​ Aynı topraktan geldik / Sosyoloji / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Mart '07

 
Kategori
Sosyoloji
 

Aynı topraktan geldik

Aynı topraktan geldik
 

Biz baharı sevinçle karşılamışken taa kışın ortasında, şimdi bahar umutlarımızı zemherilere kıydırdık! Gülen yüzlerimizde dondu gülümsemeler, sevinçler yarım kaldı... Allah'ım bu kabus-bu ömrümü tüketen lanet- düşlerimi ezdi geçti, kalakaldım... Kış ortasında montsuz kalan çocuk gibi aciz, devasız hastalık gibi ümitsiz kaldım! Dört harfimiz vardı içinde iki anlam gizliydi, ey biçareler biz o iki anlam yanyana kurmuştuk bu ülkeyi! Yıllarca sırtımızı birbirine dayadık, paylaştık, sevdik, öldük... birlikte...

Aynı sofraya oturduk, aynı kalple sevdik ve aynı gözlerle gülümsedik, öyle samimi öyle içten...Şimdi ayırmaya kalkıyoruz anlamları birbirinden. Kendi ellerimizle ördüğümüz sevgi duvarını kendi tırnaklarımızla kazıyoruz, yok ediyoruz. Öyle yavaş, öyle derinden ve öyle sinsice... Kendimiz bile inanamadığımız kadar vahşileşiyoruz suçu milliyetçilik damarlarımıza atarak! Dağları mesken tutup öz kardeşimize kıyıyoruz, telef ediyoruz insanlığımızı, onurumuzu! İnsandır hata yapar demeyipte, sallandıracaksın bir kaçını derken hırs hepsini yok ediyor farketmiyoruz. Nasıl bir seri katile dönüşüveriyoruz birden, farketmiyoruz..

"Bir insan yaptığı hatadan dolayı utanıyor ise o eğitilebilir" demiş bir zat, fırsat vermiyoruz utanmasına, pişman olmasına, eğitilmesine!Sallandırıveriyoruz hepsini hayatımızdan, tam kalbine saplıyoruz hançeri kendi kalplerimizi kararttığımızı farketmeden... Haz duyuyoruz acılardan, "oh olsun"lar havada uçuşuyor insanlıktan çıkmış kinli yüzlerimizin ardından. Aynı topraktan gelmişken, birbirimize onca benziyorken, kardeşlik hala utangaç gözleriyle bize bakıyorken - bakabiliyorken- neden kavga ediyoruz?

Nedenler, sorular, yanıtlar, iddialar, savunmalar... Herşey havada uçuşup kalıyor senelerdir, neredeyse asırlardır... Bir taraftan konuşup sesimizi duyurmaya çalışırken koca bir ateşin içinde bir köz bile olmayı başaramıyoruz... Bir tarafta oniki milyon-belki daha fazlası- diğer tarafta yetmiş milyon-belki daha fazlası- eriyip gidiyor, Yok oluyoruz, yine birlikte... Hayat hep bir yerlerde karşılaştırıyor bizi, heyhat kader! Bazen düz ovada siyaset yapıyoruz, bazen tozlu yollarda yoldaş oluyoruz birbirimize, bazen tesadüfen yanına oturup soluklanıyoruz, bir nefes cigarayı paylaşıyoruz, bazen bir yudum sevgiyi...Bazense ne yazıkki dağda aynı kanı döküyoruz aynı topraklara, aynı göğün göğsünde uyuyoruz, aynı dağın eteğinde paralıyoruz umutlarımızı. Bir evladını askere yollayıp diğer evladının gizlice dağa kaçışını yaşlı gözlerle izliyor bir anne, ne yazıkki ikisiylede gururlanamıyor. Yangın yeri bir yürek kalıyor geriye, ocağa düşmüş bir ateş, sarılmayacak yaralar kalıyor geriye, bir damla yaş, bir ömürlük kan, iki kardeş, iki kurşun, iki kefen...Varın gerisini siz düşünün...

 
Toplam blog
: 6
: 901
Kayıt tarihi
: 25.11.06
 
 

Bir yabancı dili öğretmek zorunda olmak yabancı kültüre de sarılmak demek.. Aynı zamanda kendi kültü..