- Kategori
- Deneme
Aşkın Acıtan Halleri

Aşk için söylenmiş onca söz arasında Oscar Wilde'ın bir söylemi dikkatimi çeker:" Aşk aklın en soylu zaafıdır." Bu söz zaaflarımızın duygularımızdan öte olduğunu düşündürür bana. İnsanoğlu mutsuz olacağını, acı çekeceğini bile bile aşktan vazgeçemiyor, saplantılı, mutsuz, platonik aşklar yaşıyorsa; bunun en zayıf noktası olan zaafının sonucu olduğunu düşünmek pek de yanlış olmasa gerek.
Milyonlarca tarifi olduğu halde gerçekte ne olduğuna dair tek bir sözcük henüz yazılmış değil. Paylaşılan bir ortak payda yok! Bazen inanılmaz, masalsı bir güzellikte yaşanırken bazen en başında bir trajediye dönüşebiliyor. Ve insanoğlu yaşadığı büyük acılara, düş kırıklıklarına rağmen onu kutsuyor, şiirleştiriyor, felsefi söylemler yaratabiliyor.
Aşkın diğer halleri olan mutsuz aşkların, mutlu aşklardan çok daha fazla yaşandığını söyleyebiliriz. Hatta diyebiliriz ki mutlu aşkların huzurlu ve dingin yaşamlarından daha fazla ilgi çekiyorlar sarsan, yıpratan, acıtan, kanatan halleriyle.
Nietzsche, entelektüel bir kişiliğe sahip güzel Salome ile tanıştığında onun keskin zekasından ve fikirlerinden etkilendi. Kadınlara karşı olan olumsuz düşünceleri, Salome'nin geniş kültürü, dünyayı özgürce algılayışı ve güzelliği karşısında kayboluverdi. Onun bir kadına karşı duyduğu ilk derin aşktı bu. Oysa Salome için o, fikirlerini paylaştığı çok iyi bir dosttan öte değildi. Büyük düşünürün gözünde bir "Tanrıça" olduğunu bilse de onu sevmesi mümkün değildi. Evlilik teklifinin reddedilişinden sonra yaşadığı düş kırıklığı Nietzsche'nin kadınlar hakkındaki sert düşüncelerini pekiştirirken, deliliğinin ilk tohumları da böylece atılıyordu.
Edebiyat tarihinde eserleri kadar aşklarıyla da öne çıkar Goethe. "Arılar bile en tatlı balın zehirli çiçeklerde olduğunu bilir" diye düşündüğünden olacak "imkansız" kadınlarla yaşadığı aşklar en çok bilinenlerdir. Ona "Genç Werther'in Acıları"nı yazdıran Charlotte, en yakın arkadaşının nişanlısıydı. Tanıştırıldığında bir tür "arkadaşımın aşkısın" sendromuna yakalandığını hissetmişti genç Goethe. Charlotte'la aralarında inanılmaz bir çekim vardı ve her konuda çok iyi anlaşıyorlardı. Goethe mutluluğu ve acıyı aynı anda yaşıyordu ama asıl kabusu arkadaşı bu durumu öğrendiğinde yaşadı. Ve terk etti yaşadığı şehri. Sonrası malum, on beş ay sürdü Charlotte'a olan aşkını anlatması. Kitap basıldığında Almanya'da görülmemiş bir ilgiyle karşılandı, artan intihar vakalarından Goethe sorumlu tutuldu.
Birkaç yıl sonra yine bir başka Charlotte'la karşılaşacak, yine aşık olacaktı. Bu kez kendisinden yedi yaş büyük, evli ve dört çocuklu soylu bir kadındı aşkı. Zarafeti ve kültürü ile etkilemişti Goethe'yi. Uzun yıllar süren, cinsellikten uzak zor bir ilişki yaşadılar. Sonunda "Biz birbirimizin hiçbir şeyi olmayacaktık ama her şeyi olduk / Seni artık görmeyeceğim" diye yazarak, birlikte yaşanmış on bir yılın ardından İtalya'ya gider Goethe. Bu kaçış onunla geçirdiği yıllarda tek eser bile veremeyen yazar için edebiyata geri dönüştür aslında.
Yaşadığı aşklarla yorgun düşen yüreği, yetmiş iki yaşına gelmiş Goethe'nin yeni aşkına kapılarını yine sonuna kadar açmıştır. Ama on yedi yaşındaki genç kız bu kapıların önünden bile geçmek istemez. Yaşlı Goethe çevresinin kendisine "çıldırmış" demesine aldırmayıp sevdiği kıza şiirler yazar. Evlenme teklifinin reddedilişi, yaşamındaki son düş kırıklığı olur.
Mutsuz aşklarda taraflar çok acı çekseler de saklı bir mutluluk yaşadıkları bilinir. Oysa saplantılı aşklar bir lanettir aynı zamanda. Tıpkı Lady Caroline Lamp ile Lord Byron'ın ilişkisi gibi. Lady Caroline, şiirlerinden etkilendiği Byron'la uzun süre mektuplaştıktan sonra tanışmaya karar verir. Bu gerçekleştiğinde Caroline çok mutlu olmuş,şaire hayranlığı aşka dönüşmüştür ama Byron için durum çok farklıdır. İlişkiyi bitirmek için ısrar eden Byron'a karşılık Caroline, birlikte kaçıp yeni bir hayat kurmanın planlarını yapar.
Sevdiği adamın sürekli ayrılmak isteyişi genç kadını deliye döndürür. Bu ilişkiyi kocası dahil hiç kimseden saklamayan Caroline ilk kitabı "Glenarvon"da anlatır yaşadıklarını . Byron'ı yaşadığı sürece taciz eden bu saplantılı aşık, onu cenaze töreninde bile rahat bırakmaz.
Örnekler elbette pek çok. Mutsuz yaşanmaları aşkın hayatın anlamı, hatta mucizesi olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Aşk, aklın en soylu zaafı olduğu sürece insanoğlu aşktan asla vazgeçmeyecektir. Ama günümüzde birkaç sevişmeden sonra tüketiverilen duygulara, tek gecelik ilişkilere "aşk" diyerek aşkın doğasına ihanet edenlere "Aşkolsun!" demek istiyorum.
Ama eğer,yaşamınız boyunca mutlu ya da mutsuz hiç aşk yaşamadınızsa size de aşkolsun!