Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Aralık '07

 
Kategori
Doğal Hayat / Çevre
 

Avrupalılarla olan kültür farkımız.

Avrupalılarla olan kültür farkımız.
 

Ne kadar çevreciğiz?

Ya da şöyle sorayım. Ne kadar çevremize değer veriyoruz?

Okullarda öğrenmişsizdir. İnsanlar daima oksijen alır, karbondioksit verirler. Bitkiler ise bunun tersini yaparlar. Karbondioksit alırlar, oksijen verirler. Ağaçlar ve onların bir arada oldukları yerler yani ormanlar çevremizi oksijenle kaplatırlar. İnsanların daha sağlıklı yaşamaları için. Pekiyi insanlar yani bizler ormanlarımızı ne kadar değer veriyoruz.

Ormanlarımızı koruyabiliyor muyuz?

İşte bu konuda bir şey söyleyemiyorum. Söylemek istiyorum ama ne yazık ki dilim varmıyor. İnsan dedim. Avrupa ülkeleri ormanlarına sahip çıkarlarken ne yazık ki bizler ormanlarımızı birer, birer yok ediyoruz. Demek ki bizler birer insan değiliz. Avrupalılar insan. Elbette bunun bir kaç sebebi vardır. En önemli sebep bence kültür farkı… Avrupalı boş kaldığında hep okur. Acaba bizler okuyan bir millet miyiz acaba?

Avrupalının nüfusu çoğalmıyor. Çoğalsalar bile gözle görünürde gibi değil. Bundan dolayı da inşat sektörü orada pek fazla çalışmıyor. Çalışsalar bile Türkiye’de ki gibi değildir. Yani şu demek oluyor. Türkiye halen gelişen ve büyüyen bir ülke olduğu içindir ki nüfusu her haliyle kabarıyor. Göçler durmuyor ve inşaat sektörü mütemadiyen çalışıp konuk yapıyorlar. Her taraf beton yığını! Eskiden nüfusumuz 20 milyonlar da iken Kuşadası ormanlıkmış. Şimdi Kuşadası’na gidiniz beton yığını ile karşılaşırsınız. Keza İzmir’de öyle... Babam yüzbaşı iken İzmir Hatay semtinde metre karesine o zaman 1 liraya arşa teklif etmişler. O zamanlar buraları bahçelik ve ağaçlıkmış yani ormanlıkmış. Şimdi ise her taraf beton yığını olmuş.

Diğer yandan arabalar, kamyonlar, belediye otobüsleri. O araçların çıkarttıklar egzoz dumanlar bir yer de hayatı felç ediyor. Birde insanlara bir o kadar yükleniliyor. Stresten insanlar zaten gergin ve sinirli oluyorlar. Trafik bir yandan allak bullak olmuş. Zaten insanların sosyal yaşantıları yok. Okumak hiç yok. Kuru bir hayat.

Avrupalı hem çalışıyor hem de haftada iki gün tatil yapıyor. Hafta sonu etkinliklerine katılıyor. Yılsonun da bir aylık izinleri var. Trafik denilecek kadar az. İnsanlara değer veriliyor. Onlar alt yapılarını Metro gibi toplu ulaşım araçlarını 50-100 yıl önce halletmişler. Şehir içi ulaşımını bisikletle yapacak olanlara kolaylık sağlanmış. Bisiklet yolları ve bu bisiklet yollarında araç ve yayanın girmesi kesinlikle yasaklanmış. Burada konulan kurallara uymak zorundasınız. Aynı zaman da genelde bisiklete binildiğinden araçları buralarda görmek mümkün değil. Ulaşım son derece rahat konforlu ve çevre berrak ve temiz. Ağaçlara önem verilmiş. Temmuz ayında özellikle Fransa Bisiklet Turunu izlerken yarışın yapıldığı güzergâh ormanlıkların arasından geçtiği için bazen de kendi kendime yanlış bir ülkede dünyaya geldiğimi sorguluyorum.

Cevap veriyorum. Bu bir kültür meselesidir.

Bakınız. Adamlar boş vakitlerinde kitap okuyorlar. Bizim gibi kafaları boş değiller ki devamlı ilişkiyi düşünsünler. Kendilerini yetiştirmişler. Hâlbuki bizler ne kadar çok severiz karı kız muhabbetini. Onları düşünür hayaller kurarız hep. Çünkü kafamız onlara çalışır. Adam gözünü senin topraklarına dikmiş sen hep belden aşağıya çalıştırırsın kafanı.

