- Kategori
- Efsaneler
Atlantis’in çocukları, keramet ve Magnesia

Atlantis nerede?
Bir varmış bir yokmuş.
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, Ege’de güzel bir kent varmış. Bu kentte Atlantis’in çocukları yaşarmış. Yeşili yem yeşil, yiğitleri pek yiğit, güzelleri çok güzel olmasıyla meşhur olan, sihirli bir kentmiş burası...
Kerametleri bol olan bu kentin halkı çalışmayı ve yaşamayı çok sever, işlerinin bereketi her daim çok olurmuş. Bir dönem gelmiş, kent bu kerametlerden birer birer uzaklaşmaya başlamış. Kerametlerin kıymeti bilinmeyip terk edildikçe dükkanların da bir bir bereketi kaçmış, büyü bozulmuş. Halk da kazandığı parayı başka yerlerde harcar olmuş.
Gel zaman git zaman kentin ileri gelenleri bu durumu görmüş, oturmuş düşünmüşler, bizim halkımıza ne oldu böyle, bu gidişe bir dur diyelim, bu para yabana gitmesin demişler. İleri gelenler hemen aralarında bir konsorsiyum toplayıp kentin en görkemli yerinde halkın gönüllerince para harcayabileceği devasa bir yer yapmaya karar vermişler. Lakin, bu karar halk arasında duyulunca ayaklanma çıkmış, konsorsiyum dağılmış, rüya yarım kalmış.
Aradan yıllar geçmiş. Kent halkı yaban ellerde para harcamaya devam ediyormuş. Dışarıdan gelenler bu duruma anlam veremezken hemşehriler arasındaki rahatsızlık da her gün biraz daha artar olmuş: “Neden bizim kentimizde de büyük pazar kurulmuyor, biz neden güzel yiyecekleri, iyi sahneleri, gösterişli dükkanları gidip büyük kentte görmek zorunda kalıyoruz. Yaşadığımız kentte bunların olmasını istiyoruz.” diye yollara çıkıp haykırır, isyan eder olmuşlar.
Kent yönetimi toplanmış, görüşmeler başlamış: “Bu insanlar, haklılar, artık kentimiz çok büyüdü, bu imkanlara sahip olacakları bir yerde yaşamalılar, ne yapacağız, nasıl yapacağız?” diye düşünmüşler, “Atlantis’in çocukları neyi hak ediyorsa onu yapmak bizim boynumuzun borcu” demişler.
Çalışmalar başlamış; kırk gün kırk gece durmadan çalışıp taş taşımış, harç karmış, büyük bir çarşı yapmışlar. Söz verdikleri sürede çok çalışıp halkın hayallerindeki yeri kurmuşlar. İçinde 145 mağaza, 20 farklı yeme-içme dinlenme salonu ve en gelişmiş ürünlerin satıldığı marketler varmış. Açılır açılmaz tüm kent akın akın bu çarşıya gitmiş, caddeler sokaklar adeta boşalmış. Çok uzun zamandır bu günü bekleyen Atlantis’in çocukları da sonunda muratlarına ermişler ve bu çarşıya Magnesia adını vermişler.
Masalımız burada bitiyor. Tanıdık mı geliyor? Hayır, yanılıyorsunuz, bu gerçek bir masal.
Muhabbetle kalınız.
Not: Bu yazı 4 Temmuz Çarşamba günü Manisa Haber Gazetesi'nde yayınlanmak üzere kaleme alınmıştır.