Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Nisan '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Atatürk’ü dinliyorum, sizin yerinize…

Atatürk’ü dinliyorum, sizin yerinize…
 

Size, bu gün TBMM zabıtlardan bir aktarma geçiyorum sadece. Okunması gerekli diye düşündüm. Aynen “Meclis zabıtları” metni...

X X X

Meclis konuşmasından (İş Bankası Kültür Yayınları- TBMM Gizli celse zabıtları cilt–3) 6 Mart 1922 Mustafa Kemal;

"... Hepiniz bilirsiniz ki, Avrupa'nın en önemli devletleri, Türkiye'nin zararıyla, Türkiye'nin gerilemesiyle ortaya çıkmışlardır. Bugün bütün dünyayı etkileyen, milletimizin hayatını ve ülkemizi tehdit altında bulunduran, en güçlü gelişmeler, Türkiye'nin zararıyla gerçekleşmiştir. Eğer güçlü bir Türkiye varlığını sürdürseydi, denebilir ki İngiltere'nin bugünkü siyaseti var olmayacaktı. Türkiye, Viyana'dan sonra Peşte ve Belgrat'ta yenilmeseydi, Avusturya/Macaristan siyasetinin sözü edilmeyecekti. Fransa, İtalya, Almanya'da, aynı kaynaktan esinlenerek hayat ve siyasetlerini geliştirmişler ve güçlendirmişlerdir."

"... Bir şeyin zararıyla, bir şeyin yok olmasıyla yükselen şeyler, elbette, o şeylerden zarar görmüş olanı alçaltır. Gerçekten de Avrupa'nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve uygarlaşmasına karşılık, Türkiye gerilemiş, düştükçe düşmüştür.

Türkiye'yi yok etmeye girişenler, Türkiye'nin ortadan kaldırılmasında çıkar ve hayat görenler, zararlı olmaktan çıkmışlar, aralarında, çıkarları paylaşarak birleşmiş ve ittifak etmişlerdir. Ve bunun sonucu olarak, birçok zekâlar, duygular, fikirler, Türkiye'nin yok edilmesi noktasında yoğunlaştırılmıştır. Ve bu yoğunlaşma, yüzyıllar geçtikçe oluşan kuşaklarda, adeta tahrip edici bir gelenek biçimine dönüşmüştür. Ve bu geleneğin, Türkiye'nin hayatına ve varlığına aralıksız uygulanması sonucunda, nihayet Türkiye'yi ıslah etmek, Türkiye'yi uygarlaştırmak gibi birtakım bahanelerle, Türkiye'nin iç hayatına, iç yönetimine işlemiş ve sızmışlardır. Böyle elverişli bir zemin hazırlamak güç ve kuvvetini elde etmişlerdir."

"...Oysa güç ve kuvvet, Türkiye'de ve Türkiye halkında olan gelişme cevherine, zehirli ve yakıcı bir sıvı katmıştır. Bunun etkisi altında kalarak, milletin en çok da yöneticilerin zihinleri tamamen bozulmuştur.

Artık durumu düzeltmek, hayat bulmak, insan olmak için, mutlaka Avrupa'dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine uygun yürütmek, bütün dersleri Avrupa'dan almak gibi birtakım zihniyetler ortaya çıktı. Oysa hangi istiklal vardır ki yabancıların nasihatleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir. Tarihte, böyle bir olay yaratmaya kalkışanlar, zehirli sonuçlarla karşılaşmışlardır. İşte Türkiye de, bu yanlış zihniyetle sakat olan bazı yöneticiler yüzünden, her saat, her gün, her yüzyıl, biraz daha çok gerilemiş, daha çok düşmüştür."

"...Bu düşüş, bu alçalış, yalnız maddi şeylerde olsaydı, hiçbir önemi yoktu. Ne yazık ki Türkiye ve Türk halkı, ahlak bakımından da düşüyor. Durum incelenirse görülür ki, Türkiye Doğu “maneviyatı”yla sona eren bir yol üzerinde bulunuyordu. Doğu’yla Batı'nın birleştiği yerde bulunduğumuz, Batı'ya yaklaştığımızı zannettiğimiz takdirde, asıl mayamız olan Doğu “maneviyatı”ndan tamamıyla soyutlanıyoruz. Hiç şüphesizdir ki bu büyük memleketi, bu milleti, çöküntü ve yok olma çıkmazına itmekten başka, bir sonuç beklenemez (bundan)."

"... Bu düşüşün çıkış noktası korkuyla, aczle başlamıştır. Türkiye'nin, Türk halkının nasılsa başına geçmiş olan birtakım insanlar, galip düşmanlar karşısında, susmaya mahkûmmuş gibi, Türkiye'yi atıl ve çekingen bir halde tutuyorlardı. Memleketin ve milletin çıkarlarının gerektiğini yapmakta korkak ve mütereddit idiler. Türkiye'de fikir adamları, adeta kendi kendilerine hakaret ediyorlardı. Diyorlardı ki "Biz adam değiliz ve olamayız. Kendi kendimize adam olmamıza ihtimal yoktur." Bizim canımızı, tarihimizi, varlığımızı bize düşman olan, düşman olduğundan hiç şüphe edilmeyen Avrupalılara, kayıtsız şartsız bırakmak istiyorlardı. 'Onlar bizi idare etsin' diyorlardı."


...Bilelim ki, ulusal benliğini bilmeyen uluslar, başka uluslara yem olurlar.”


x x x

Konuşma bu...

Atatürk’ün 1922 yılında, gizli celsede yaptığı konuşmasının şu bölümünü tekrarlıyor ve dikkatinizi çekmek istiyorum.


