- Kategori
- Güncel
Başlatın kendinizi temize çıkarma çabalarını!...

“Yıl, 1999. Önce, Alsace’taki maden kömürü havzaları, ardından, potas madenleri kapanmak üzeredir. 2004’te hepsi kapanacaktır. Ama bu, maden kuyularının işletilmesine son verilmesi anlamına gelmiyor. Yoksul ülkelerde toprağın derinliklerinden maden çıkarılmaya devam ediliyor. Bu ülkelerde işçi ücretleri çok düşük olduğundan; kömür, maden filizleri ve çeşitli mineraller, maden işçileri açısından, Fransa’dakilerden çok daha kötü koşullarda çıkarılıyor.” (17.10.2008 tarihli ‘Geçici işçi olmak’ başlıklı MB yazımdan..)
***
Bursa'nın Mustafakemalpaşa İlçesindeki kömür madeninde metan gazı sıkışmasından meydana gelen grizu patlamasında toprak altında kalan 19 işçinin hayatını kaybettiği açıklandı.
Bu haberin ardından, muhafelet, devletin inceleme mekanizmasını hızlandırmasını gerektiğini söylerken, iktidardakiler ise şu ağızları kullanıyorlar:
“Kurtarma ekiplerimiz işçilerin bulunduğu bölgeye ulaştı. Maalesef işçilerimiz hakkın rahmetine kavuştu.”
"İlk tespitler çok şiddetli bir patlamanın olmadığı. Ama tüm güçlendirme sistemi çökmüş. Çalışmalar bitmeden konuşamıyorum. Ama bu işletmenin şartlara uygun çalıştığı görülüyor."
Oysa haberlere bakıldığında, denetimde eksiklik saptandığını görüyoruz.
İktidardaki yetkili, “patlamanın şiddetli olmamasına karşın tahkimatın çökmesiyle facianın meydana geldiğini, işletmenin 1983 yılından bu yana faaliyet gösterdiğini ve bugüne kadar herhangi bir kaza yaşanmadığını” söylüyor.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının açıklaması söyle:
“İşletmenin düzenli olarak denetimi yapılmış. Zaten biz maden ocaklarını bakanlık olarak proje kapsamında denetime tabi tutuyorduk. Burası hem Bursa Bölge Müdürlüğümüz tarafından, hem de Ankara’daki Teftiş Kurulu tarafından denetlenmiş bir firmadır. Mayıs ayında en son denetimi yapılmış. Eksikleri tespit edilmiş ve onları da aralık ayına kadar tamamlanmak üzere kendilerine talimatlandırılmıştı. (talimatlandırılmak... her ne demekse!) Ancak aşağıda bu eksikliklerin ne kadarının yapılıp yapılmadığını henüz bilmiyoruz. İncelemelerimiz devam ediyor. Müfettiş arkadaşlarımız da buradalar. Sanıyorum hadiseleri daha net görme imkanımız olacak.”
***
Yukarıdaki alıntıya dönüyorum.
“2004’te bütün maden ocakları kapatılacak. Yoksul ülkelerde toprağın derinliklerinden....”
Yoksul ülkelerde insan hayatının pul kadar değeri yoktur!
Yoksul ülkelerde yetkililer “etkisiz”, etkililer “yetkisiz”dir. Makamlar ve memuriyetler kişilerin bilinçli ve sorumluluk sahibi olmasına göre değil, iktidar partilerinin adamı olmasına göre tayin edilir.
Yoksul ülkelerde en tepedeki yetkili, eksikliklerin giderilip giderilmediğini en az bilen.. hatta hiç bilmeyen kişidir!
Yoksul ülkelerde faili meçhul cinayetlerin... maden ocağı göçüklerinin, sağlık skandallarının ve daha nice garabetin incelenmesi aylar.. yıllar sürer ve halka unutturulunca da dosyalar tozlu raflara kaldırılır.
Yoksul ülkelerde, yılın bütün ayları yaralıdır! Mart..Temmuz....Eylül.... gibi ağır yaralı ayları... hatta ağır yaralı yılları vardır yoksul ülkelerin...
Yoksul ülkelerde...sevgideğer dost A.Kadir Paksoy’un deyişiyle “ZAMAN ÖYLE BİR YILAN ZAMANDIR Kİ... YALANCININ MUMU GECE DE YANAR!
Onlar, ekmeklerini karanlık dehlizlerde aradılar...
Onlar, evlerine ekmek götürebilmek için gündüzleri bile ışık görmeden, karanlıklarda yaşadılar!
A.Kadir Paksoy, Sivas’ta bu ülkeyi ölü evine çevirenlere şöyle sesleniyordu bir şiirinde:
“Kalsın
İstemem
Sizin olsun cezanız
En büyük cezadır suçlular için
Bilin
Bir şair ceza istemiyorsa”
Hadi başlatın kendinizi temize çıkarma çabalarını! Yine yılan hikayesine dönsün soruşturmalar! Hem suçlu, hem güçlü olmanın tadını çıkarın!... Başka ne yapabilirsiniz ki?
Ölen emekçilerin evde ekmek bekleyen, aş bekleyen hiçbir şeyden habersiz bebeleri, çocukları ceza istemiyorsa... bu, en büyük cezadır size!
Zelin Artuğ, Aralık 2009, Yeryüzü