Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Mayıs '07

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
3201
 

Aşk kavuşmaktır: " Gün batmadan "

Aşk kavuşmaktır: " Gün batmadan "
 

Aşk, kavuşturur...

Ünlü "Gün Doğmadan"ın iki genç kahramanı Jesse (Ethan Hawke) ve Celine (Julie Delpy) Viyana'da bir gece geçirip altı ay sonra tekrar buluşma sözüyle vedalaşmalarından bu yana dokuz yıl geçmiştir.

9 yıl önce Jesse ile Fransız Celine, Budapeşte'den Viyana'ya giden bir trende tanışan iki gençtir. Beraber Viyana sokaklarında geçirdikleri saatler, belki de hayatlarının en güzel saatleridir. Birbirlerine aşık olmuşlar ancak bir daha görüşememişlerdir. Dokuz yıl sonra yeni kitabının tanıtımı için Fransa'ya gelen Jesse, burada Celine ile karşılaşır. Jesse'nin uçağı kalkacağından yine az vakti vardır. Jesse ve Celine bu sefer birkaç saati Paris manzarası içinde dolaşarak ve hiç fırsatını bulamadıkları şeylerden konuşarak ve yakınlaşarak geçireceklerdir. Hâlâ birbirlerine şık olsalarda Jesse artık evlidir ve bir oğlu vardır.

Yönetmen Richard Linklater'ın gerçek zamanlı çektiği bu ikinci buluşmada Jesse uçağa binmeden önceki vaktini uzatmaya çalışır, ikili bu sefer de Paris'de dolaşmaya ve konuşmaya başlarlar.

"Gün Doğmadan "Before Sunrise" (arzu edenler http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=41093 dan bu film için yazdıklarımı okuyabilir.) çok daha masalsıdır. Çünkü gençliğin masumiyetini, hayallerini taşır ancak "Gün Batmadan", dokuz yıl sonra kirlenmişliğimizin içinde aşkı ve umudu bulma ile ilgilidir. Jesse ve Celine'in hayata bakışlarının ve duruşlarının ne kadar değiştiği ve aslında da değişmek istemediğini görmek yine sizi çok etkiliyor...

Jesse: Neden bu aptal kitabı yazdığımı bilmek istiyorsun?
Celine: Neden?
Jesse: Çünkü belki Paris'teki imza günlerinden birine gelecektin ve ben de yanına yaklaşıp, "Hangi cehennemdeydin?" diye soracaktım.
Celine: Olamaz - Bugün burada olacağımı mı düşündün?
Jesse: Ciddiyim. Bunu yazmanın bir bakıma seni bulabilmemi sağlayacağını düşündüm.
Celine: Pekala, bu... - Biliyorum bu doğru değil, ama bunu söylemen çok tatlı bir şey.
Jesse: Ben doğru olduğunu düşünüyorum.

"Gün Batmadan"ın da her karesi çok güzel. Üstelik bu sefer olgunlaşan iki insanın değişimleri, neden buluşamadıkları, bu buluşmada yüzleşmeleri, her diyalog sizde de yankılanıyor.

- Neden gelmedin Celine?.. Jesse karakterinin kırılma noktası budur.

Nehrin üzerinde giderken aslında ikisinin de kafasında 9 yıldır var olan bir soru vardır. "Nasıl olurdu?" Ve bu ihtimali ilk yok eden Celine'dir. Jesse "Tamam" der " Belki öyle olmalıydı, sebeplerin vardı." Ancak yine de "Nasıl olurdu?" diye sormadan duramaz... Burada önemli olan nokta, "yaşanmamışlık"tır. Yaşanmamış olasılıklar, yaşanmamış bir aşk, yaşanmamış gelecek... Her biri bir diğerini yaşatmıştır...

Jesse: Tanrım, neden o gün Viyana'da değildin?
Celine: Sana neden olduğunu anlattım.
Jesse: Pekala neden olduğunu biliyorum, ben sadece... orada olmanı isterdim. Hayatlarımız çok farklı olabilirdi.
Celine: Öyle mi düşünüyorsun?
Jesse: Kesinlikle.
Celine: Belki de olmazdı. Belki, ileride birbirimizde nefret ederdik.
Jesse: Ne, şu an birbirimizden nefret ettiğimiz gibi mi?
Celine: Biliyorum, belki biz - biz sadece kısa karşılaşmalarda iyiyiz, sıcak mevsimlerde Avrupa şehirlerinde yürürken.

