- Kategori
- Siyaset
Batılılaşma devam etmelidir...
Atatürk'ün hedefi, Türkiye'i, "bulunduğu durumdan"... "olması gereken duruma"a ulaştırmaktı. Daha açık bir ifade ile, Türkiye'yi çağdaş ülkeler aşamasına getirmek ve hatta onları bile geçmekti. Yarın çağdaşlığın nerede olacağı bilinmez ama Atatürk döneminde ve günümüzde çağdaşlığın, hala Avrupa'da yani Batı'da olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle bloğumun başlığını "Batılılaşma devam etmelidir" şeklinde belirledim. Zaten Osmanlı döneminden günümüze gelen tarihi süreçte (Osmanlı döneminde kısa bir süre Doğuya yönelme olmuşsa da) yönümüz hep Batıya doğru olmuştur.
Türk toplumunun Batı ile ilişkisinin başlangıcı için kesin bir tarih belirlemek zor olmakla beraber, Batılılaşmaya verilecek anlama göre yaklaşık bir zaman tespit mümkündür. Bilinçli bir Batılılaşmanın 19.yüzyılda başladığı söylenebilir.
Fatih Sultan Mehmet döneminde Bizans etkileşimi ile başlayan "Batıyla temas" ve "Batıyı anlama" atılımı, Lale Devri ile "Batıya öykünme" şekline dönüşmüş, III.Selim'in Fransız etkisiyle getirmeye çalıştığı yenilikler ile de "Batıdan etkilenme" aşamasına gelmiştir.
II.Mahmut zamanında, biraz da zorlama ile getirilen yenilikler ve değişimler, Batılılaşma sürecinde, yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Bu dönemde maydana gelen Batı benzeri, özellikle devlet yönetim düzeninde ve askeri alandaki, yenilikler ve değişmeler, sonraki dönemler üzerinde etkili olmak suretiyle, gelecekteki değişimlerin çığırını açmış, yönünü belirlemiştir.
Başlangıçtaki "Batıyı anlama" , "batıya öykünme" ve "Batıdan etkilenme" ya da "Batılı gibi olma" özlemleri ile genelleştirilen Batılılaşma, Tanzimat döneminde, Osmanlı Devleti'ni ayakta tutabilmenin bir çaresi olarak düşünülmüştür. Bir başka deyişle, Tanzimat hareketi, uygarlaşma ve çağdaşlaşma zorunlululuğunun ilk resmi ilanı ve ifadesi olmuştur.
Tanzimat dönemi ile başlayan bu süreç, Türk Devleti'ni ve toplumunu, geçmişe dönüşü olanaksız bir bir yola sokmuş. I. ve II. Meşrutiyet dönemlerinde de bu yol, saray ve dinin önleyici bazı etkilerine rağmen boş kalmamış, Cumhuriyet döneminde ise, demokratik ve çağdaş ülkele ailesine katılmanın tek istikameti olmuştur.
Olması gereken duruma gelen Türkiye, önündeki giderilebilecek bazı küçük engellemelere rağmen, Batılılaşma yolunda hızlı veya yavaş, doğru veya dolambaçlı olarak gidebilir, FAKAT GERİYE DÖNEMEZ...
cdenizkent