- Kategori
- Kent Yaşamı
Belediye Otobüsü Klasiği

Kaç zamandır blog yazmıyorum. Neden bilmiyorum! pek yazmak da gelmedi içimden….
Bu sabah odamın penceresinden dışarıyı seyrediyorum. Masalsı bir manzara var yine bu sabah Ankara da. Tıpkı, çocukluğumda yılbaşı kartlarındaki manzaraları anımsatan. Ve sanki havada savrulan tipi uçuşan beyaz kelebekler gibi Armoni Orkestrası eşliğinde senfoni yaratırken yazma içgüdümü de harekete geçiriyor.
Geçen Perşembe yani 9 Şubat….
Başkent’in hayatı felç eden yoğun kar yağışına teslim olduğu gün….
Bana bu satırları yazdıran ne yollarda kayan arabalar, kazalar ne de evine yaya olarak ulaşmaya çalışan müşkül, bezgin insan manzaraları….
O gün, öğle yemeğimi yedikten sonra hastane randevuma gitmek üzere otobüs durağına doğru ilerliyorum. Köşedeki marketten abonman bileti almak istedim. Çünkü birkaç gündür otobüsle ilgili sıkıntı yaşıyorum. Benim abonman kartım yok ya! aksi gibi hep Halk Otobüsü geliyor. O yüzden bilet temini konusunu çözmek istedim öncelikle.
Bu arada kar önce hafiften atıştırır gibi başlamıştı, ardından kısa sürede savrularak yağmaya başladı. Yolun karşısına geçtim. Bir an önce otobüs durağına ulaşmak için adımlarımı hızlandırıyorum. Tam durağa geldim ki Çankaya otobüsünü görünce hemen bindim. “İyi” dedim kendi kendime çabucak geldi. Yeni aldığım abonman kartımı okuttum baktım ki şoför’ün hemen arkasındaki ikili koltuk boş ve pencere kenarına yanaştım. “Ohh!” dedim. Sakin ve sıcacık bir otobüste kar manzarası eşliğinde kısa ama huzurlu bir yolculuk diye iç geçirdim.
Birkaç saniye geçmişti ki! arka sıralardan 55-60 yaşlarında biraz dombili, dip boyası epeyce geçmiş kıvırcık saçlı, yüzü solgun, göz çevresi yer yer kırışmış ama dudaklarına dışına taşırarak sürdüğü kırmızı rujuyla rüküş havasını ihmal etmemiş bir bayan oturdu yanıma. Elinde 5 TL. parayı uzatarak, “kartınızı kullanabilir miyim” dedi. “Önemli değil kullanın” diye kartı uzattım. Neyse kartı okuttu ardından “çok teşekkür ederim, Allah senden razı olsun” filan gibi minnet duygularını ve memnuniyetini bildiren ardı ardına cümleler kurmaya başladı. Bende her defasında biraz sonra başıma geleceklerden habersiz “bi şey diil” ,“rica ederim”, “önemi yok” gibi nazik cümlelerle cevap vermeye çalışıyorum.
Bu arada kulağımı tırmalayan çatlak sesiyle kurduğu cümlelerin çoğunu anlayamıyorum. Bitmek bilmeyen soruları bir yana, sigara ve ağır bir soğan kokusuyla ağzından yayılan sıcak nefesi resmen midemi bulandırmaya ve başımı döndürmeye başladı.
Yok efendim!
“Emekli doktorum, Azerbeycanlıyım, Çok çevrem var”. Gibi abuk subuk devam ediyor. O kadar hızlı konuşuyor ki arada birde bana sorular yöneltiyor. “Çalışıyormusun, Evli misin” gibi...
Benim cevaplar istemsizce “evet” ve “hayır” şeklinde ama kurtulmak ne mümkün! .Yalnız, evli misin? sorusuna sırf lafı uzatmasın diye cevabı bir kaç saniye gecikmeli olarak “evet” deyince bu kez de onu sorguluyor. Niçin düşünerek evet demişim....
