- Kategori
- Kültürler
Atlantis’i merak edenler!

atlantis
Hani hep diyorum ya; masallar güzeldir, efsaneler çok daha güzeldir. Masal dinlerken uykumuz gelir, efsaneleri okurken uykumuz kaçar daha bir merak ederiz, daha bir heyecanlanırız.
Biliriz ki efsaneler yarı gerçeklerdir.
Bilirizki; efsane olanlar yaşanmıştır da!
Zaman yaşanılana anlatılarla ilaveler eklemiş ya da kısıyısından köşesinden birazda olsa kırpmıştır.
Tabiki gerçektir.
Yoksa?
Evet…
Yoksa asırlarca devam eden anlatılar bu günlere kadar gelebir miydi?
Onlardan geriye kalan; olayların geçtiği yerler,
Yaşanıldığı yerlerdeki kalıntılar,
İsimler,
İzler olurlar mıydı?
Bu güne kadar dayanmışsa mutlaka bir bilenen vardır.
Anlatılması, anlatılarak asırlara aktarılması gerekmektedir!
Dedim ya ben efsaneleri çok severim.
Bilinmeyenler benim meraklarımdır.
Çok merak ederim.
Sorar, okur, araştırır ve dinlerim.
Bu gün sizlere bir efsaneden söz edeceğim.
Gelinde sadece efsane deyin geçin gidin.
Olacak işmi?
Atlantis’ten söz edeceğim…
Bu benim üzerinde durduğum, Taşlar kitabımda çok sözünü ettiğim bir kıta.
Tıpkı MU kıtası gibi…
Atlantis antik çağdan bu zamana kadar süre gelmiş bunu biliriz.
Dönemlerin ünlüleri konu etmiş. Yazmışlar, çizmişler anlatmışlar. Mesela Eflatun eserlerinde ondan söz etmiş. Onun gibi çok önemli şahsiyetlerin konu ettiği bir kıta olmuş.
Bu tür anlatılarda birazda fantastik dediğimiz bir özel durumda yok değil tabi.
Anlatacağım öykünün yâda efsanenin içinde de böyle tanımlar elbette mevcut.
Millattan 600 yıl kadar önce Atina’lı kanun koyucu Solan’a Mısır’lı rahipler gelmişler denizin ortasında bir krallıktan söz etmişler.
Bu öyle böyle bir krallık değil. Düşünün 9.000 yıl kadar önce çok güçlü bir krallıkmış.
Bu konuda Eflatun’dan söz etmek gerekiyor.
Eflatun burayı anlatırken yani Atlantis’ten söz ederken ki etmiş! O demişki:
“Birbirinin içine geçmiş birkaç ada var. Ortada bir su kanalıyla çevrili bir ada var.
Ayrıca bu su kanalı çemberimsi bir adayla çevrili...”
Eflatun dahasında şunları ilave etmiş:
“İç içe dokuz su ve dokuz da kara çemberi bulunmakta…”
Şimdi de efsane ile mitoloji karışımı bir olaydan söz edeceğim.
Yunan Mitolojisinde Atlantis’in hükümdarı Poseidon adı verilen deniz tanrısı Neptün’müş.
Neptün ve eşi Cleito burada yaşıyorlarmış.
Beşi ikiz toplam on tane de oğulları varmış.
Atlas adındaki oğul ortadaki adanın kralı olmuş. Diğerleride çember şeklindeki diğer adaların kralları olmuşlar.
Evet, burada önemli bir konu var.
Atlantis halkı bu on çocuktan türemiş.
Atlantis hakkında anlatılanlar o kadar çokki. Efsanelerde de çeşitli şekilleri ve isimleri altında yer alırlar.
Hemen hemen hepsinde zengin bir ülke olduğundan söz edilir…
Çok ileri düzeyde olduklarından söz edilir.
Şöyle özetleyebiliriz:
Şehir çok güzelmiş.
Evler çok güzel ve düzenliymiş.
Kırmızı ve siyah taşlardan yapılırmış.
Çatıları kırmızı bakırdan olurmuş.
Tabi en güzel ada ortadaki adaymış.
O ada da iki tane tapınak varmiş ki inanılmaz güzelmiş.
Büyük tapınaklardan biri Neptün ve Ceito anısına yapılmış.
Muhteşem zenginlikteymiş.
Tapınağın çevresine altından duvar yapmışlar gerisini siz tahayyül edin lütfen.
Diğer tapınakların bazılarının duvarları gümüştenmiş.
Çatısı fil dişinden olanda varmış, bakırdan, altından, gümüşten yapılanlarda varmış.
Bunlar ne kadar zengin olduklarını gösteriyormuş.
Efsane böyle güzellikleri anlatarak devam etmiyormuş.
İnsanlar her zaman doyumsuz ve sabırsız ve bencil olduklarından; yaşamlarının rahatlıkları da onları daha rahat olmaya daha aç gözlü ve daha tembel olarak yaşamaya davet etmiş olmalıki!
Zamanla değerlerini yitirmeye başlamışlar. Her geçen gün biraz daha yozlaşmışlar. Sonunda beklenen son olmuş. Bu model bir çok ülkede olduğu gibi…
Disiplinlerini yitirmişler ve Atinalılar tarafından da yenilmişler.
Ne yazık!
Bu kadarla kalsa belki Atlantis’liler hallerine şükredeceklermiş ama doğaya zararları da çok olmuş olmalıki; cezalandırılmışlar.
Bir gece onların sonu olmuş.
Bir gece okyanus bu dokuz çember şeklindeki adayı yutmuş.
Kimbilir neler yaptılar ve cezalandırıldılar.
Hazmetmek önemli.
Efsaneler güzeldir.
Mutlaka ders alınacak yaşanmışlıklar vardır.
Okuduktan sonra düşündüren tüm hikâyeler değerlidir.
Nazan Şara Şatana