- Kategori
- Gündelik Yaşam
Bedel ödemek

Böylesine önemli olan bir kavşakta bizler kolayına kaçıp, çaresizlikle kendimizi acındırmanın plânlarını yapıyoruz...................
Herşeyin bir bedeli var. Çarşıdan pazardan alışveriş yapar, beğendiğiniz bir şey satın alabilirsiniz.
Bedeli, cebinizden çıkan paradır.
Yapacağınız bir hatanın karşılığı, büyüklüğüne göre karşılığını almaktır.
Bedeninize iyi bakmaz, sağlıksız, tutucu bir şekilde yaşamak zorunda kalırsanız örneğin “sigara ve içki” alışkanlığınızı devam ettiririyorsanız bedeli ağır olur.
Mistik kurallara uymamanın karşılığı da affedilemez hatalar olarak düşünülmeli.
Şayet bu hükümlere kulak asmaz iseniz, öte boyutta bunun ceremesini fazlasıyla çekersiniz. Zira sizi orda kurtaracak bir tanrı bulamazsınız.
Gerçi, Allah’a, ölüm ötesine inanıyoruz. Elbette imanımız tam. Ancak bu kavramların gerçeğini bilmek ve özümüzde bulma yolunu denemiyoruz ya da hiç düşünmüyoruz.
Yıllardır bunu anlatmaya çaba gösteriyoruz. Ama anlaşılmak istenmiyor. Milletin boş vakti yok ki böyle şeylerle uğraşsınlar.
Üzücü, ama işin gerçek yanı böyle.
Böylesine önemli olan bir kavşakta bizler kolayına kaçıp, çaresizlikle kendimizi acındırmanın plânlarını yapıyoruz.
Bedel ödemeksek olmaz mı deniyor.
Olmayacağını kendileri de biliyor, ama “ya tutarsa deyip” yoğurt mayasını göle çalıyorlar.
Oysa negatifi bilip onlardan el çekmenin bir karşılığı var, mutlaka.
Bu kurallara itaati yerleştirmek şart.
Tabi bütün bunlar içi boş şeyler değil.
İnsanın, sistemi ve gerçeği hakkıyla bilmesi gerekiyor.
Bildiği anda bu “uyanışla” birlikte ondan herkes yararlanacak.
Kuşkusuz, bilinçsizlik insanlara bir fayda sağlamaz.
Dindar kesime duyarlı olduğu bilgileri ulaştıramadığında ‘cahil’, “mental hayvan” sınıfında yer alması işten bile değil.
Bu lokasyonda sahne dışına itilmeye mahkûm olursunuz.
İşleri rayından çıkartan ağır olan durumlar vardır. Bedeli de ağır olur.
Örneğin, insan az da olsa özgür yaşamak ister. Mesela bir hanım evlenmek zorunda bırakıldığı biriyle hayatını birleştirmediğinde, şartlanan, isteklerine hâkim olamayan kişilerce “boğulup öldürülebilir.”
Şartlanmalarla yaşamaya alışkın bir toplumun kadının üzerinde kurmuş olduğu egemenlik havasının tabii bir sonucudur bu.
Anlayacağınız, onun özgürleşme isteğinin bedeli de budur.
Hayatı ile ödemek!
Bir lider, bulunduğu noktaya kadar birçok badireden geçmek zorundadır. Bu bağlamda, yılmadan uğraşması gerekir. Koltuğunu korumanın şartı da budur.
Bedenli yaşamanın bedeli, tanrıya uzanan yol olur. Ama bu tür bir idrakle, o kişi gerçeklere asla ulaşamaz.
Bedensiz olmanın karşılığı ise sonsuzluğa adım atmaktır.
Gerçek olan şu ki, bir başkasının üzerinde egemenlik kurmak istemesi, o nedenle etrafını kırıp geçirmesi hiç de doğru bir işlev değildir.
Bunun için insanın önce bu ‘bedeninden’ kopması gerekir.
Demek ki neymiş?
Bilincini/şuurunu korumak zorunda kaldığı bir sistemde, ‘bedenin’ bir anlam ifade etmeyeceği çok açıktır. Tersini uygulamaya kalkan ruh, bedeniyle birlikte sonsuza dek yaşamaya mahkûm olur.
Hâlbuki insan sadece “şuur” varlıktır.
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz:
Maddeye yabancılaşan kazanır. Karşılığını da fazlasıyla hak eder.
Bilgi kitabı, bedel ödeme hususuna kafa karıştırmadan ve işi çetrefilleştirmeden çok güzel ayetlerle değinmiş ve iman eden toplumlara şöyle seslenmiştir:
“Her insanın yaptığı çalışmanın dışında başka bir şey yoktur.”
“Zerre kadar yaptığınız hayrın karşılığını göreceksiniz.”
“Zerre kadar yaptığınız şerrin karşılığını göreceksiniz.”
“Asra and olsun ki, insanlar hüsrandadır.”
Bütün uyarılar, bir bedel ödeme ile alakalıdır. Aksi hiçbir zaman da olmamıştır.
Bu yapılmayan çalışmalar veya pas geçilen hareketleri dikkate almak gerekir anlamına geliyor.
En basit şeylerin dahi üzerinde durma hususu var uyarıların inceliğinde.
Onların meşruiyetlerini hiçe saymak ahmaklık olur. Karşılığı mutlaka alınır, anlamı var burada.
Ve bedel ödeme hususunda dikkat çekici bir husus, Asr üzerine yemin edilmesi oluyor.
Bu açıklama yazılanların en büyük teyididir.
Hayat kimi zaman hızlanıyor kimi süreçlerde de yavaşlıyor.
Yavaşladığında durup düşünmeye ihtiyacımız var diyorum.
Ahmed F. Yüksel