"...Bu düşüş, bu alçalış, yalnız maddi şeylerde olsaydı, hiçbir önemi yoktu. Ne yazık ki Türkiye ve Türk halkı, ahlak bakımından da düşüyor. Durum incelenirse görülür ki, Türkiye Doğu “maneviyatı”yla sona eren bir yol üzerinde bulunuyordu. Doğu’yla Batı'nın birleştiği yerde bulunduğumuz, Batı'ya yaklaştığımızı zannettiğimiz takdirde, asıl mayamız olan Doğu “maneviyatı”ndan tamamıyla soyutlanıyoruz. (Bundan dolayı) Hiç şüphesizdir ki bu büyük memleketi, bu milleti, çöküntü ve yok olma çıkmazına itmekten başka, bir sonuç beklenemez."

Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin “Muasır Milletler Seviyesi” ne ulaşması için öngördüğü ve kendi döneminde de gerçekleştirdiği birçok devrimlerle “Batılı” olunmasını düşünürken, bu söylemi ile de “Doğulu” mayasından nasıl koptuğumuzu anlatıyor ve bunun getireceği “Vahim” sonuçlardan söz ediyor.

Osmanlı İmparatorluğunun düştüğü durumu analiz ederken ortaya koyduğu bu fikirlerini, bu gün tekrar ettiğimizde görüyoruz ki, tarih ne yazık ki tekerrür etmekte...

Oysa Atatürk’ün “Batılılaşma”daki öngörüsü “Doğulu” mayasından vazgeçmek olmadığı açıkça ortada. Öngörülen “Batılılaşma” ise, çağın getireceği bütün bilimsel ilerlemeyi sağlamak, bilimsellik içinde kendimize de bir yer yaratmak, çalışmak ve “Güçlü” devlet olmanın yollarını ararken, gücün getireceği etkinlikle, dünya barışın sağlanmasıdır.

Oysa, Atatürk’ün ölümünde bu yana biz ne yaptık?...

“Batılı” olmak uğruna yapmadığımız soytarılık kalmadı. Sandık ki “Batılı” olabilmek için kendi kültürümüzden de vazgeçmemiz gerekiyor. Hatta inançlarımızdan bile...

Ne acı ki, bu gün bütün bunları “Tekrar” yaşıyoruz. Geleneklerimizi, göreneklerimizi, kendi kültürümüzü bir yana bıraktık ve “Batılı” olduk!...

Aklıma şu dakikada gelebildiğince, bakın neler yaptık.

Türk halk müziğini unuttuk. Bu gün birçok genç “Pop” müzik dinler oldu. Türk Sanat Müziği, bazıları için “Uyutucu” müzik olarak nitelendirilir oldu.

Kılık-kıyafetimiz ise, içler acısı... Görünüme “Batılı” imajı vermek uğruna çıplaklığı ön plana çıkarttık. Erkek evlatlarımız kulaklarına küpe takar, kızlarımız göbeklerini ortaya koyar oldu.

Ticarethanelerimize, yine yabacı isimler koyduk. Kahveleri “Cafe” mağazaları “Shop” yaptık. Yarattığımız “Marka”lar hep yabancı isimlerden oluştu. Daha kendi yurdumuzu tanımadan “Mayami”yi tanır olduk. Kendi kayak merkezlerimizi bıraktık, Alp’lerde kayak yapar olduk. Kendi öz malımız dururken, onun kalitesini yükseltme çabası göstermek yerine, yabancı mallarına özendik. “İtalya’dan, Paris’ten, Londra’dan giyinmek” marifet sayıldı. Ayağımıza giydiğimiz ayakkabının “İtalyan” olması, bizi batılı yaptı sandık... İşin “Özünden” uzaklaştık, fiyakasını ön plana çıkarıp “Batılılaşmaya” çalıştık...

Kırsal yerleşimlerdeki aileler ile kentsel yerleşimdeki ailelerin bir kısmı hariç, evlatlarımıza “İnanç”larımızı anlatmayı ve onlara bu konuda bilgiler aktarmayı “Gericilik” saydık...

“Aile” yapısını bir kenara bıraktık “Bireysel” yaşantıyı ön plana çıkarttık. Manevi duyguları geri plana attık, maddeyi öne çıkarttık.

Ülkemizin çıkarlarını savunmayı geri plana iteledik, kendimizi, düşmanlarımızın kucağına oturtacak davranışları öne çıkardık. Kendimizi, kendi devletimizi “Uluslararası mahkemeler(!)”e şikâyet ettik.

Çevrenize bir bakın... Bu örneklerin dışında “Batılılaşma” görüntüsü vermek için ne saçmalıklar yaptık, bir bir tespit etmeniz mümkün...

Amaaaa....

Bir türlü “Batılıklaşamadık” ve Batıya kendimizi kabullendiremedik.

Bu gün geldiğimiz noktada, ne İsa’ya yaranabildik, ne Musa’ya... Ama kendi özümüzden, duygularımızdan, kültürümüzden, gelenek ve göreneklerimizde ve en acısı da inançlarımızdan çoooook şeyler kaybettik...

Sonuç olarak, korkarım ki, Atatürk’ün 1922 yılında “Meclis Gizli Celsesi”nde yaptığı tarihi tespite geri döndük.

08 NİSAN 2007

 
Toplam blog
: 1104
: 918
Kayıt tarihi
: 28.01.07
 
 

Emekliyim ama “Tekaüt” değilim. 1961 yılından beri değişik “Anadolu” gazetelerinde yazdım. 1984-8..