- Kategori
- Güncel
Atatürk, çağdaşlık ve çağı ıskalamak

Mustafa Kemal'in Samsun'a çıktıktan sonra işgal altındaki ülkeyi kurtarmak ve çağın ilerisinde bir devlet oluşturmak için ilk günden aramızdan ayrılışına kadar geçen süre her Türk yurttaşının övünç ile okuyacağı, anlatacağı kurtuluşun öyküsüdür.
Emperyalist işgalcilere ve işbirlikçilere verilen bu şavaş sömürge uluslarada yol göstermiştir. Önder, stratejist, devrimci Atatürk ideallerini gerçekleştirmeye, kökleştirmeye yetecek kadar aramızda kalmadı.
Türk Kurtuluş savaşı sadece emperyalist devletlere karşı değil, içeride de İngiliz kışkırtaması ile baş kaldıran gerici isyanlarla, mandacılarla, osmanlı hayranlığı ile yanıp tutuşan koltuk ve halifelik sevdalıları ile mücadeleninde adıdır.
Cumhuriyetin ilk kuruluşundan itibaren çağdaşlaşma, aydınlanma hareketi başlatılarak bizzat Atatürk devrimlerini halkına benimsetmek için öncülük etmiştir.
Geçtiğimiz günlerde anılan Köy Enistitüleri, İzmir iktisat Kongresi, sanayi tesislerinin temellerinin atılması vb. örnek olarak sayılabilir.
Bir ülke düşünün yıllarca savaşlar ile boğuşmuş ve bağımsızlığını kazandığında düzgün duvar örecek beceride insanının bile olmadığı bir ulustan çağdaş bir Türkiye idealine hızla ilerliyor. Onurlu, başı dik, kendine ve geleceğine güvenen bir Türkiye..
Ancak zamanla siyasi hırslar, konjöktürel gelişmeler, emperyalist devletlerle yapılan anlaşmalar ve hatta kendi halkından değilde, küresel güçlerden icazet alan işbirlikçi politikalar ve politikacılar ülkeyi inançlarından ötürü insanların boğazlandığı bir iklime hızla sürüklemiştir.
Ekonomik olarak güçsüzleştirilen ülke, beceriksiz yöneticilerce çıkartılan krizler ile, yurttaşı cemaatlerin ve tarikatların çekim alanına açık hale getirmiştir.
Atatürk'ün çizdiği çağdaş Türkiye idealinden İnönü dönemiyle başlayan savrulma, bu gün gelinen noktaya hep siyasi hırs ve oy avcılığına yenik düşen öngörüsüz politikacılar ile taşınmıştır.
Zamanında çağının en ileri devrimlerini gerçekleştiren Kemalist düşünce sistemi bu gün statikocu, halktan kopuk bireylerin iktidar aracına dönüştürülmüştür.
Atatürk'ün mirasına sahip çıkanlar onun düşüncelerine gerekli sahiplenmeyi gösteremediklerinden sık sık söylem değiştirerek halktan oy alma hesapları yapsada bu güne kadar gerekli başarıyı sağlayamamıştır.
Oysa Atatütürk'ün yaşamında gerçekleştirdiği kadına verilen seçme ve seçilme hakkı bile bu gün ileri demokrasi sayılan AB ülkelerinde bile yoktu. Onun devrimci düşüncelerini içselleştiren ve çağı okuyan siyasi bir partinin iktidar olmasına herhangi bir engel yoktur.
14 Nisan Cumhuriyet Mitingi gerekli mesajı okuyabilene vermiştir. Türk halkı onun çağdaş devrimlerinin ve ilkelerinin yaşama geçirilmesini umut ederek gerekli sesi vermiştir.
Ancak Cumhuriyetin ilanının seksendördüncü yılını kutlamaya hazırlandığımız bu günlerde halkın bu beklentilerine karşılık verecek siyasi tavır hala ortaya çıkmamıştır..
Çağı ıskalamamak için Atatürk'ü anlamaya, içselleştirmeye her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır.
O'nun mirasına talip olanların halkın verdiği sesi duymaları kaçınılmazdır, sorun bunu anlayacak öngörüye sahip olmamalarıdır..