​ Bakkal ve Papağan / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Ekim '13

 
Kategori
Deneme
 

Bakkal ve Papağan

Bakkal ve Papağan
 

taklidi yaşamı bırakıp, korkulardan arınıp, kendimizdeki orijin programı yaşamak ve dışımızda diye gördüğümüz kişileri de kendi sınırlı kapasitemizle değerlendirmeyip, yorumsuz seyr etmektir.


Bir bakkalın yeşil renkli, güzel sesli, söz söylemesini bilen bir papağını vardı. Bu papağan dükkânın bekçisi gibiydi. Alışverişe gelenlere, nükteli sözler söyleyerek şakalar yapardı. İnsanlar bir şey sorduğunda insan gibi cevap verir ve onlarla güzel güzel konuşurdu. Papağanlara has ötüşü de çok tatlıydı.

Efendi bir gün evine gitmiş, papağan ise bakkalda bekçilik yapıyordu. Bir kedi, kovaladığı fareyle birlikte dükkânın içine daldı. Can korkusuyla ne yapacağını şaşıran zavallı papağan, bir o yana, bir bu yana kaçmaya çalıştı. Dükkânın bir köşesine sıçrayınca orada bulunan gül yağı şişelerini devirdi. Şişeler kırıldı, yağlar döküldü. Ortalık iyice karıştı.

Hiçbir şeyden haberi olmayan dükkân sahibi işine döndü. Etrafına bakıp durumu anlayınca çok kızdı. Papağanın üstüne dökülen yağlardan, bu işi onun yaptığını düşündü. O öfkeyle papağanın başına vurdu. Vurmasıyla da olan oldu. Papağanın başındaki tüyleri döküldü. Kel oldu, dili tutuldu, konuşamaz oldu. Bakkal yaptığına pişman olup ah vah etmeye başladı ama ne çare. Saçını, sakalını yolarak, ''Keşke elim kırılsaydı da o tatlı dilli papağanıma vurmasaydım'' diye yakınması boşunaydı. Papağan kel başıyla, sessiz sedasız sinmiş bir vaziyette oturuyordu. Bakkal, papağanın eski neşeli haline dönmesi için, etrafa sadakalar ve hediyeler dağıttı.

Aradan günler geçmesine rağmen, kuş hiç konuşmadı. Bakkal, papağanın bir daha hiç konuşmayacağı düşüncesiyle şaşkın ve ağlamaklı bir haldeydi. Konuşturmak için türlü türlü acayip ve garip sesler çıkararak onu neşelendirmeye çalıştıysa da bir fayda sağlayamadı. Dükkân sahibi uğraşını sürdürürken, bir ara dükkânın önünden kel başlı bir derviş geçti. Papağan onu görünce dile geldi.

''Hey arkadaş'' diye, dervişe seslenerek,

''Sen nasıl böyle kel oldun? Yoksa sen de gül yağı şişelerini mi kırdın?'' dedi.

Papağanın bu sözünü duyanlar gülmeye başladı. Çünkü papağan, kel başlı dervişin de kendisi gibi gül yağı şişelerini devirdiği için, sahibi tarafından başına vurularak saçlarının döküldüğünü zannediyordu.

***

Bu hikayede  yer alan papağan bizim beden kaydında  düşünmeden ezbere yaşadığımız halimizi sembolize etmektedir. Tüm yaşantımızı ele aldığımızda ortaya koyduğumuz her davranış genelde edinilmiş bilgiden ibarettir. Çoğumuz bize öğretileni sorgulamadan, düşünmeden yapmak üzere programlanmış, taklidi bir yaşamı olan tıpkı birer papağan şeklinde yaşamaktayız.

Dolayısıyla, bu taklidi ve sorgulamadan yaşadığımız kurgusal yaşamda da sahip olduklarımızı sıkı sıkıya korumak adına korku ve kaçışlarımız yüzünden hakikata dair yaşanılması gerekenlerden mahrum kalıyoruz. Tıpkı hikayede de papağan gül yağının devrilip neticesinde kel kalıp, dilinin tutulması ve kendini ortaya koyamaması gibi.

İşte bu noktada bir önemli konu daha devreye giriyor. O da bu kadar ezbere yaşanılan ve orijin yaşanılmayan hayata sahip olan birimler, herkesi kendindeki veritabanına “göre” değerlendirip, kendileri gibi görme eğilminde yaşayıp, bazen de komik durumlara düşebiliyorlar.

Öyleyse yapılması gereken en önemli husus; taklidi yaşamı bırakıp, korkulardan arınıp, kendimizdeki orijin programı yaşamak ve dışımızda diye gördüğümüz kişileri de kendi sınırlı kapasitemizle değerlendirmeyip, yorumsuz seyr etmektir.

Kaynak: Mesnevi’de geçen hikâyelerden alınmıştır.

https://twitter.com/sufafy

  

 
Toplam blog
: 636
: 9957
Kayıt tarihi
: 14.12.11
 
 

Araştırmacı Yazar.. ..