- Kategori
- Basın Yayın / Medya
Bak şu tv’ nin yaptığına
Geçenlerde misafir olduğum bir arkadaşımda hiç izlemediğim, ismi bile lazım gelmeyen bir dizi öyle şahane anlatılıyordu ki ağzım açık bakakaldım. Diğer misafirin delikanlı oğlu bir heyecanla babanın sözüne karışıyor öyle bir anlatıyor ki, dizinin oyuncusu kendisi oluveriyor adeta... Önceden mafya dizisi imiş de şimdilerde gündemimizi oluşturan faaliyetler hakkında bilmediklerimizi, derin devleti anlatıyormuş vs... Armudun dibine düştüğünün belgesi işte... Derslerini hiç mi hiç önemsemediğini bildiğim, sorulduğunda dut yemiş bülbül kesilen delikanlı aktörlük yeteneklerini konuşturuyor. Atlıyor, sıçrıyor, dizi kahramanının düşmanını nasıl kestiğini anlatıyor. Anlatırken de şekilden şekile giriyor.
Vay anasını be...
Bakın şu televizyonun yaptıklarına...
Gencecik fidanlarımızı alıyor içine de bırakmıyor bize... Pıtrak gibi atmaya çalıştıkça yapışmaya, ısırgan gibi acıtmaya devam ediyor. 17’sine gelmiş insanlarımızı geleceğinden soğutarak kendine bağlamasını beceriyor. Hele senelerdir bize empoze edilmeye çalışılan değişik kültürlerin misyonerleri olduğunu bile düşündüğüm televole kültürüne ne demeli... Kesinlikle bizden olmadığına emin olduğum kültür bu...Yok olmanın dayanılmaz hafifliğine doğru kanat çırpan televizyon bağımlısı bir nesil yetişiyor velhasılı kelam...
Hele bir gece kapatın televizyonu veya elektrikler kesilmiş olsun kıyametin koptuğu andır. Sohbetlerin daimi konusu oldu hastalık hastası... Mal bulmuş mağribi gibi saldırıyoruz bizden olmayan kültürlere... Globalleşmenin dozunu mu kaçırdık ne?
Eğitimdeki en önemli hususlardan birisi gazete ve kitap okumak olduğunu biliyorsunuzdur. Ne zaman filmi olan bir roman okusam bendeki bıraktığı tat filmini izlediğimde kayboluyor nedense... Hem filmlerde bir çok ayrıntının atlandığını biliyor musunuz? Okuduğunuz bir romanı düşünün. Olayları ve kurguyu canlandırdığınızda beyninizde tatlı bir iz bırakmıştır sizde eminim... Ama bunu tv’de izleyerek iki sayfa dolusu yazıyı bir hamlede geçiştirdiklerinde o tadı bulamıyorsunuz. Hiç dikkatinizi çekti mi? İnternetten okuduğunuz haberlerden, gazeteye yayılıp ta okuduğunuz kadar tat alamıyorsunuz. Şimdilerde haberleri tv’den, internetten takip edip, kitapları internetten indirmeye çalışıyoruz.
Bilgisayar karşısında oturup haber okumak, elektronik kitap okumak nere, şöyle kitabı hafifçene okunan kısımlarını geriye doğru elimizle tutup, geriye doğru kaykılarak yutarmışcasına okumak nere... Bazen herkesten habersizce kaşlarınızı çatıp gerilip, sinirlenmek ya da birdenbire kahkaha ile gülüvermek kitaplardan başka nerede olabilir ki... Ne zaman olabilir ki başka, ananız (sevgili anamın da gününü kutlamış olayım anamdan habersizce) ne olduğunu bilmediğinden garip garip size bakıp “ - hayırdır inşallah” diye gülümsemesi... Nerede olabilir, roman kahramanının yürürken çıkardığı ayak seslerini, attığı bir narayı veya hastalandığında çıkardığı bir nidayı yüreğinizde hissetmek... Bülbülün güle söylediği sözleri, sevgilinize anlatmak için ezberlemek... Veya kahramanın yaptığı hinoğlu hinlikleri, kıs kıs gülerek arkadaşlarınız üzerinde denemek...
Bunu sadece roman, hikaye okumak olarak düşünmeyin. Kişilerin okuma istekleri, hikayelerden, romanlardan başlayıp felsefi, edebi ve deneme türündeki yazılara kadar devam eder okumak. Hatta eskiden çok okunurdu çizgi roman teksas, tommiksler... Onların bile kişileri okumaya yönlendirdiğini düşünüyorum.
Okumak düşünmektir, okumak varolduğunu anlayabilmektir. Amaçlanılan yolda, tasarılarınıza ulaşabilmenin kestirme yoludur okumak... Okumayan toplum dogmatik öğretilerin arkasına sığınarak bilgisizce eleştirir ancak işine gelmeyenleri... Eğer öğrenmiyorsanız birilerinin çarpık ideolojilerine mürit olursunuzda fark bile edemezsiniz. Kuşkuculuğu, bağnazlığı şiddetle reddetmeyi, varolabilmeyi, inancın gücünü, değişimi, öğrenmeyi, öğrendikçe diklenmeyi yerleştirir içinize...
Yaptığım kötülüğü, kötülükle ödetirsen,
Sen ile ben arasında ne fark kalır ki söyle sen... (Ömer Hayyam)
Sözümü eğrisi doğrusu ile getirmek istediğim yer:
Bilgisi sağlam olmayan (köksüz ağaç misali), okumayan, dolayısı ile düşünmeyen, bilgisayarı oyun amacı ile kullanan, interneti sadece cetleşmek zanneden, dersleri ile alakasız, televizyon bağımlısı, kültürünü Avrupa’dan alan, saygısız, sevgisiz, çelik çomak oynamasını bile beceremeyen garip bir nesil yetiştiriyoruz.
Ben okuyabiliyor muyum? Açıkça söylemek gerekirse: Hayır. Ama öyle istiyorum ki...
Saygılar...