Bu sözler her zorunluk ayrılıkta iki sevgilini konuşabileceği türdendir. Üstelik Celine'in dediği gibi: "Eğer geçmişle mücadele etmek zorunda değilsen, hatıralar harika şeylerdir..." Ancak aradan iki ay geçmiş gibi hissederler. Yine o içten, konuşkan, aralarında bağ oluşan çifttir karşımızdaki.

Jesse, çocuğunun annesi olarak onu düşlemiş, sabah uyandığında yanında görmeyi umduğu kişi hep Celine olmuştur. Bu ndenle çok hüzünlü bir insandır Jesse, tıpkı gün batımı gibi...

Celine is kabusunu anlatır: "Kabusta 32 yaşındaydım. Sonra uyandım 23 yaşımdaydım. Sonra gerçekten uyandım 32 yaşındaydım." Celine'de o günde kalmıştır biraz...

Her saniyesine tanık olduğumuz seksen dakika Paris sokaklarından Celine’nin dairesine uzanacaktır... Kulağın arkasına atılan bir tutam saç, nehrin üzerinde süzülen bir teknede yapılan bir itiraf, yaşananların ve yaşanamayanların kaçınılmaz sonucu kırışıklıklar ve zamanın diğer izlerinde gizlidir aşk.

Şarkıdaki gibi “hem tanıdık, hem yepyeni” haller, insanın yaşarken bile yaşadığına inanamayacağı saniyeler arka arkaya sıralanır. Elinizde yaşayabilecekken yaşamadığımız şeylerin kalpte bıraktığı tortular, mantığımızı
takip ederek yaptığımız hatalar ve peşimizi bırakmayacak anılar su üstüne çıkıyor.

Paris'in dekorunda film ilerlerken Celine ve Jesse, üzerine yılların bindiği kalplerinin en derin yerlerinde birbirlerine doğru yeniden bir yolculuğa başlarlar.

Celine der ki: "Kişinin en sıradan şeylerini özlerim. küçük şeylere tutkun gibiyimdir. Belki de deliyimdir. Ben küçük bir kızken, annem bana hep okula geç kaldığımı söylerdi. Bir gün nedenini görmek için annem beni takip etmiş. Ağaçlardan düşen kestanelere bakıyormuşum ya da karıncalar - karşıdan karşıya geçen-, yaprağın ağacın gövdesinde gölge bırakış biçimi... küçük şeyler... sanırım diğer insanlarınkiyle aynı. Onlarda küçük detaylar görürüm, birine çok özgü ki beni duygulandırır ve ben bunu özlerim. Ve hep özleyeceğim. Kimseyi kimsenin yerine koyamazsın çünkü herkes böyle güzel, belirgin detaylardan oluşur. sakalının içinde biraz kızıllık oluşunu hatırlamamdaki gibi. Ve o sabah, tam sen gitmeden önce güneşin onu nasıl da kızarttığını... bunu hatırlıyorum ve özledim!"

Bazen o gün o kadar güzeldir ki, sadece bir gün bile yeterlidir..Daha önce hissedilmeyen hissedilmiştir.
Gün Doğmadan diyaloglara dayalı bir filmdi, Gün Batmdan ise daha fazla diyaloglara dayalı. Olgunlaşmanın ve görüşememenin getirdiği kendini anlatma durumu hakim. Gün Doğmadan da Viyanay'yı dolaşırken, Gün Batmadan da Paris sadece bir dekor.

Ne romantizm klişeleri, ne de zorlama rastlantılar var her iki filmde de. Tam yerinde en etkileyici cümleyi kurma kaygısı da yok çiftin, akıllarına geleni, içlerinden kopanı konuşuyorlar. Aradan yıllar geçmiş, 90'ların deri ceketli, joleli yaz günleri geride kalmış. Artık daha olgun ve daha mutsuz olsalar da, herşey gibi ilgi alanları değişmiş olsa da o an karşı karşıyalar ve içlerinde sakladıklarıyla, koruduklarıyla aslında hala 9 yıl öncesindeler ve yine sokaktalar...