Şimdiler de bir genç erkeğin ile bir genç kızın evlenmeden önce aynı odada kalabileceklerini kafamızda tasarlayamıyoruz. Kaldı ki söz konusu öyle olunca kızın namusu öne sürülür her zaman. Ya ilişkiye girerlerse ne mi olur? Girsinler ne olacak ki. Zaten Avrupalı bu konuyu çoktan aşmış. Kızla erkeği bir görüyor. Ama bizim gibi geri kalmış toplumlar da özelikle erkeklerin hâkim olduğu bir toplum olarak kızları ikinci sınıf muamelesi yapmaktayız.

Kız tarafı kıza. “Demek öyle. Ya onunla evlenirsin ya da kendine ölümlerden ölüm beğen.” Namus ya ailenin namusunu temizleyeceklermiş. Ve sonunda dört parmaklılar arasında hapis. Kim bilir kaç yıl. Yazık değil mi? Hem kıza hem aileye.

Ölümlerden ölüm beğen. Kim veriyormuş kıza ölüm fermanını. Elbette ailesi. Yani suçlu aile!

İşte Avrupalı ile aramızda ki kültür farkı. Bizler yani erkek tarafının baskın çıktığı bir millet olarak kızları hep ezmişsiz. Evlenmeden önce erkek herhangi bir kadınla ilişkiye girebiliyor da genç bir kız giremiyor. Erkek girdiğinde girsin ilişkinin ne olduğunu görsün. Ne yaparsa yapsın bekârlıkta yapsın. Evlendiğinde uslanır. Öyle ya uslanır ve bazen o erkek erkekliğini yapar ve eşini aldatır. Sonuçta boşanmaya kadar gidilir. Kız ise bu konuda şansı yoktur. Ama bir erkekle bir bayan birbirleri ile severek evleniyorlar. İkisi de insan yavrusu. Birbirlerini tamamlamaları lazım... Ama bir yer de ne oluyor biliyormuşsunuz. Erkek üstün çıktığı için hep onun dediği oluyor. Bir yer de erkeğe tanınan haklar kadına da verilmesi lazım. Pekiyi nasıl.

Genç erkeklere tanınan hak genç kızlara da verilmiş olsa kızlar da mutluluğu erkekler gibi bulsa. Bu bir örnekti.

Ve kültürlü olan bir toplulukta kızla erkeğin evlilik öncesi ilişkisini de göz yumar. Çünkü ora da erkeğe tanınan hak kızlara da verilmiştir.

Zaten toplum da okuma oranı yüksek. Nüfus çoğalmıyor. Çoğalması için ilişkinin gerçekleşmesi gerekir. Nüfus çoğalmıyorsa ilişki yok demektir ya da az miktarda var demektir. Hâlbuki bizler ilişkiyi düşünen bir toplumuz. Dünya da bu konuda ön sıralarda yer bulabiliriz. Yani bir Türk erkeği bir Avrupalı erkekten fazla cinsel ilişkiyi kafasında canlandırır ve uygular. Bir başka deyimle bir Türk erkeğin aklında her zaman cinsel ilişki varken bir Avrupalı erkek için her zaman cinsel ilişkiyi ikinci planda tutar.

Çünkü Avrupalı okuyarak kendini geliştirirken aynı zaman da cinsel ilişkiyi kendi kafasında nasıl canlandırabilir? Biz okuyacak, kafa patlatacak konu bulamazken elbette kafamız hep belden aşağıya çalışır.

Kültür farkı.

Onlar insan. Ve insan gibi yaşıyorlar.

Ya biz veya bizler.

Anlatmaya gerek yok. Çevremizi kirleten, insana kıymet vermeyen bir toplumuz açıkçası.

Bir yer de çevre dostu olarak bisiklete binen Türk insanına bile yabancı muamelesi yapıyorsa bu toplum bir şeylerde eksiklik vardır demektir.

Bir hatırlatma.

    Önümüz Kurban Bayramı. Ne yapacaktık. Kurban derilerimizi THK’na bir makbuz karşılığında bağışta bulunacaktık. THK’na yangın uçağı alabilmek için de cep telefonlarımızda ki tüm operatörlerin faturalı hatlardan “3919” numaraya “YANGIN” yazıp mesaj yolu ile göndermeniz yeterli olacaktır. Bedel 6 YTL’dir. Neş Evrim arkadaşımızın "Anadolu'da bir kızım var öğretmn olacak" projesine destek olalım. http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=45243
 
Toplam blog
: 540
: 3176
Kayıt tarihi
: 02.01.07
 
 

Hiç bir motorlu araca binmeyi sevemedim. Daha doğrusu sevdiremediler. Onun yerine iki tekerlekli ..