- Kategori
- Gündelik Yaşam
Ayvalık

Buz gibi suya atıyorum kendimi.
İskele yok
Şezlong yok
Duş yok
Kum yok…
Su var, taş var, ben varım.
Ellerime, kollarıma bakıyorum suyun içinde.
Küçücüğüm ve su kocaman, tertemiz, dalgalı.
Gözlerim hep açık, hiçbir şeyi kaçırmak istemiyorum.
Mümkün olsa kaybolsam o suda ben, yüzmek yetmiyor, sarılsam, öpsem.
Kimse yok.
Ses yok.
Ne kayaların ne de suyun umurundayım.
Sınırlanmamış, yumuşatılmamış, düzeltilmemiş, benim için hazırlanmamış sahil.
O kendini yaşıyor ben ona dokunuyorum.
Rüzgâr esiyor, o da bana aldırmadan.
Sanki Ayvalık’ta rüzgâr eserken Tanrılar konuşuyor, kimi hiddetleniyor, bazısı kıkırdıyor.
Nefeslerini hissediyorum, Tanrıçalar taze nane kokuyor.
Ben hafifliyorum Ayvalık’ta.
Sırıtmıyor isyanım.
Yabancı değilim, kendimi seviyorum, peri kızı gibi yürüyorum, daha dik duruyorum.
Burada Tanrılar çatlak, zaaflarla dolu, zaman zaman zıvanadan çıkıyorlar, e haksız da sayılmazlar çeşmelerden vişne şarabı akıyor, zeytinler sarhoş, incirler baygın…
Her şey normal, herkes hür…
Çok bildik bir yerdeyim.
En derin acılarım denizlerde kayboldu.
Ayvalık’ta evimdeyim.
( Tatil zamanım geldi galiba)
Şimdi ben bunları yazarken masanın üstünde bir kağıt dikkatimi çekti.
Garibim Akgün (eşim) kooperatifin toplu ödemesi için Garanti’ye kredi başvurusu yapmış. Ne kadar başka âlemlerdeyiz. Benim derdime bak, adamın derdine bak. Sanırım ben “para” kavramından önce üzümün buğdayla takas edildiği zamanlarda kalmışım.
Muhtemelen doğum öncesi hizmet içi eğitim sırasında “bütçe, iktisat vs” konuşulurken ben yine hayal âlemindeydim. Akgün’de iyice anlayıp, yakından bakayım derken kazana düşmüş olabilir. Neyse ilahi adalet Dünya’da yerini bulmuş da bütün hayatım boyunca kredi kartı faizi ödemekten kurtulmuşum. Bu konu da nasıl buralara geldi anlamadım ama neyse…