Geçmiş ile gelecek, 23 ile 32, Paris ile Viyana arasında gider geliriz.

Neden telefon numaralarımızı almadık ki?
-Çünkü genç ve aptaldık.
-Sence hala öyle miyiz?
-Gençken görüşebileceğin bir çok insan olduğunu düşünüyorsun.Sonra ise onların sayılı oluduğunu farkediyorsun.
-Sonra elinden gidiyorlar.
-Geçmiş geçmiştir.
Arabadaki konuşmalarında artık eskisi kadar romantik olmadığını, romantizmle gerçek hayatın uyuşmadığını söylediği an ne kadar gerçektiyse de eski halini kendisine hatırlattığı için Jesse’ye kızarken kendi dediklerini yalanlar ve aslında hâlâ neyin gerçek neyin masal olduğunu ayırdedemeyen iki kişi... İlk filmdeki Celine'e siz de âşık olurken, değişen ve savrulan benliği, onu değiştirse de, içinde bir yerde hâlâ 23 yaşında...

Filmin sonunda Celine'nin söylediği şarkının sözleri ise her şeyi özetler:

sana bir waltz söylememe izin ver
hiçbir yerden, düşüncelerimden
sana bir waltz söylememe izin ver
tek gecelik ilişki hakkında

o gün sen benim içindin
hayatımda hayal ettiğim herşeydin
ama şimdi gittin
çok uzaklara gittin
yağmurdan adanın yolundasın

senin için tek gecelik bir ilişkiydi bu
ama benim için bundan daha öteydi
artık sen de biliyorsun bunu

senin hakkında söylentiler duydum
yaptığın kötü şeyler hakkında söylenenleri duydum
ama biz birlikte yalnızken
sen hiç oynayan biri gibi gözükmemiştin

ne dedikleri umrumda değil
o gün benim için çok anlamlıydın
bir şans daha istiyorum ben
seninle bir gece daha
bu çok mantıklı ve doğru olmasa da
sen benim için
hayatımda tanıdığım herkesten
çok daha fazla önemliydim

seninle bir gece jesse
başkalarıyla bin tanesine değer

acılı değilim tatlım
o tek geceyi hiç unutmadım
gelecekte ve başkalarının kollarında bile
kalbim ölene dek senin kalacak

sana bir waltz söylememe izin ver
hiçbiryerden, mavilerimden
sana bir waltz söylememe izin ver
o tek gece hakkında

Celine: "Kimsenin yerine başkasını koyamazsın çünkü herkes özel ve güzel ayrıntılardan oluşur. Mesela sakalında kızıllar olduğunu hatırlıyorum ve gitmeden önceki sabah güneşte parlıyorlardı. Onu hatırladım ve özledim. Gerçekten delilik. Sen ne düşünüyorsun? Sence de çılgınca değil mi?"

Tatlı-ekşi bir buluşma bu; aşk ve olasılıklar üzerine, olgunluğun getirdiği ince nükteli ve akıcı anlatıma sahip, kalbinizi çalacak, bende çok buruk bir tat bırakmış bir film.

Her ayrılık yeniden kavuşmak mıdır ayrılığa?

Hayat yap-boza çok benzer. Önemli olan doğru parçaları doğru yerlere yerleştirmektir.

Eğer doğru parçayı kaybederseniz, bir türlü tamalayamazsınız. Bulduğunuzda ise o parçayı sonsuza dek yerine yerleştirin ki, bir daha birbirinizi hiç kaybetmeyin...

Ve Celine gibi bir kız, "Bebeğim sen o uçağını kaçırıcaksın" diye uyarırsa, kocaman gülümseyin ve "Biliyorum" deyin...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 353
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 3675
Kayıt tarihi
: 28.02.07
 
 

"29 Temmuz 1980’de İstanbul’da doğdu. Celal Bayar Üniversitesi, İşletme mezunu. Şiir, deneme, öykü, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster