Sen onu benim külahıma anlat / Futbol / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Kasım '07

 
Kategori
Futbol
 

Sen onu benim külahıma anlat

Sen onu benim külahıma anlat
 

Bir futbolcu, kendi haklarını korumak için kulübünden başka bir kulübe giderken, transfer dönemi öncesinde halen kulübünün resmi futbolcusuyken veya eğer anlaşmışsa yeni kulübüyle imza atmadan önce şimdiki kulübü hakkında konuşabilir mi?

Soruyu başka bir şekilde biraz daha açarak soralım:

Kulübünün resmi futbolcusuyken, kendi haklarını korumak için kulübüyle ilgili herhangi bir konuda konuşabilir mi?

Kafamız karıştı herhalde, biraz daha açalım soruyu. “Kendi hakkını korumak” ne demek, hangi durumlara “hakkını korumak” diyoruz?

Olsun ki, bir yönetici, veya başkan, basın’a kişilik haklarına dokunan demeçler verdi. Dediler ki: “Bir oyuncu aldık, başımıza bela oldu, oynamıyor, sahada geziniyor, sürekli sakatım diyor, takımı satıyor, v.b.”.

Olsun ki, antrenmana geç geldi, veya o haftaki maçta sarı veya kırmızı kart gördü, veya o haftaki maçta niye pas vermiyorsun diye takım arkadaşına sitem etti, belki biraz fazla abarttı kızdı bağırdı, veya tribünde oturanlar öyle zannetti ki kızgınlığından çimlere vurduğu eli bilekten kırılacakmış gibiydi, tepkisi sertti. Maçtan sonra toplanan yönetim kurulu, transfer döneminde kulübünden alacağı paraya göre değerlendirildiğinde verilen para cezası karşısında insanın nerdeyse “bu çocuğu bedavaya getirdiler, baksanıza aldığı para cezasına” dedirtecek cinstendi. Al sana bilmem kaç bin dolar para cezası.

Oyuncu bu cezayı görünce, itiraz hakkı var mıdır? Konuşma hakkı var mıdır? Veya verilen bu cezanın standart değerlendirmesi, önceden belirlenmesi gibi, sadece kendi takımı için değil tüm Türkiye’deki oyuncular için belirlenmiş bir birim rakam var mıdır? Şu harekete veya eyleme bu kadar para, bu harekete veya eyleme bu kadar para önceden belirlenmiş midir? Tıpkı ceza davalarında olduğu gibi, hakim’in takdir hakkını bir yana bırakırsak, her suç’un bir cezasının belirlenmesi gibi, sözde “kulüp yöneticilerinin futbolcular için suç gördüğü eylem ve davranış nelerdir, cezası nedir” sorularının yanıtları belli midir?

Yukarıdan beri sorduğumuz sorulara vereceğimiz yanıt, kocaman bir “hayır”dır. Evet “hayır”.

Futbolcular, kulüple sözleşme yaptıkları anda, imzayı attıktan hemen sonra, onların malı’dır. Bu tanımlama biraz ağır oldu, ama maalesef öyledir. Hatta, günümüzde görünmeyen ama kulüp-futbolcu ilişkilerinde sıkça gördüğümüz tanımlama, maalesef “köle”liktir. Hiçbir futbolcu, konuşamaz, itiraz edemez, yargıya gidemez, hatta kulübünün kapısı önüne bağlarsınız, yine de sesi çıkamaz. Bir meslek örgütü olan Profesyonel Futbolcular Derneği’ne üyelik bile mecbur değildir, zaten üye olsanız bile sizin hakkınızı bu konuda koruyamaz. Dernekler yasası’na göre kurulan kulüpler ile ilgili uyuşmazlıklarda, ne ceza mahkemeleri ne de iş mahkemeleri yetkilidir. Her mahkemenin kapısı bu konularda kapalıdır. Oyuncuların parasının ödenmemesi ve transfer uyuşmazlıklarında, futbolun uluslararası yönetim yeri FIFA veya UEFA’ya karşılıklı olarak müracaat edilebilir, o kadar. Bunların sözünün dinlenmesi de, sizi her türlü uluslararası yarışmalardan men edilebilmesindendir. Yani, mecburen uyulur FIFA ve UEFA’ya. “Uymuyorum senin kararına” dediğiniz anda, kulübünüzün kapısına kilit de vurmuş olursunuz, yok olursunuz.

Uluslararası arenanın ilgilenmediği “garnitür cezalar”a ne FIFA ne UEFA karışır.

Türkiye’de futbolcu takımının kölesidir.

Avrupa’da nasıldır peki?

Öyle kafadan “ben istedim” cezalar olmaz, yoktur. Futbolun beşiğinden İngiltere’den örnek verelim. Dünyada yazılı Anayasa”sı olmayan tek ülkedir, ama kurallar işler. Kim neyi nasıl yaptığında ne ceza alacağını bilir, bilmek zorundadır. Cezalar “ben istedim” türünden olmaz. Kulüp ilişkilerinde hiç olmaz. Çünkü, kişinin haklarına tecavüz edilen eylemler, kulüp yönetimlerinde olmaz. Cezalar olur, ama mantıklı olur. Hiç kimse itiraz da etmez. Çünkü, makuldür. Bizdeki gibi “canım istedi” olmaz.

Bununla ilgili çok örnek var da, ben şu anda bir tek örnek vereceğim. Çok iyi bir örnek olduğuna inandığım, konuyu da iyi anlatacağını ümit ettiğim örneği Sergen Yalçın’dan vereceğim. Beşiktaş’ın oyuncusuyken, 1997’de kapının önüne niye konulmuştu Sergen Yalçın?

Kendi hakkını koruyan konuşma yaptığı için. “Yeter artık” dedirten konuşma, bıçak kemiğe dayandığı için yapılmıştı. Hele futbolcuların önünde bu örnek de varken, futbolcular kulüpleri hakkında konuşabilir mi? Sergen Yalçın’ın Beşiktaş’tan kovulma nedenleri arasında birçok neden sayabilirsiniz, gelişmeler ayrıntıdır. Görünmesi istenilmeyen, başka nedenlerle üstü kapatılan, hatta basın’ın taraftar amigo yazarlarınca da desteklenen başka nedenler ortaya atılmıştır. Ama özündeki neden Sergen Yalçın’ın konuşmasıdır. Bu konuşmasının dışındaki tali nedenlerin “asıl neden” olduğunu söyleyenlere de güler geçerim, Türkçemizdeki sıkça kullanılan bir deyimi anımsatırım:

“Sen onu benim külahıma anlat”.

Futbolcu maç sonrasında “benim için falanca takım bitti” demiş. Böyle bir şey diyebilir mi? Böyle bir şey mümkün mü? Daha resmen kulübünün kölesi, sözleşmesi devam ediyor. Adamı ipe çekerler maazallah. İyi transfer yaptırmazlar, anlaştığı kulübe satmazlar, yüksek bonservis ücreti isterler, sudan sebeplerle para cezalarının ardı arkası kesilmez, yaparlar da yaparlar. Süründürürler vallahi.

“Falan futbolcu şöyle dedi”. “Filan futbolcu böyle dedi”.

Sen onu benim külahıma anlat.

 
Toplam blog
: 135
: 1226
Kayıt tarihi
: 11.10.06
 
 

Ankara Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu Öğretim Üyesi. Spor Sosyolojisi, Popüler Kültü..