Kafamı sola doğru çevirip pencereden dışarı bakarak kurtulmak istiyorum. Çaktırmadan sağ elimin işaret parmağıyla burnumun sağ tarafını bastırarak o kokuyu duymamaya çalışıyorum ama nafile. Ardından Ulus da Kuveyt Bank’a gideceğini bana ineceği yer konusunda da yardımcı olmamı istiyor. “Ben Kuveyt Bank’ı bilmiyorum ama Ulus’a gelince ben size haber veririm, Siz de inince tekrar birisine sorun” diyorum. Bu önce tamam dedi ama bu kez aklı benim kafamdaki siyah şapkaya takıldı. "Şapkanız çok güzel,nereden aldınız kaça aldınız bende almak istiyorum" bilmem ne.... Ne kadar yakıştığına dair iltifatları da sıralıyor bir taraftan! (Biraz daha ısrar edersem şapkasını da bana hediye edebilir diye bile düşünmüş olabilir) Sonradan düşündüm ki aslında derdi yol sormak, kart kullanmak değil. Sohbet etmek….
Halbuki! ben oldum olası nefret ederim! Toplu taşım araçlarında hiç tanımadıkları insanların özel yaşamlarına dair; “nerelisin, nerede oturuyorsun, evli mi bekar mısın, evliysen kaç çocuğun var” gibi garip sorular yöneltip, ardından anlamsız yere kendisinden ve hayata dair problemlerinden bahseden ve sohbet etmek için adeta çaba sarf eden bu tacizci tiplere.
Bir ara bayılacak gibi hissettim kendimi. Koridor tarafında olsam kalkıp arkaya doğru ilerlemek istiyorum. Bu hala anlatmaya devam ediyor. Normalde Dışkapı-Ulus hattı otobüsle maximum 3 dakika filan ama bi taraftan trafik tıkandı diğer taraftan sanki dakikalar saat gibi geçmeye başladı bende. İçimden diyorum ki! “eyvah bugün bu kadından kurtulamayacağım kesin benimle hastaneye de gelecek hatta evime bile gelmek isteyebilir. Birazdan ya telefon numaramı da isterse” diye içimden kurgulamaya başladım.
Kahretsin! kendime sinir oldum ya!. Halâ! terslemek yerine niçin nezaketimi bozamıyorum. Ulus’a yaklaşınca sevindim inecek ve kurtulacağım diye. Bir an önce yanımdan kalksın diye diyorum ki! “arkaya doğru yaklaşın bu durakta ineceksiniz.” Bu bir anda fikir değiştirdi ve önce Kızılay’a gidip benim şapkamdan almak istediğini daha sonra tekrar Ulus’a dönüp banka işlerini halledebileceğini söyledi. Ondan kurtulmak için inip tekrar başka bir otobüse binmeyi geçiriyorum aklımdan ama randevuya geç kalacağım için o da zaman kaybı. Ayrıca kar birden bastırdı ve trafik tıkandı. Birde ben indim diyelim! ya tekrar o da benim bindiğim otobüse binerse paranoyası geçti aklımdan.
Bu arada sezgilerim iyice güçlendi. Bu kesin Kızılay da inmeyecek ve nereye gidersem peşime takılacak diye boğulmaya başladım. Ensemden şakaklarıma doğru hızla bir migren ağrısı başladı. Hiç susmayan bu çene ve artık ne söylediğini dinleyemez hale geldiğim kadın tüm enerjimi tüketmeyi başardıktan sonra benim yorgun bakışlarım arasında nihayet Kızılay durağında indi. Bense yaşadığım kabus karşısında yorgun bitkin ve stres dolu bir yolculuğun ardından Kuğulu Park durağında indiğimde yürümeye dahi takatim kalmamıştı.
Yoğunlaşan kar yağışının tüm hiddetiyle yüzüme çarparak görüş alanımı kapatmasına aldırmadan Şili Meydanından kaymamaya çalışarak yokuş yukarı hastaneye doğru ilerlerken düşünüyorum! Niçin bu arızalı insanlar beni buluyor. Onları kendime çekmeyi nasıl başarıyorum! Tüm enerjimi ve sinir sistemimi altüst etme hakkını nereden alıyor! Ben onu kırmamak adına ve yaşına olan saygımdan bu krizleri yaşarken o neden yaptığı bu taciz’in farkında değil anlamıyorum....
Umarım bu satırlar, mesajı yerine ulaştırır.
Kime mi!
Bana yeniden blog yazdıran kadın ve benzerlerine…..