- Kategori
- Siyaset
Beklentilerimiz...
Herkes salgın sonrası çok daha farklı bir dünyada yaşayacağımıza yönelik değerlendirmelerde bulunuyor.
Acaba diyorum ki…
Bizler de, bu salgın sonrası dönem için “yeni bir sayfa” açsak nasıl olur?
Özellikle, artık rejimimizin “fabrika ayarlarıyla” oynamasak mesela!
Kim ne kadar yadsırsa yadsısın veya nefret etsin, Türkiye Devleti, cumhuriyettir.
Bundan sonraki süreçte, demokratik mekanizmaların daha iyi işlemesine yönelik adımları atsak, hiç fena olmaz hani!
Evet, ne dersek diyelim bizim ülkemiz için en iyi sistem, parlamenter demokratik rejimdir. Salgın sonrası eğer çok farklı bir medeniyetten bahsediliyorsa… Biz de kendi normalimizi daha çağdaş atılımlarla tesis edelim.
Mesela… Daha modern ve vesayetten arınmış bir yeni “anayasa” yazımı… Cumhuriyet rejiminden kaçınmak yerine, cumhuriyeti daha çağdaş demokratik değerlerle taçlandırmak gibi…
Hukuk sistemimizi daha insanı merkeze alan, yine yürütme gücünün tahakkümüne izin vermeyecek şekilde yeniden revize edebilsek…
Ne olursa olsun, her şeyin başında artık “insan” demeyi öğrenmeliyiz. Sen veya ben yok olmalı; yerine hepimiz birimiz için anlayışının tesis edilmesi sağlanmalı.
Sosyal devletin sadece “anayasada” yazan bir madde olarak kalmasının yerine, gerçekten de modern bir demokrasi devletinde olması gerektiği gibi, vatandaşlarının “insan onuruna” yaraşır bir yaşam düzeninde varlıklarını sürdürebilmelerinin altyapısının sağlanması için ortak bir irade oluşturulmalı.
----------------
Temel insan hak ve özgürlüklerinin, yasaların delinemez zıhları altında güvenceye alındığı, en temel hak olan yaşam hakkıyla, ifade ve inanç özgürlüğünün, şirazesinden çıkabilecek hükümetler tarafından çiğnenmemesi için, gerçekten de katılımcı bir ortak aklın hemencecik hayata geçirilmesi gerekir.
Vergi veren vatandaşların, devletlerin itaatkârları veya köleleri değil, birinci sınıf yurttaşları olduğu bilinciyle, her türlü kamu hizmetlerinden imtiyazsız bir biçimde yararlandırılmalarının yine yasal zemininin güçlü bir biçimde yaşama geçirilmesi gerekir.
Bakın unutmayalım…
Siyaset ve ekonomik veya kültürel gelişme ve değişmeler farklı bir dinamikten besleniyormuş gibi görünse de, bunlar birbirinin tamamlayıcısıdır. Güçlü bir demokrasinin, kuvvetler ayrılığının, yine güçlü bir yönetişim zihniyetinin varlığının, gelişmiş ülkeleri ne boyutlara getirdiğini görmüyor muyuz?
Siz, bakmayın yandaş havuz gazetecilerinin, Avrupa ülkelerinin salgın döneminde sapır sapır döküldükleri masallarına! Evet, birçok gelişmiş ülkeler, bu Koronavirüs salgınında bazı noktalarda yetersiz kalmış olabilirler…
Ama ya sonrası ne olacak? Bu salgından sonra yaşam mümkün olduğu kadarıyla devam edecek. İnsanlar; işlerine sahip olanlar tabii ki işlerine gidecekler, olmayanlar ise devletlerin sosyal devlet şemsiyesi altında korunacaklardır.
İşte bu bağlamda, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğulu’nun Cumhuriyet gazetesinde kaleme aldığı makalesinde ifade ettiği gibi…
Demokrasimizin temellerini daha sağlamlaştırmak, en azından daha modern bir anayasa için bir araya gelmek, bu yeni dönemde herkesin yapması gereken bir fedakârlıktır. Küreselleşme demek, sadece emeğin ve sermayenin serbestliği değildir. Globalleşme demek, paranın bir yerden bir yere transferi değildir.
Bu yeni dönemde artık gerçekten de evrensel değerlerle birlikte yeryüzüne eklemlenmek durumundayız. Küreselleşme, tek tip yemek içmek, giyinmek değil, dünyanın gelişmiş ve saygın ülkelerinin/devletlerinin neleri iyi yaptıklarını müşahede ederek, kendi özelimize uygulayabilmektir.
Yeryüzü sakinleriyle uyumlu bir yaşam…