​ Batıda on yıl (9) / Öykü / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Kasım '12

 
Kategori
Öykü
 

Batıda on yıl (9)

Batıda on yıl (9)
 

Fotoğraf: Tufan Genç/ Ayvalık sahilleri...


Otobüs uzun bir süre bir patika ve dere kenarında, akan suyun tersine yamaç boyunca ilerledi. Hava kapanmış, gökyüzü gri bulutlarla kaplanmıştı. Bana göre yağmur yağıyordu. Ama burada, bu sadece bir çiseleme idi. Dönemecin bitiminde yerden yükselen keskin bir kayalık vardı. Kayalığın üzerinde görünen tabakalar üst üste binmiş katmanlar halinde doğanın tüm renklerini bir araya toplamış pasta gibiydi. Üzerindeki tahrifatlar çakıl, kum, tuğla gibi insan yapımı malzemeler elde etmek için kalıcı hale gelmişti. Toprak derin çukurlar halinde taş ve kum ocağına ev sahipliği yapmıştı. Çıplak yamaçlarda erozyonun toprakta bıraktığı izler derinleşmişti. Doğa ve çevre tahribatının bariz örneklerini görmek, insan etkisinin acımasızlığını izlemek şaşırtıcı değildi.

Hasan’a göre geçmiş acı doluydu. İnsan insana zarar vermek için vardır diyordu. Kadim topraklarda yaşanan savaşın acılarını uzun süre çekmişlerdi. Köyleri ve kasabaları bir süre ele geçiren Yunan’ın yaptığı zulüm sonrası yaşamını yitirenler, sakat kalanlar olmuştu. Yetim ve dul kalan insanların acılarını babasından dinlemişti. Dedem geri kafalıydı. Babamı okula göndermemişti. Babam cahildi. Fakat okula gidememenin acısını çok çekmişti. Hesaba aklı yetmedi. Bu nedenle bizi okuttu. Benim çocuklarım da okula gidiyorlar. Kızım lisede, oğlum ortaokulda. Okusunlar. Her şeyin başı okumaktan geçiyor. Cahillik başa bela hocam diyordu. Hasan konuşurken yüzüne bir hüzün çöküyor, gözleri buğulanıyordu.

Geçmişe bugünkü gözümüzle bakarsak, anne ve babalarımızın, büyüklerimizin düşünce ve eylemleri bizlere saçma gelebiliyor. Misal okul konusunda dedemin düşüncesi geri kafalılık olarak ele alınabilir. Ama o döneme ve dönemin şartlarına bakarsak, onları anlayabiliriz. Her dönemim kendine has doğruları, üzüntüleri ve mutlulukları vardır. Yaşamının tamamı kırsalda geçmiş bir insanı anlamak lazım. Modern kent yaşamı onlara uzaktır. Dolayısıyla düşünceleri de kırsala uygundur. Kırsal da çoğu insanlar okuma yazma bilmiyordu. Köylere yapılan okullar yaygınlaştıkça bizim kuşak okula gitti. Çoğu aileler kız çocuklarını okutmadılar. Günümüzde öylemidir? Eğitimin önemi günümüzde yadsınamaz. Kız erkek çocuklar okullarda eğitimlerini sürdürüyorlar. Kalkınmamız gençlerimizin eğitilmesine ve bilinçlenmelerine bağlı. Çocuklarımıza büyük umutlar bağlıyoruz artık. Lakin çocuklarımız eski ile yeniyi bir araya getiren bir dünyada yaşıyorlar. Onlara destek olmalıyız. Gelecek umutlarımızın yeşermesi, solmaması için buna mecburuz.

Hasan söylediklerinde haklı idi. Kendinden beklenmedik bir akıcılıkla, aydın bir yaklaşımla söylemişti tüm bunları. Hasan’ı düşüncelerinden dolayı kutladım. Eğitimin önemli olduğunu, Anadolu insanının geleceğe güvenle bakmasının çağdaş bir eğitim ile mümkün olacağını söyledim. Eğitime destek olunmalı idi. Hayat durağan değildir. Devamlı bir hareket ve devinim söz konusudur. Seçenek ve rekabet söz konusudur. Seçeneklerimizde başarılı olmak mücadele azmimize ve başarma arzumuza bağlıdır.

Zaman su gibi akmış, yol çizgileri bitmişti. Güneş alçalmaya başlamıştı. Hava soğuktu. Otobüs durağında ilçeye göz gezdirdim. Göğe uzanan çatıların altında sıvaları dökülmüş kerpiç binaların yanı sıra bakımlı betonarme ve tuğla evler yan yana idi. Ana yol şehri tam ortasından ikiye kesiyordu. Yamaçlarda üzüm bağları ve hasat sonu hüznünü yaşayan tarlalar uzanıyordu. Hasan ile vedalaştım. Görüşmek dileği ile ondan ayrıldım. Hasan’ın iki üç katlı taş, tuğla ve betonarme binalar arasındaki taş döşeli dolambaçlı yolda ilerleyişine takıldım bir süre. Başları örtülü nineler, kasketli dedeler balkonlarda güneşin son ışıklarına sırtlarını vermiş yoldan geçenleri izliyorlardı. İlçenin tek otelinin yerini sorup öğrendim. Akşam yaklaşmıştı. Yorgundum. Acıkmıştım. Bakkal dükkânlarının önlerinde duran ve kaldırımı boylu boyunca kaplamış malzemelerin yanından geçerken az ilerde iyi bir ustanın elinden çıktığı belli olan tahta oyuncaklara, mermer ev eşyalarına hayran kaldım.

Otel iki katlı bir bina idi. Giriş katında lobi olarak kullanılan genişçe bir yer, yıpranmış birkaç koltuk, bir iki sandalye, ortada genişçe bir sehpa ve üzerinde gazeteler ve kül tablaları vardı. Ücretini ödeyip tek kişilik bir odanın anahtarını aldım. Valizim yoktu. Açlığımı gidermek için az ilerde lokanta yazan yere yöneldim. Üzeri tereyağlı lahmacunları ve ayranı bir çırpıda bitirdim. Sıcak bir çay ile ziyafetimi tamamladım. Sabah kalkıp kasabanın yolunu tutmak için derin bir uykuya daldım. Düşümde soğuk bir ekim sabahında, yatalak yaşlı bir adam, onu sıcak tutsun diye bir mangalda yakılan kömürün sıcaklığında ellerini ısıtmanın telaşında idi. Sonrasında gece bir ara üşüdüğümü fark ettim. Sabaha daha çok vardı.

 
Toplam blog
: 210
: 910
Kayıt tarihi
: 04.05.08
 
 

Eğitimciyim. Bir insanın çağdaş bir gelecek için, aydınlanma için çok okuması gerektiğine inanıyo..