- Kategori
- Gündelik Yaşam
Aşk-meşk yapılacak mevsimde bu üç kağıtlar ne?
İzmir’in Eylül’ü acayip güzeldir; hele de geceleri… Hafiften ürperten bir serinliği vardır; öyle özlemişsindir ki! O serinliği yutasın gelir… Bir nefestir; yanağına dokunan sevgi dolu bir el; bileğinden tutup çeken bir aşk gibi… Aşk dediysem, olgun bir aşk gibidir Eylül; birbirini iyice tanımış, tenleri birbirine aşina olan aşıkların açlıkla değil de aşkla sevişmeleri gibidir…
Böyle gecelerde ya aşk yaşarsın, ya da geçmişe özlemle bakarsın; olmadı yeni hayaller kurarsın!
O da olmadı mı?
Oturur, sabahın er vaktinde, yazı yazarsın!
Yazdırır İzmir’in bu mevsimi; uyumak istemez insan!... Uyunacak vakitlerden değildir; kaçırmak istemezsin. Öyle güzeldir…
Bir şarkı gibi gelir kulağına imbat; sahi, en sevdiğin şarkı neydi ki?
İnsanın sevdiği şarkılar da değişiyor zamanla… En sevdiği şarkı en iç kanırtıcı olabiliyor, mesela, kulaklarını tıkamak istiyorsun duyduğunda…
Eskilerin “Artık sevmeyeceğim” şarkısı dudaklarında daha çok tekrarlanırken yine de Sezen’in aşkı imrendiren şarkılarını dinlediğinde minik bir kuş kanat çırpmaya başlıyor içinde…
Böyle bir aydır Eylül, hele de İzmir’de!
******
Böyle bir girişten sonra aşk dolu bir şeyler ile devam etmek istedim ama malzeme yok! Olsaydı iyiydi ya, neyse…
Profesyonel yazarları, şairleri ayrı tutarak, benim gibi amatör yazar, şairler için hep söylediğim bir şey var: Aşıkken en fazla üç-beş şey yazarsın, zira aşk yazılasından daha çok yaşanılasıdır!
******
Takım tutmak da bir çeşit aşk; gözlemlediğim kadarıyla…
Çocukken sırf annem Fenerbahçeli diye ben de öyleydim; ciddiye aldığımız maçlar yapardık arkadaşlarımızla…
Babam Beşiktaşlıydı, maç günleri takımlarını tutarken yüzlerindeki gol sevinci ya da hüznü onların birbirlerine bakışlarındaki aşkı anlatırdı bana; birbirlerine kıyasıya takılırlar lakin yine de birbirlerine kıyamazlardı!
Zaten, futbol seven ender kadınlardan biri olan annem yıllar içinde kocasının takımını tutar oldu; babam şanslı bir adamdı! Annem de keza…
******
Çocukluğum geçtikten sonra hiç takım tutmadım!
Anlamsız geldi; hoş, ırk, cinsiyet, din gibi konularda da aynı duyguyu hissettim. Kimse bana bunu öğretmedi, nefret de aşılamadı, birilerini aşağılamayı da… Dürüst olmayı öğrettiler; başka türlüsünü de öğrenemezdim zaten; “Dürüst ol!” deyip de yamukluk yapmadılar!
Annem-babam takım tutarken tutmamayı tercih edişim, sanıyorum, yalnızca benle ilgili, neden böyle bir tercih yaptım, açıklamam yok! İçimden böyle geldi desem… Tek doğru yanıt bu!
******
Aslında takım tutmamak örneğiyle başladım ya, şöyle bir kendimi irdelediğimde ben hiçbir oluşumun içinde olmayı istememişim ki!
Bir grubun, bir takımın, bir derneğin üyesiysen bir şekilde onlar gibi olman beklenir. Katlanamam böyle şeylere, sıkar, boğar beni; tarafsız olmak en güzelidir; bir gruba, bir derneğe kendini çok yakın hissedersin. Özgürken böyle hissetmek en güzel ve en doğrusudur!
Gerektiği yerde hatalarını da görürsün, irdelersin, hatta uyarırsın, istersen… Dinlerler ya da dinlemezler, bozulmazsın! Küsmezsin, mesela…
******
Takım tutmadığımı söyledim ya, hatta hiç anlamam futboldan, seksen yaşındaki anneme sorun, hangi takım ne yapmış, kim kimi almış da hangi takım hinlik yapmaya yeltenmiş, anlatsın size! Anneme çekmemişim!
Tarafsız gözle baktığınızda gördüğünüz şeyleri daha kolay ifade etme gibi bir lüksünüz oluyor; taraflı gözlerin sözleri yırtınıyor!...
Beşiktaş-Galatasaray maçında yaşananlar normal şartlarda beni hiç ilgilendirmezdi, bu kadar manşet olmasalardı!
Manşet olsalar da ilgilendirmezdi, eğer ki olay kırmızı kart falan filan olsaydı, bana ne!
Beni ilgilendiren tarafı Gezi olaylarından sonra sahalara ayar verilme durumu: Sanki ille de böyle bir şey olacakmış gibi davranılıp, güya önlemler alınması ile ilgili…
Önlem alınacak bir şey yokken, var gibi gösterip, bir olay yokken var gibi yapılmasıdır esas olan, bana göre, boşuna stadyumlara ayar çekilmedi ya!
Çarşı Gezi’ye destek verdi; bedelini de ödetiyor işte birileri!
Anladığım bu! Hissettiğim bu!...
Tarafsız mantığım bunu diyor!
******
Ahh bu tarafsız mantığım, akıllıca çözümler bularak din ile devlet işlerini karıştıranlara, okulları ve öğrencileri buna alet etmeye çalışanlara karşı adalet mekanizmasını işletesim geliyor da; adalet de işlemiyor onlara, maalesef!
Geçen gün yirmi iki yaşındaki oğlum bir haksızlık karşısında öfkeliydi, dedi ki “Allah’a havale ediyorum!”
Yirmi iki yaşındaki bir genç, hele ki cahil bir ailede büyümediyse, nasıl olur da adaleti Allah’a havale eder?
Adalet gereken hizmetini yerine getirmiyorsa ve laiklik yerini dine bırakıyorsa; benim oğlum “Allah’a havale ediyorsa mahkemelik bir durumu; daha fazla ne söylenir ki?
Anlayan anlıyor, anlamayan yoluna devam ediyor!
Nereye kadar?
Onların çocuklarına dokunana kadar diyebilseydim, keşke!
Kendi kızını kucağına oturtmayan bir zihniyet var; kızı kucağına oturursa tahrik oluyormuş mu, olabilirmiş mi, midem kaldırmadığından okumadım gitti!
******
İşte Eylül; aşk ve meşk yoksa, yazdırıyor, şekerim! Kötü şeyleri de...
http/twitter.com/Gulgunkaraoglu
gulgun_2006@hotmail.com