- Kategori
- Psikoloji
Aşk istifa etti, ben işe başladım....

“İçinden geleni söyle kalırsa yazık olur, hayata küsüverirsin hüzünler seni bulur. Bir şeyler yapabilirsem güzel gözlerin için, başından geçeni anlat , masaldır benim için. Hele bir gel, uzaklar sana gelir...”
Nasıl da pırıl pırıl bir sabah. Odamın camından içeri giren güneş, duvarımda asılı afişe vurdukça, resimdeki maviliğin içine bırakası geliyor insanın kendini. Ah diyorum, ah yazda bitmeden bu bedeni bir yerlerde yenilemeli. Önümde çetin bir mevsim var, hiç değilse içimde aydınlık olmasa bile, şimdilik güneş aydınlatıyor beni.
İçinizden geleni söyleyin bu gün. Bugün söylenmedik bir şey kalmasın. İyi de olsa kötü de olsa dilinizin altındaki baklayı çıkarın dışarı. Boğazınıza düğümlenen o yumrudan kurtulun ve başınızdan geçeni anlatın bugün. Sözcüklerin dilinden korkmamak gerekir değil mi? Havaya bile uçsalar emin olun bir yerlere ulaşabiliyorlar. Siz nefesinizi boşa tükettiğinizi zannetmeyin sakın. Çünkü susarak kendinizi tüketirsiniz. Çok konuşursanız da karşınızdakini.
İletişim kuramamaktan bahsediyor bugün insanlar. Karşısındakini anlamamakla bitiyor hep bitmez sandığımız aşklar, dostluklar. Neyi, nasıl ve ne şekilde anladığınızın bir önemi olmuyor da, neyi, nasıl, ne şekilde anlattığınızın bir önemi oluyor aslında. Yani anladığımız şeyler sadece, karşımızdakinin bize anlattıklarıyla sınırlı oluyor. İletişim kurmak bu noktada zorlaşıyor. İşte burada anlam kazanıyor atalarımızın söylediği sözler; “Söz gümüş ise, sukut altındır.” Susan aslında anlayan oluyor her defasında. Konuşan ise hiçbir zaman anlaşılamayan. Neden mi? Bence nedeni belli çünkü insanlar içinden geleni söylemiyorlar. İç seslerine kulak vermek yerine, karşısındakinin ne duymak istediğine önem veriyorlar. Bu yüzden düşünürken bin kere tartıyorlar kelimeleri ve sonuçta ortaya çıkan şey ne bizi nede karşımızdakini tatmin ediyor.
Konuşurken hep karşımızdakilere göre seçiyoruz sözcükleri. Aslında biz konuşmuyoruz sadece konuştuğumuzu sanıyoruz. Sonra şikayet ediyoruz insanların bizi anlamadıklarından. Söylediğim sözlerin hepsi boşa gitti diyoruz. Ve susana mana buluyoruz her defasında. Acaba hiç kendi kendimize sormuş muyuzdur, “ ben ne istediğimi yetirince anlatabildin mi?” diye.
Sanırım iyi bir anlatıcı olmanın yolu ilk başta dinlemekten geçiyor. İnsanlar aslında başkalarını dinlemeyi en iyi kendini dinleyerek öğrenebilir. Kendinizi dinleyin, sürekli kendinizle iletişime girin. Sabah kalktığınız zaman kendinize ne istediğini sorun, masallarına kulak verin. Kendimiz olmayı unuttuk aslında bizler. Giderek kalabalıklaşan dünyada insanların bencilliğe sürüklendiğini söyleyenlere katılamıyorum ben. Tam tersine insanın hızla kendisinden uzaklaştığını düşünüyorum. İnsanın birey olmaktan çıktığını ve kendini unuttuğunu.
En son ne zaman kendiniz için bir hediye aldığınız ya da kendinize yemek ısmarladınız? Kendiniz için bir sofra donatıp şöyle kendinizle iki tek attınız? Ne zaman aynanın karşısına geçip, kendinize onu sevdiğinizi söylediniz yada onu seyrettiniz. Psikolog olanlarınız varsa bütün bunların megalomanlık olduğunu savunabilirler. Buyursunlar, insanın kendisine değer vermesi, başkalarını da değer verdiğini göstermez mi? Toplumları oluşturan bireylerse, birey yok olduğu vakit toplumda yok olmaz mı? O halde biz neden kendimiz için yaşamayı bırakıyoruz da el alem için yaşıyoruz.
Biran önce kendinize dönün şiddetle tavsiye ederim. Zira kendinizle birlikte yaşamayı öğrenmezseniz sanırım kimse sizinle yaşamayı başaramayacak. Bu gün gidip kendinize ufak bir hediye alın ya da ne bileyim öpüp okşayın kendinizi. Sevgilinizin oturup sizi aramasını beklemektense siz arayın kendinizi. Birilerine bir şeyler anlatmak istemiyorsanız, alın kendinizi yanınıza uzunca bir tatile gidin. Yaz bitmeden yenilenin. Kendinize verdiğiniz değeri gördükçe insanlarda size değer verecektir.
Hani aşk istifa etmişti ya geçenlerde istediği kadar etsin umurumda bile değil. Ben kendimi işe aldım hem de karşılıksız ve süresiz. Sizde girin kendi emrinize ve sadece kendinize dikkat edin. Nerden de dilime takıldı bu şarkı benim. “Hep seni bulur uzun, zor sıkıcı günler, yazık olur hadi gel kurtar bizi”....
Şarkı: Pinhani, Hele bir gel.
Resim: www.esinperisi.com/.../uploads/2007/03/huzur.jpg