Bağırıyorum, sesimi kimseye duyuramıyorum / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Aralık '09

 
Kategori
Güncel
 

Bağırıyorum, sesimi kimseye duyuramıyorum

Bağırıyorum, sesimi kimseye duyuramıyorum
 

Karabulutlar dolaşıyor ülkemizin üzerinde Bağırıyorum, bağırıyorum Kimseye sesimi duyuramıyorum. Ve sen ey on iki çocuklu kadın! Bir zamanlar mis kokulu bir köyde yaşardın. Fakirdin, okuma-yazma bilmezdin, beş-on koyununuz, bir kırmızı ineğiniz vardı ama mutluydun. Varlık görmediğin için yokluğun farkında bile değildin. Sekiz çocuğunu orada doğurdun, beşi orada başladı okula. Okul biraz uzaktı ama varsın olsundu. Öğretmenlerini seviyordu çocuklar. Her sabah neşeyle kalkıp okul yollarına düşüyorlardı. Sen onların dönüşünü heyecanla bekliyordun. Sonraları “gerilla” lafları dolaşmaya başladı ortalıkta. “Özgür Kürdistan kuracaklarmış. Sizin için savaşıyorlarmış, sizi fakirlikten, ezilmekten kurtaracaklarmış!” Bir akşam senin de sofrana oturdular. Karınlarını doyurdular. Pek de hoşlandılar büyük oğlundan. Dilleri pek tatlıydı. Haftasına yine geldiler. “Dağdaki arkadaşlarımız aç bir koyun isteriz” dediler. Gönlün var yok koyunu da verdin onlara. Ziyaretlerin arkası kesilmedi. Dava için para istediler fakirliğine bakmadan, arkasından iki yiğit oğlunu. Büyük oğlun dünden razıydı. Ağladın, sızladın ve sonunda razı oldun. Daha ayını doldurmadan ölüm haberi geldi küçük oğlunun. Beddualar okudun askerlere “nasıl kıydınız çocuğuma” diye. Kin büyüdükçe büyüdü içinde.

Akşam “gerilla” dedikleriniz çekiyordu sorguya, sabah jandarmalar. Kontrollü gıda uygulaması başladı arkasından, dağdakilerin deyişinizle gıda ambargosu. Yaşam çekilmez bir hâl aldı. Korku bütün bedenleri sardı.

Bir gece okulun alev alev yandığını gördün. Sabah da okulun öğretmenlerinin öldürüldüğünü duydun komşulardan. Kalakaldı köyün çocukları ortalıkta. Artık kim, kimdir bilinmiyordu. Askerler, gerilla dediklerinizin kılığına, gerilla dedikleriniz, asker kılığına giriveriyorlardı.

Fısıltıyla “gitme zamanı” dedi eşiniz. Tası tarağı toplayarak düştünüz gurbet yollarına. Aylarca sığıntı yaşadınız tanıdık ailelerin yanlarında. Önce kiralık bir ev tuttunuz, sonra bir gecekondu çevirdiniz. Sekiz çocuğun üzerine dört çocuk daha eklediniz. Kimi mendil sattı, kimi gasp yaptı, kimi yankesici oldu çocuklarınızın.

Siz belâlarla boğuşurken köyden kaçmanıza neden olanlar bırakmadılar peşinizi. Dost kılığında acınıza acı, derdinize dert kattılar. Kininizi büyüttüler, öfkenizi diri tuttular. Ve bütün bunlar olurken ülkeyi yönetme sorumluluğunu üstlenenler sadece seyrettiler. Ezberlenmiş lafları söylemenin ötesine geçmediler. Sözde eğitim verilen okulların bir kısmında “devleti düşman belleyen, kin ve nefret tohumlarıyla beslenen, aslında attığı taşlarla kendi geleceğini vurduğunun farkında olmayan” çocuklar yetişti. Sürece değil sonuca odaklanıldı. Her şehit cenazesi kaldırıldığında “Ya Allah, Bismillah, Allah-u Ekber, Şehitler Ölmez Vatan Bölünmez” sloganları atıldı sıkılmış yumruklar eşliğinde. Çözüm düşünülmedi. Binlerce yıl birlikte yaşamış insanlar kuşkuyla bakmaya başladılar birbirlerine.

Bağırıyorum, bağırıyorum, sesimi kimseye duyuramıyorum. Ülkemizin Irak’ın düştüğü duruma düşmesini kim ister? Ya da çocuklarımızın kaderlerinin Filistin çocuklarının kaderlerine benzemesini? Kurtulun duygularınızın tutsağı olmaktan. Akla ve bilime verin kulağınızı. Adım atmadan önce bir nefeslenin. Yüzlerce yıl sürebilecek bir iç çatışmada yaşanabilecekleri düşünün. Biraz düşündüğünüzde çözümün ayrışmada değil kaynaşmada olduğunu eminim fark edeceksiniz. Kendimizi ait hissedebileceğimiz başka yurdu yok hiçbirimizin.
 
Toplam blog
: 114
: 860
Kayıt tarihi
: 29.12.06
 
 

Osmaniye Düziçi doğumluyum. Sınıf öğretmenliği, ilköğretim müfettişliği, il milli eğitim müdürlüğ..