- Kategori
- Futbol
Aziz Yıldırım, yalan haber ve kanserli hastalar

Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Sayın Aziz Yıldırım, basında çıkan transfer haberlerine sert tepki göstererek, “gerçek dışı transfer haberleri yapanlar için önlem alacağını” söylemiş. 11.11.2007 günlü bütün gazetelerde çıkan bu haberi okuyunca şok oldum. “Nasıl yapacak, nasıl olacak?” diye kendi kendime sorarken, bu sorunun yanıtını bulamadım. Doluya koydum olmadı, boşa koydum olmadı. Sayın Yıldırım “bu işi nasıl yapacak, eğer yaparsa, şikâyette bulunduğu bu basında bu haber yer alabilecek mi?” sorularının yanıtlarını bulamadım. İleriki günlerde göreceğiz, bekleyeceğiz. Sayın Yıldırım böyle bir şey yapabilecek mi, eğer yaparsa basında yer alabilecek mi?
Hele de 2005 yılında “durdurun bu teröristleri kardeşim” (Asena Özkan, Radikal, 21.01.2005) dediği basın mensuplarına, bu işi nasıl yapacak, nasıl yayınlatacak?
Yapmak istediği ve almak istediği önlem, gerçekten ciddi çünkü. Gerçek dışı transfer haberi yapanlarla ilgili, “Kim yazarsa onların yazı işleri müdürü, çalışanları ile ilgili, ‘O işten ayrılıyor, O işten kovuluyor’ diye haber yapacağım” diyor, Sayın Yıldırım.
08.02.2007 günlü Sabah gazetesinde Hıncal Uluç, “Gazete Hayal Satar Mı?” başlıklı yazısında, Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Sayın Ertuğrul Özkök’ün bir itirafını yazdı. Sayın Özkök şöyle diyor: “Medya işinin iki yanı vardır. Bir; ‘Sattığımız Hayaller’, iki; ‘Sattığımız Fikirler’, üç; ‘Sattığımız Haberler’”.
Sayın Özkök, hayal satma işinin yararlı ve iyi olduğunu söyleyerek, devamında da: “Günlük hayatı kurtarmak için bazen yalan söylersiniz. Yani bir kanserli insana durup dururken, ‘kardeşim sen kansersin’ demezsiniz. ‘İyisin’ dersiniz. Bu bir yalandır baktığınız zaman. Hayali transfer haberleri, futbol hastalarını oyalayan beyaz yalanlardır” diyor.
Bir büyük gazetenin genel yayın yönetmeninin görüşleri böyleyken, “yalanın masum olanını ve olmayanını” da yine basın mensupları belirlerken, futbol hastalarının iyileşmesi için yalana devam edilmeli mi, yoksa, kanserli hastaya birden bire söylenilmeyen gerçek gibi, “sen aslansın, sen paşasın, senden büyüğü yok, bakma sen falanca takıma o takım hakemlerle bu işi götürüyor, her şey tesadüf, onlarda bu yok bak sende bu var” mı denmeli?
Maalesef böyle deniyor. Takım taraftarlığı, Türkiye’de bir kanserli vak’a. Bu yüzden objektif taraftar olamıyoruz. Takım her zaman galip gelsin diyoruz. Her zaman başarı, her zaman galibiyet nerde, kimde var? Böyle bir şey yeryüzünde var mı? Ama futbol takımlarında olmalı. Olmalı ki, pazar artsın, nemalanma birçok alanda sahiplerinin ellerinde olsun. Baksanıza 06.11.2007 günü Şampiyonlar Ligi A Grubu 4. maçında Liverpool’a 8-0 yenilen Beşiktaş’ın haline. Herkes elbirliğiyle yerden yere vuruyor. Ne rezillikleri kaldı, ne kepazelikleri. Futbolda gol var mı, var. Çok gol atılabilir mi, atılabilir. Çok gol yenebilir mi, yenebilir. O zaman?
Yok, yok bu kepazeliktir, rezilliktir.
Boksta nakavt olan boksöre, “vay kepaze, vay rezil” diyor muyuz? Boksta bu nakavt olma var mı yok mu? Var. O halde, futbolun oyun kurallarında da çok gol atmak, çok gol yemek var mı? Var.
Boksta “sayı ile galip gelme veya yenilme” olabildiği gibi, “nakavtla da galip gelme veya yenilme” olabilir. Beşiktaş, nakavtla mağlup oldu, o kadar. Ama bu ne “rezillik” ne “kepazelik”tir. Nakavt olan boksöre “vay rezil, nasıl da yere yattı, ağzı burnu kırıldı, kepaze seni, böyle de yumruk yenir mi?” diyebiliyor muyuz? Diyemiyoruz, çünkü oyunun kuralında bu var. Nakavt olmak var. Beşiktaş, nakavt oldu, arkasından lig maçında da üzerindeki baskı ve stresten yenildi. Türk milletinin erkek karakterinde, yere yatana, düşene vurulmaz, ama futbolda vuruluyor maalesef. Sonra da tribünlerdeki arbedeyi fotoğraflıyoruz. Açılan pankartları haber yapıyoruz.
Haberlerde “yalanı” savunarak “hastalarımızı” daha da vahim durumlara sokuyoruz, kanser yapıyoruz. Türkiye’deki taraftarlarımız, maalesef birer kanserli hasta. Bu kanserli hastalarımız, herkesi de kanserli zannediyor, ona göre yaklaşıyor. Yazılarımda beni Fenerbahçeli yapanlar oldu, Galatasaraylı yapanlar oldu, Beşiktaşlı yapanlar oldu, Anadolu Kulüplerinden Ankaragücülü, Bursasporlu yapanlar oldu. Oldu da oldu. Neden böyle oldu? Çünkü, hangi yazımda sözde kendilerine dokunan bir taraf buldular, beni hep karşı taraf zannettiler. Unuttukları tek şey, objektif, belgeli, kanıtlı akademik kimliğim oldu.
Şimdi bu ortamda, Sayın Aziz Yıldırım da basın mensuplarına “yalan haber” uydurabilecek mi dersiniz? Basına her zaman ihtiyacı olan kulüplerin, basının desteğiyle bir yerlere gelen kulüplerin, basını suçlaması, basını karşısına alması olası mı? Böyle bir şey gerçekleşir mi?