Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Ağustos '06

 
Kategori
Uzay
 

Avrupa uzaycılığı neden beceremiyor?

20. Yüzyıl’ın başında Dünya’daki temel bilimcilerin tamamına yakını Avrupalı’ydı. Dolayısıyla; 20. Yüzyıl biterken bilimin vardığı aşamanın, yani paradigmatik söylem düzleminin tamamı, Batı Avrupa kültürünce belirlendi; keza 250 yıllık Birinci Sanayileşmenin teknolojik olanakları da... (Bilimcilerin önemli bir bölümünün Musevi olması ve 1947’deki kuruluşundan beri İsrailli ‘alim’ pek çıkmaması ilginç bir tarihsel gösterge.) Yanısıra Avrupa, 1914-1945 arası iki dünya savaşı da yarattı. Bu; 1500-1900 arasındaki emperyalist eğilimin, Dünya’nın dolması ve bitmesi nedeniyle, kıyımın özüne dönmesinden ve/ya kapitalizmin içkin niteliğinden kaynaklanmaktadır.

Bilimin ve teknolojinin vardığı sonul aşamalar, Evren’in temel güçlerinden birine hükmedilmesi demek olan çekirdek parçalanması ve türün artık gezegenine sığmadığı anlamına gelen uzaya çıkış oldu. Her ikisi de, Batı Avrupa kültürünün temel özelliklerinden sayılan; aslında hiç de ölümcül derecede olumsuz coğrafi koşullarda yaşamadıkları halde, 1000 - 1500 arasındaki işgaller, kıtlıklar ve salgın hastalıklar nedeniyle, doğayı düşman ve hükmedilecek bir meta / eşya sayma ve onun eşleniği sayılabilecek, aslında insanın temel coşumlarından biri olan, çevreye yönelim özelliğinin aşırı abartılması demek olan, emperyalizm nedeniyle yaratıldılar. Diğer bir deyişle Avrupa’nın sonuç önermesi: Doğayı yok edebiliyorsan ondan üstünsün ve artık ev-gezegen bitti.

Yanısıra; bu kültürel modun tuhaf bir hümanist yanı da var. Bu, uç aşamada kürelleştirilmiş, hatta evrenselleştirilmiş antropomorfik (herşeyi insanlaştıran) bir insancılık ve insanseverlik anlamına getirilir. Böylelikle, çoğul bir çelişkiler spektrumu sergilenir: İnsanları severek yok etme ve doğaya karşı insan aklını üstün kılma çabasının sonsuz kıyıcılığı; koşutunda insan hakları bildirgesi ve parlamenter demokratik siyasal sistem. Hepsi birarada bir kültürel sistematiğin mekansal ve zamansal dış sınırlarını çizer. Avrupa’nın aşkınlığı bile içkindir. O nedenle gelecek için bir AB, yeni bir Ortaçağ demektir. Sistem çözülmesi gerekirken, yenilenmekte ve yinelenmektedir; dolayısıyla AB’den olası yeni engizisyonlar beklenebilir.

Uzaycılık, Dünya gezegenine ve insan türüne ebediyen sırtını dönmektir. Avrupa, 500 yıllık egemenliğini getirdiği kültürel narsisizmden hiç bir zaman kurtulamayacağı için, asla kendi dışına bakmaz ve çıkmaz. Uzaycılığı kendi başlatmış olmasına karşın, l950’den sonra devamını getirememiştir. Bunun bir tür öz olanaksızlık olduğu önesürümü, bazı göstergelerle desteklenmektedir: Arien füzelerindeki kaza dizileri rekorlar kırmaktadır. İnsanlı uzay uçuşlarına tek başına yatırım yapmamaktadır. Oysa CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi), nükleer araştırmada önde gelen kurumlardan biridir.

Uzaycılık, Birinci Sanayileşme’nin tükenişi ve son parıltısı olan bir doruktur. Tıpkı ilk makinelerin, diyelim su değirmenlerinin, 12. Yüzyıl’da feodal dönemde kurulmuş olup, tüm kıtaya yayılmalarının ancak 18. Yüzyıl’da mümkün olması gibi, uzay teknolojisi de İkinci Sanayileşme’nin uygun koşullar oluşunca yaygınlaşacak öğesi sayılabilir. Uzaycılığı yaygınlaştıracak öğelerden biri olan ışık hızına yaklaşmanın bilgi birikimi, ancak bir kaç paradigmatik kritik eşik ötesinde sağlanacaktır. Bunun için ‘Süper Büyük Birleşik Kuram’ın tamamlanması gerekmektedir. Avrupa, bu sürecin dışına düşmüştür. Aslında, konuyla ilgilenmemektedir ve önemsememektedir bile…

Sonuçta, tıpkı Çernobil ve Challenger olayları gibi, Ariane olayları da, ötetarihsel bir yorumla bu anlama gönderilebilir.

 
Toplam blog
: 2216
: 514
Kayıt tarihi
: 16.08.06
 
 

Serbest yazarım. 1960 doğumluyum. BÜ İşletme mezunuyum. ..