizin yanına kurabiye ederken Arda’nın ihtiyaçlarını da göz önünde bulunduralım. Sektörel tüketim aracı olarak tüketmeye çalıştığımızın aslında bir insan olduğunu unutmayalım. Tiraj arttırmak için, isim yapmak için bir insan kullanılıyorsa ederini verebilmeyi, bunu akıl etmeyi öğrenelim…

Hayatta tüketilmeden yaşamanız dileği ile…

http://www.medyabey.com

https://twitter.com/eceer6

https://www.facebook.com/pages/Ece-Er-%C4%B0le-Ba%C5%9Fba%C5%9Fa/145170645649459?fref=ts  

 

 

 
Toplam blog
: 781
: 3899
Kayıt tarihi
: 23.09.12
 
 

16- 06- İstanbul'da doğdum. Tatbiki Güzel Sanatlar Tekstil Ana sanat dalı Moda tasarımı bölümünde..

 
 
 
 
 

 
Sadece bu yazarın bloglarında ara