- Kategori
- İlişkiler
Aşk "Kimya"dan İbaretmiş!

Hormonların kuklası mıyız?
Bazılarımız ömür boyu hayallerinin prensini ya da prensesini bekler.
Hani şöyle karşınıza çıktığında, kalbinize takla attıran; her gördüğünüzde soluğunuzu kesen, <ı>o zor bulunan insan evladınıı><ı>.ı>
Hele bir de karşınıza çıkmaya görsün. Eğer onun için beslediğiniz duyguları görmezden gelirse yandınız. Artık kırk katır mı, yoksa kırk satır mı istersiniz. Sürüm sürüm sürünmeye başlamışsınızdır demektir.
Ama yaktığınız ağıtlar, söylediğiniz serenatlar, düzdüğünüz dizeler sevgilinin kalbine yol buldu ise, yedi kat göklerde, yerlerden yer beğenin kendinize. Artık ayaklarınız yere basmaz, uçar durursunuz bir zaman. İnişe geçmeniz epey sonra olur. Kimileri ihanete uğradıktan sonra, kimileri nikahtan sonra basarlar ayaklarını tekrar yere.
Ama konumuz bu değil. Aşkın ne olduğu, neye benzediği, yenir içilir bir nesne mi olduğu, var mı olduğu, yok mu olduğu hakkında hemen herkesin az çok bir fikri vardır. Bizzat yaşanmamış bile olsa, romanlar, filmler, gazeteler ne güne duruyor?
Bizim bu yazıda değinmek istediğimiz husus, Amerikalı beyin ve davranış bilimcisi Larry J.Young’un bilim dergisi “Nature” da yayınlanan en yeni araştırmalarının sonuçları.Young yıllardır, beyindeki, insanı sevme ve sevilme gereksenimini olan sosyal bir yaratık haline getiren maddeleri araştırmakta. Bu davranış bilimcisine göre, aşk da, diğer bütün duygular gibi hormonların ve beyindeki genlerin müşterek çalışmasından doğan bir netice, yani nevrokimyasal bir olgu!
Young araştırmaları sırasında, fareden insana tüm memelilerin beyinlerinde, doğurma ve emzirme sırasında Oxytocin denilen bir maddeyi salgılandığını tesbit etmiş. Ve bu madde anne ile yavru arasındaki kuvvetli bağı meydana getiriyormuş.
Bu hormon ama, başka bir yerde ve zamanda daha ortaya çıkıyormuş. O da kadınla erkeğin sevişmesi sırasında, kadının göğüsleri uyarıldığında. Young bu açıdan, anne sevgisi ile cinsel sevgi arasında, evrim tarihi bakımından bir <ı>akrabalıkı> olduğunu düşünüyor. Ayni şekilde, Vasopressin isimli bir hormonun da, erkekte aşk özlemi yarattığı tesbit edilmiş.
Ama mesele asıl şimdi vurucu oluyor:
Bütün bunlardan, Larry J.Young şu neticeye varıyor: “Bu bağlantıların ortaya çıkarılması, insanların eşlerine karşı olan bağlılıklarının arttırılmasını veya tersine azaltılmasını sağlayacak kimyevi maddelerin geliştirilmesini temin edecektir ki, bu da korkunun veya diğer fobilerin ya da duygusal bozuklukların tedavisi gibi, ilişkilerin tedavisini de mümkün kılabilecektir. “
( Baslerzeitung/ Ulrich Goetz)
Duydunuz mu, “İlişkilerin Tedavisi!”
Demek ki yakın bir gelecekte, örneğin eşini kendisine bağlamak isteyen hatunların büyücü büyücü dolaşmasına gerek kalmayacak.
<ı>Büyücünün papucu dama atıldı!ı>
Veya kendisini başka bir kadınla aldatan kocaya, onu bu kadından soğutmak için domuz yağı filan içirmek de artık “out”.
İlle de evlenmek veya kendinize aşık etmek istediğiniz bir kadın veya adam mı var? O da kolay.
Bütün bunlar için en yakın laboratuvara gidip, gerekli olan hormondan küçük bir tüpe bir miktar koydurup, atacaksınız fileye.
<ı>Artık aşk acısı denen şey de tarihe karışmış olacak.ı>
Baktınız ki, aşkınız zamana yenilmemiş, sevgili size hala çektiriyor. Hemen yeni bir tüp hormon ve yeni bir “tedavi”. Sonra da siz bitti deyinceye kadar devam.
Bundan iyisi Şam’da kayısı.
Bütün bunlar gerçekleşir mi bilinmez tabii.
Ama madalyonun öteki yüzü de var: Ya sevgili de sizi tedavi etmeye kalkışırsa?
İyi ya işte. Hiç bitmeyecek bir aşkın formülü bulunmuş olur sonunda. Aşk soğumaya yüz tuttukça, taraflardan biri , bir koşu gidip getirir yeni tüp hormonu.
Taraflardan biri trenden inmek isterse de, “eşi veya sevgiliyi soğutucu hormon” yetişir imdadına.
İyi de, ya biri ister, diğeri istemezse?
..........İşte o zaman kötü.
Bu işin sonu yine savaş olur galiba.
Ama bu defa “Hormon savaşı”!