- Kategori
- Güncel
Atatürk heykelini ihtimamla gözeten Antalyalı imam ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ruhu

Sevgiyi anlamak sevmeyenler için, vefayı anlamak vefa duymayanlar için zor olabilir. Sevmeyi ve vefa duymayı zorunluluktan, çıkardan kaynaklanıp sindirilen bir olgu zannedip onu yüzeyde yaşayanlar için kavramların gerçek manasına inmeye imkan bile kalmayabilir.
Onlar için bütün heykeller puttur, bütün anmalar değersiz, bu yüzden onlara laf anlatmak da gereksiz.
Antalya'nın Akseki ilçesinde görev yapan imam Ali Afacan, kasabasındaki 12 metre boyundaki Atatürk heykelini ve çevresini her hafta temizliyor. Atatürk’ün, yani Ali Afacan’ın ülkesindeki bazı merdiven altı mekanlarda kimi başka “imam” ların “şeytan”, dediği insanın.
Fakılar Mahallesi'ndeki Kayabaşı Camisi'nin 27 yıllık imamı Ali Afacan ''Peygamberimizin 'vatan sevgisi imandandır' sözüne uyarak ve memleketini seven bir kişi olarak her hafta bu büyük komutanımızı yad etmek için heykelin temizliğini yapıyorum'' diyor. Ali Afacan belli ki bu topraklarda bunca camide ezanların okunabilmesini, Müslümanların Müslümanlıklarını yaşayarak özgürce dolaşabilmesini kimlere borçlu olduğunu biliyor, yüreğinde hissediyor.
Orada burada yüzüme karşı devrimlerinden hoşlanmadıkları için onu sevmediğini açıkça ilan eden kimi insanlara, “Size bütün dini ibadetlerin sakınılmadan yerine getirilebildiği, dünyanın en gelişmiş ve en müreffeh Müslüman ülkesinde özgürlüğü bahşeden birine minnet duymamayı din ne kadar ve nasıl onaylar?” diye sormuşumdur hep.
Bir Müslüman’ın onun dinini dinden saymayan insanların hakimiyeti altında itilip kakılarak, sünepe bir vaziyette yaşamak, hatta Yunan ilerleyişini düşünürsek yaşayamamak yerine, birkaç yıl içinde dünyanın karşısına kimliğiyle ve çıkmasını sağlayan bir adama küfretme iznini alabiliyorlarsa İslam’dan, böyle karatabiliyorlarsa yüreklerini, artık herhangi başka bir konuda “İslam ve vefa” kavramlarını bir araya nasıl getirebileceklerini sormuşumdur.
Ali Afacan kendisiyle çelişmemiş, diniyle çelişmemiş, insanlıkla da çelişmemiş. Bugün ben yüreklerini bütüncül bir “iyilik” sevgisiyle doldurma hedefindeki pek çok dindarın da biraz kendileriyle baş başa kalıp yüreklerini dinleyebildiklerinde Ali Afacan’dan farklı düşünmeyeceklerini sezebiliyorum. Atatürkçülüğü 2009 yılında “Demokrasiye lanet olsun!” olarak algılayan bazıları onları Atatürk’ten tiksindirmek için epeyce bir çaba gösterse de evet, pek çok dindarda bunu seziyorum.
Tabii, “Atatürk’ün şapkasıyla bu camiye girme” diye Atatürk’ün şapkasıyla camiye giren başka dindarlara küfreden dindarlar görünce, “Demokrasiye lanet olsun!” diyenlerin sayısının bu insanlarla beraber arttığı bir ülkede yaşama ihtimali de hâlâ uzak gelmeyebiliyor bana.
Ama tarih bu topraklarda bazen yenilse de ilelebet yenilmemiştir; ve biz bu ülkede onlara değil, doğruya, iyiye, vefaya, her daim önce Ali Afacan’lara inanmak zorundayızdır.