Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Kasım '06

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Barış imkansız mıdır?

Barış imkansız mıdır?
 

John Lennon, 20. yüzyılın en iyi şarkılarından biri kabul edilen Imagine’ de, “uğruna ölecek-öldürecek hiçbir şeyin olmadığı bir dünya düşünün ” der.

Yani din, devlet, sahip olmak, mal, mülk olmadığını.

1980 yılında öldürülen ünlü Beatles’ a göre savaşların nedeni uğruna ölüp öldürülecek şeylerdir. Peki, bunların olmadığı bir dünyayı düşünmek kolay mıdır, veya mümkün müdür?

Teorik olarak veya düz mantıkla belki John Lennon haklıdır ama pratikte “ olmamasını hayal et ” dediği şeyler 21. yüzyılda bile insanı oluşturan bileşenlerin cismi dışında kalan parçasıdır?

Hatta birçoğumuza göre bu kavramlar “ insan olmanın gereğidir ”

Bu nedenle bu söylemler hâlâ marjinal, uçuk, hayalperest olarak kalıyor.

Sorun, sadece bizim bunların olmadığı bir dünyayı kabule ne kadar hazır veya istekli olduğumuz değil, diğerlerinin buna ne kadar hazır ve istekli olmasıdır da.

Kendi adıma ben, sınırların olmadığı bir dünyada daha mutlu olabilirdim ama, farklılıkların olmadığı bir dünyada yaşamak istemezdim. Böyle bir dünya çok sıkıcı olurdu. Ben yurdumda kendi kültürümün hakim olmasının yanında, İtalya’da farklı bir İtalyan kültürünün, Çin’de Çin kültürünün olmasından hoşnutum. İtalyanların da ezici çoğunluğunun burada Türklerin yaşamasıyla bir sorunu olduğunu düşünmüyorum.

Bence bu çeşitlilikten “ tüm savaşları yok etmek ” uğruna bile vaz geçilemez, vaz geçilmemeli. “ Varsa ” çözümü, yani barışı, farklılıkları koruyarak başarmak zorundayız.

Peki, bunlar olsun ama, yan yana barış içinde olsun demek ne kadar gerçekçi?

Yani “ dinlerin ” yan yana yaşayabildiği, malın mülkün adil paylaşıldığı, devletlerin sınırlarının sorunsuzca çizildiği vs. vs.

Asıl hayalperestlik bu değil mi? Kardeşlerin bile üç kuruşluk menfaatler uğruna birbirine girdiği bir dünyada ülkelerin adil paylaşımı diye bir şeyden söz edilebilir mi? Benim kabaca “İtalya” olarak bildiğim ülkede kim bilir nasıl iç dinamikler mevcut. Günün birinde İtalya’nın parçalanmayacağının veya başka bir ülkeyle birleşmeyeceğinin garantisi var mı?

Kıbrıs’ı ele alalım. Adada iki farklı halk var: Müslüman Türk azınlık ile Ortodoks Rum çoğunluk.

Çoğunluk, yani Rumlar, sahip olmak ve hükmetmek istiyor, Türk azınlık ise çoğunluğa güvenmiyor ve self determinasyon yani kaderinin diğer toplumun elinde olmamasını istiyor.

Daha da ötesi var. Yunanlılar kendilerini Bizans’ın ve Türkler gelmeden önce Batı Anadolu’da kurulmuş medeniyetlerin mirasçısı kabul eder ve tekrar buralara sahip olmak hayali kurar.

Bizdeki “turan” ülküsünün Yunan karşılığı, yani “megalo idea”.

Bu düşünceyle bir Türk olarak herhangi bir ortak noktada buluşabilir misiniz?

Bizde de “Osmanlı imparatorluğunu yeniden kurma” hayali kuranlar yok mu?

İstekler ve beklentiler, mevcut durumla veya diğerlerinin istek ve beklentileri ile çakışınca sorunlar ve savaşlar kaçınılmaz oluyor.

Olayın bir de ekonomik ve çıkarlar çatışması yönü var. Örneğin bir Alman iş güç sahibi olduğunda çevresinde yaşayan Alman olmayan insanlarla sorunu yokken, işsiz kaldığında etrafında kendi çalışabileceği işlerde çalışan yabancılar gözüne batabiliyor. Bu durum ona adil ve haklı görünmüyor.

Zaten her toplumda farklılıklardan siyasi rant elde etmeye çalışanlar mevcut ve bunların körüklemesiyle çevresindeki farklılıkları yabancı gören ve onlara tahammülü olmayan kitleter büyüyor.

Bunun daha ilerisi ise yağmacı ve sömürgeci eğilimler. Yani, başka ülkelerdeki kaynaklar ve zenginliklerin bazılarının iştahını kabartması ve kendinde o gücü gördüğü anda gidip zorla alması.

Aslında da çok doğal değil mi? Var, istiyorsun, alabilecek güce sahipsin ve alıyorsun. Adil ve haklı mı? Değil! Ama doğanın kurallarına tamamen uygun bir davranış. Unutmayalım ki doğayı “güç” yönetiyor. Doğa yasaları bizim koyduğumuz yasaların üzerinde. "Savaşta faul yapmak" blogumda söz ettiğim gibi bu yasalar oyunun kuralını oluşturuyor ve “beğenmeseniz bile bunların farkında olmak” iyiliğiniz içindir.

Uzun lafın kısası uluslararası anlaşmazlıkları “adil paylaşım” ile çözmek mümkün ve gerçek değil. Böyle düşünmek neredeyse “tarihin sona ereceğini düşünmek” gibi bir şey. Çünkü doğadaki her hareket arkasındaki güç ile orantılı olarak yol alır ve büyür. Böylece dengeler değişir, yeni dengesizlikler ve yeni sorunlar çıkar. Bazen o hale gelir ki kontrolden çıkıp kendini yok eder.

Nazi Almanya’sına olan budur ve sanırım Ermeni Diasporasının anti-Türk hareketinin de sonu bu olacaktır.

Bu hareketin de bir doygunluk noktası olacaktır ve birileri bir gün Ermeni lobicilerine “Off yine mi siz? Siz düşmanlıkları körüklemekten başka bir şey bilmez misiniz” diyecektir ve bu da o hareketin (Ermenilerin değil!) sonunun başlangıcı olacaktır.

Çünkü onlar kendi beklentilerini kendileri gerçekleştirme gücünde olmadıklarının farkındalar ve bu beklentilerini Yahudi soykırımı sonucu Dünya’da esen nefret ve merhamet rüzgarının arkasına katarak başkalarının gerçekleştirmesini bekliyorlar. O başkalarının, hatır için veya birkaç yüz bin Ermeni oyu için yapacağı “anti-Türk” eylem sınırsız değildir. Hatta bana sorarsanız fazlasını bile yapmışlardır.

Burada bizim çok sağduyulu davranıp, onların oyununa alet olmamamız, yani kendimizi ve tezimizi savunurken Ermeni düşmanlığını körüklemememiz gerekir. Aksi taktirde toplumun çok duyarlı olduğu konularda göstereceği kontrolsüz güç onların ekmeğine yağ sürer ve onlara daha fazla malzeme verir. Unutmayalım ki bizim çıkarımız “tırmanmada” değil “yatışmadadır”. Uluslar arası toplumda Türk popülaritesinin artması, bu sorunu kendi kendine halledecektir. Tersi ise tersi sonuç verir.

İnsanlar/toplumlar farklıdır ve aramızda “farklı olanları” sevmeyen birileri mutlaka vardır. Eğitim, kültür ve refah ile bunların oranı mutlaka azalabilir ama yok olmasını beklemek hayalcilik olur.

Sorunlara neden olan, farklılıklar değil, her toplumda var olan ve farklı olanlara tahammül edemeyen kesimlerdir. Toplumun geri kalanı bu kesimin dolduruşuna gelir ve bunların oluşturdukları rüzgara karşı koyamaz.

Öyleyse barışı korumak için ne yapabiliriz?

Ülke olarak kendi zenginliklerimizi ve çıkarlarımızı korumak için tecavüzcüleri caydırıcı bir güçte olmalıyız, ve..

Kendi aşırılıklarımızın dolduruşlarına kapılmayıp diğer tuplumlarda da bizim gibi aklıselim sahibi insanlar olduğunu unutmamalıyız.

Bu son cümlemi izninizle basit bir testle tamamlamak istiyorum: yukarıda söz ettiğim Kıbrıs ve Yunan örnekleri yanlıştır. O örnekler aslında “bazı Rumlar” ve “bazı Yunanlılar” diye verilmeliydi.

Bunun farkına varabildiniz mi? Bir yanlışlık hissettiniz mi? Muhtemelen hissetmediniz!

Biz (ve tabi ki onlar da) bu genellemeyi yapmayı o kadar çok severiz ki sorunları hep "biz" ve "onlar" kalıplarında yargılarız.

Bu nedenle milli konular üzerine iç politika yapmak kolaydır.

 
Toplam blog
: 130
: 2132
Kayıt tarihi
: 28.06.06
 
 

İnsanın kendini anlatması zor, gereksiz de! Yaptığı işlere bakmak yeter, ne gerek var fazla i..