- Kategori
- Güncel
Barış yalanı…

Kainatın var oluş ve işleyiş felsefesinde “Barış” adı ile düşündüğümüz cennet egemen değildir. Karşıtı cehennem vardır. Her olay belli bir işleyiş düzeninde makronun mikroya yansımasından ibarettir. Kainatın cennet ve cehennem dediğimiz dualitesi canlı cansız herşeye yansır. Her yokuşun bir inişi vardır. Yokuş çıkmayı seven ondan mutluluk duyan inişin stresini, hoşnutsuzluğunu, kabul edecektir.
Hayvanlar alemine bakınız. Aslanların bulunduğu bir ortamda ceylanların mutluluğundan söz edilebilir mi? Böyle bir ortamda hangi barıştan söz edilebilir ki. Ancak doğa böyle bir ortamda aslanların üremesini az, ceylanlarınkini çok tutarak bir denge oluşturmuştur.
Yaşam, cennet veya barış dediğimiz bir ütopik düşünce üzerine değil, denge üzerine kurulmuştur. İki ülkenin birbirleri ile yaptığı savaşın sonunda yapılan anlaşmalara “barış” diyoruz. Oysa bunların barış ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. Ateşli silahlar susmuş, ekonomik, psikolojik, sosyal silahlar devreye girmiştir.Kimse kimse ile kol kola, el ele değildir. Belki ateşli silah ile gelen ani ölüm durmuştur ama diğer silahlarla savaş devam etmektedir.
Bu olgu insanlarda iki ayrı insanın aynı ortamda yaşamaya başladığından beri devam etmektedir. Ne varki şekil ve yöntemler çağa ayak uydurmuşlardır. Değilse her insan kafasında oluşturduğu cennete ulaşmak için diğerlerini hiç düşünmez. O zamanda insanlar arasında bir barıştan ne kadar söz edilebilir ki?
Bunu bilen akil beyinler denge unsurunu ön plana çıkarmaya çalışırlar. Zaten evrenin bütün işleyişine hakim olan denge, insanlar arasında oluşturulabildiği kadar mutlu olunur. Bu dengenin oluşmamasından dolayı, insan mutluluğu ve mutsuzluğu, acıyı ve keyifi iç içe yaşar.
Bu gelgitler, beyini sürekli olarak iyi yaşamaya doğru iteceğinden insan oğlu her saniye elinden geldiğince daha iyi, mutlu, huzurlu yaşamanın çaresini arar. Eğer çağdaş bilgi, beceri ve olanaklarla donanımlı ise mesele yok. Amacına ulaşması olasıdır. Değilse bir süre sonra hayal kırıklıkları, küskünlükler ve isyanlar başlar. En çok barıştan ve cennetten söz edenler bilinç altında bu kırginlikları, ümitsizlikleri yaşayanlardır.
Sonuç olarak, hırs, kin, kıskançlık, nefret gibi duyguların tembellikten kurtulup gelişmesi amacı ile verildiği insanoğlunun barıştan veya cennetten (bu tür duyguları taşıdığı sürece) bahsetmesi pek de mantıklı görülmemektedir. Bu ulaşılması imkansız ütopik bir duygudur.
Bunun yerine yaşadığımız gezegen üzerinde her nefeste kendini hissettiren dengeyi ön plana alırsak daha mutlu ve huzurlu olacağımıza inanıyorum.
Osman Tamtürk
1/9/2009