Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Nisan '10

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
623
 

Baharı olmayan kış

Uzun, soğuk ve yorucu geçen bir kıştan sonra dört gözle bekleriz güneşi her gün görebilmeyi. Açan çiçekleri, uçuşan kelebekleri, mis gibi ot, çimen kokusunu.Bir başka atar kalbimiz, gelin gibi süslenmiş mis kokularını sürünmüş o güzelim ağaçların çiçekleriyle.Kıpırdatır içimizi. Yaşama sevincimizi. Doğanın uyanışına tanıklık ederken, daha umutlu, daha mutlu sarılırız hayata.Yada aşık oluruz her baharda.

Hiç hayal ettiniz mi baharı bir daha göremeyeceğinizi. Her günün soğuk, gri, kasvetli oluşunu. Şahit olacağınız kış güneşinin bile anlık olacağını. Isıtsa da çok uzun sürmeyeceğini bile bile güneşi aradınız mı bulutların ardında? İliklerinize kadar üşüyüp ısınacak sıcak bir köşe aradınız mı? Ya da sıcacık bir tas çorba.

Bir kadın ve bir erkek. Son kışlarını yaşarken onlar, yorgun vücutlarıyla hayata tutunmaya çalışıyorlar. Göremeyeceklerini, yaşayamayacaklarını bilseler de baharı geçmişteki baharların coskusuyla avunuyorlar. Oysa zaman öyle çok şeyi almış götürmüş ki bedenlerinden. Ruhlarıysa hala o eski zamanların telaşını, heyecanını yaşıyor sanki. Söz geçiremedikleri bedenlerinde sızlayan, ağrıyan her zerreleri yaşanmışlıklarını sürüklüyor eteklerinden. O bir zamanlar içi gülen gözler yok artık yüzlerinde. Gözbebeklerinin içine oturmuş yorgunluk var en derinlerde.

Şimdi geçmişe bakıyorlar ömürlerinin son durağından. Öyle zamanlar yaşamış, öyle telaşlar atlatmışlar ki, dinlerken sanki eskilerde değil daha dünmüşcesine heyecanlarını, telaşlarını anlatıyorlar. Koşmuş, çabalamış, uğraşmış, didinmiş. O bastığı yeri titreten, herkesin arkasından tekrar dönüp baktığı, endamlı bedenler artık küçülmüş. Kendini taşımaya çalışırken söz geçiremediği bedenleri var artık. Ayağını kaldırırken bile acısını hissediyor dizlerindeki sızının. Uzun, gür saçları artık gitmiş, yerini bembeyaz pamuklara benzeyen incecik iki pelik almış ensesinde başörtüsünün altında.

Dişlerini çıkarıp elime aldığımda yara olan damaklarına baktığımda sanki onca yıl yaşamış bir insan değil de bir bebek damağı duruyor karşımda. Dişleri olmadığında daha çok hissettiriyor yaşlılığını. Bir çocuk misali yatıyor karşımda. Herşey tersine dönmüş sanki. Zaman tersine akıyor. Şimdi her şey en başa dönüyor. İlgiye, yardıma muhtaç. İstemiyor yine de yardımla uzatılan elleri, dününü hatırladıkça. Bedeni yaşlansada ruhu öylesine farklı ki yapamadıklarına üzülüyor. Sonra teslim olmuşcasına zamana, uzanan elleri tutuyor.

Uzaklara bakarken, gözündeki kıvılcımlar yorgun. Ateşi sönmüş kor gibi. Bir zamanlar dümdüz olan teni kırışıklar içinde şimdi.Onca yükün altına giren, hayata meydan okuyan bedenler, ondan gelen, ona bakacak ellere muhtaç şimdi.Yatağının başucunda yemeğini yediren, tuvaletini yatağında yaptıran onun yetiştirdikleri, bugüne getirdikleri.

İyileşemeyeceğini, bundan iyi olamayacağını düşünüyor. Hayal kurarken bile sonsuzluğu hayal ediyor.Oraya rahat geçişini. Bir anlamı yok artık onun için paranın, en güzel yemeğin, sonu gelmez dünya heveslerinin. Yiyemiyor çünkü kalbi, tansiyonu, şekeri izin vermediği için. Oysa yıllarca çabalarken tıpkı bizler gibi yarınlarının rahatlığının hayalini kurdu. Çocukları için yaşarken, yarınlar da dimdik ayakta dursunlar diye baktı…

Şimdi o beden yaşanmış geçmiş yorgunluklarının, koşturmaların, hayallerin alacağını soruyordu.Dolu dolu içine binbir hikaye saklamış koca bir çınar gibi son kışını yaşıyordu. Bir daha dönemeyeceği gençliğini anarken gözleriyle kaçırdıklarını arıyordu. Keşke daha çok farkına varsaydım gençliğimin. Daha çok kendime dikkat edip, bedenimi daha az hırpalasaydım diyor iç çekerek. Yorgun kalbi sızlarken derinden dizinin dibinde duran evlatlarına nasihat ediyordu. Bakın kendinize diyerek.

Yarınları yok, her an hazırlar sonsuzluk yolculuğuna. Korkmuyorlar benim gibi ölmekten. Biliyorlar ki her aldıkları nefes sonuncusu olabilir. Hazırlar her an yolculuğa dönmemecesine. En büyük mutluluklarıysa başlarında duran onlara bakan evlatları. Bugünleri görmeden düşünmeden bakmışlardı. Bir gün ellerinden yiyecekleri lokmaların yada koluna girip yürüdüğü hastane koridorlarının onlarla daha kolay aşılacağını çok da düşünmemişlerdi. Çünkü yaşlılık hep en uzak olandı. Hiç gelmeyecek gibi görünse de bir gün en eski elbiselerini giyip bedenimizin ayrılmaz parçası olacaktı. O gün hepimiz için bir gün gelecek. Baharı göremeyeceğimizi bilerek yaşayacağız soğuk kışı. Evladın başucunda verdiği bir bardak su belki de bir torun sesi olacak kış ortasında içimizi ısıtacak güneş. Kimbilir belki bazılarının doğan güneşi hiç olmayacak.

Varlığınızda, sağlığınızda yüreğinizi hoş tutabilirsek, tutabildiysek ne mutlu bize. Bir gün gelecek istesek de, arasak da olmayacaksınız oturduğunuz köşelerde. İçimizi yakarken yokluğunuz keşke daha çok sarılabilseydim diye anacağız sizi. O gün daha çok yaklaşacağız size. O gün daha çok anlayacağız kulağı kapıda olan gelecekmi acaba bugün diye çırpınan yüreğinizin kıpırtısını.

İşte o gün bizde yaşlanacağız. Sizler gibi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 13
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 908
Kayıt tarihi
: 04.02.10
 
 

İstanbul doğumluyum.Bir kızım var 4 yaşında. Okumayı ve yazmayı çok seviyorum. Yazdıklarımı paylaşma..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster