- Kategori
- Ben Bildiriyorum
Ben gidiyorum arkadaş!

Üzülme; benden haber alamayacaksın diye… Üzülme yürekli arkadaşım. Üzülme sakın… Üzülmemenin, anlamlı ve bütünlenmiş bir yüreğin sahibi olabilmenin tek yolu var…
Gayrı canıma tak etti! Kimse yolumdan döndüremez beni; gidiyorum ben… Sen de beni yolumdan vazgeçirmeye uğraşma sakın! Bu sefer seni de dinlemeyeceğim, arkadaş.
Oysa… Tek istediğim yazar olmaktı; yazarları tanımaktı… Yazarların yürekli insanlar olduğunu görebilmek; yazarlığın o ulvî tadına erebilmekti. “Yazı”ları aracılığı ile yüreklerini tanıyabildiğim “insan”ları bir gün bir dost meclisinde görürüm de “dostça selam verir”, “yazarca sohbet eder”, ”insanca paylaşırım” diye düşlemiştim. Onun için kalkıp da gelmiştim, taa buralara kadar…
“Arzum yazar olmak” dedimse… Öyle büyük yarışlara; öyle gürültülü kazan kaldırmalara, öyle “sırf bir kutunun içinde kemiyet olarak sayılayım” diye, yazarlık adına, bir mekânda saklanan grupların içine dalmaya niyetim de yoktu. Yoktu, yoktu bunu biliyorsun. Bunu, kimseler bilmese de, sen; sen biliyordun arkadaşım! Güzel bir sayfam olacaktı; güzelliklerini gördüğüm “çocukça olsa da” yürekli çizgiler, noktalar, tatlar aktaracaktım sayfama… Biliyordum; bir gün yüreğimin yalnızca güzellik ve sevgi için çarptığını; aklımın öğrenmeye ve öğretmeye açlığını; ruhumun insanlar arasındaki güzeli paylaşma yarışına vurgun olduğunu “anlayan”, “gören” ve “benimseyen” okuyucularım; hatta, daha da ötesi, benim gibi “yüreği güzele meftun” yazar arkadaşlarım olacaktı. Birbirimizin sayfalarını okuyacaktık yazar arkadaşlarımla! Birbirimizi büyüten, geliştiren, destekleyen, çoğaltan; mutluluğumuzu artırırken, üzüntümüzü, derdimizi azaltan paylaşımlarımız olacaktı…
Yazıyordum işte, karınca kararınca… Okunuyordum da, aynı zamanda; hiç de “kaç kez okundum” kaygısına mahkûm kalmadan… Beni bir yürek dahi okusa, tek bir akıl dahi anlasa; yeterdi bana…
Tamam, itiraf ediyorum Yazar arkadaşım! Bütün bu güzellikleri “gördüğümüz anlar ve gördüğümüz kareler aynı olduğu” zamanlarda dahi; “benden daha yürekli gören”, “benden daha ayrıntılı ve zengin anlatan”, “benim aradığım devayı benden önce bulan” o duygulu, anlayışlı, akıllı yüreğin sahibi seni -evet yazar arkadaşım seni- yakından tanımayı, yüzünü görmeyi diledim, zaman içinde. Bundan daha büyük bir mutluluk olabilir miydi bir yazar için?.. ”Bir yazar, yazar arkadaşını görecekti yüreklice…” Öyle yürekliydi ki yazar arkadaşlarım; “benimle aynı rengi tatmasalar da, benim gördüğüm aynı noktayı görmeseler de”, “görme ve anlatma cesaretleri” ile, “yüreğimi olduğu gibi kabul etme ve noksanımı hoş görme büyüklükleri” ile, “onları her an her dakika” yüz yüze görmeyi; onları da sayfamda anlatmayı düşler oldum…
Böyle başladık arkadaşım, işte bu yolda yürümeye. Sen de, ben de, diğer yazarlar da böyle başladık; yazılarımızın serüvenine. Bu sayfalarda “yazı yazmak sevdamızın”, “yazar arkadaşları sıkça görme tutkusu”na dönüşmesi “hemen hemen hepimizin” katettiği aynı yolla oldu. Söyle arkadaşım, böyle olmadı mı? Böyle başlamadı mı “yazar dostların” “bir noktada tek yürek buluşmaları”? Yazıdan taşan yüreklerin birbirini yüz yüze görerek “bir olup” bütünlenme dileği… Yazar olan için bundan daha büyük mutluluk, bundan daha büyük erdemli yol olur muydu?.. Var mıydı, bulunur muydu?
Ama artık canıma “tak” dedi! Yetmedi bana bu yazmalar… Yetmedi; seninle üç beş ayda bir yüz yüze sohbetler. Bak, senin de sesin çıkmaz oldu. Söylemiyorsun ama eminim sana da yetmeyen, senin yüreğine de eksik gelen bir şeyler var. Onca neşemize, onca yazma ve paylaşma tutkumuza, onca yürekli paylaşmalarımıza rağmen; yine de, “yüreğimizin eksikliğini duyduğu” bir şeyler var… Hâlâ susmaktasın… Bu susuş, bana tümüyle hak veriş mi; yoksa, tümden itiraz mı? Anlayamıyorum! İşte, bu anlamayış beni yakıyor; tedirgin ediyor; bir yanımı yarım bırakıyor. Biz ki; “yüreği tanıyan, yüreği yazan, yüreği dinleyen, yüreği anlayan” yürekleriz… Yazan, dinleyen, anlayan yürekleriz! Söylesene, öyle değil miyiz, arkadaş!
Hadi gel, yardım et bana! Yine tut elimden… Yine bu hayat yolunu; beraber ve yüreklice, “el ele” yazalım. Bulalım eksik kalan yanımızı… Yazarlığımızı, arkadaşlığımızı, yazımızı, hayatımızı tamamlayalım… Büyütelim dünyayı; taşıralım sevgiyi…
Böyle yarım kalırsam eğer; yüreğim kan ağlasa da çekip gideceğim, bu diyarlardan! Sevdiğim “yazı”dan da ayrılacağım… Haberin olsun, arkadaş!
Yok, ben gidiyorum arkadaş! Gayrı canıma tak etti. Bana yazdın; beni yorumladın; kendi sayfana yazdın; benim sana yaptığım yorumları cevapladın… Yetmedi bize… Sayfa ötesinde tanıştın benimle; yazıştın, haberleştin. Gün oldu; yazımı tenkit ettin sevecen bir mesajla. Gün oldu; özel bir günümü kutladın, “seni unutmadım” ya da “sen yalnız değilsin yazar arkadaşım” dedin. Gün oldu “seni yanlış mı anladım, yoksa gerçekten de böyle mi düşünüyorsun” diye beni sorguladın; ince ama tatlı bir dille. İlk anda içim yansa da bu tarzına; bir müddet sonra “bir noktada uzlaşıverdik” medenice. “Sen böylesin, ben de böyleyim; ama ikimiz de önemli birer değeriz ve paha biçilmez kalp taşıyoruz” diye kabullendik farklılığımızı. El sıkıştık; unuttuk o bizi hafiften çizen üslubumuzu. Gün oldu; hayatta takıldığım bir konuda bana destek oldun ister dostça bir mektupla; ister mertçe bir sohbetle… Gün oldu; senin ve benim yanıma daha nice mert ve sıcak yürekli yazar dostlarımız katıldı… Büyüdük, çoğaldık, zenginleştik; hep birlikte… Yazdık, konuştuk, tartıştık, yorumladık; çoğalarak. Ama daima “insan, dost ve yazar” olduğumuzu hatırlayarak…
Hatırlamak mı? Bak, neredeyse unutuyordum. İşte şimdi yeniden hatırladım! Ben gidiyorum arkadaş! Ben gidiyorum gayrı bu diyarlardan! “Yazar dediğin yüreklidir; bileklidir; sevgi doludur; paylaşımcıdır”…
“Yazarım, yürekliyim, duyarlıyım” diyen, masasında ve sayfasında sessizce yazısını yazmasını bildiği kadar; yerinden kalkıp da “kendisine ihtiyacı olan yüreklerin yanına”, kendisine güvenen sağlam ayaklarıyla gidebilen; “yüreğini, yüreklerin önüne hesapsız seren”, “paylaştıkça çoğalan, ama ‘çoğaldım’ diye böbürlenmeyen”dir, arkadaş… İşte, belki de beni baştan beri huzursuz kılan eksik yanımız, bu! Yüreği yazmak kadar, yüreğe koşmasını da bilmek gerek! “Yüreğin yanına gidebilmek gerek!”
Ben gidiyorum arkadaş; bir avuç yürekli insanın “sayfalarından ve dost meclislerinden” çıkıp da “yürekleri sevindirmeyi; yürekleri zenginleştirmeyi” göze aldığı; insanların yüreğine hiç hesapsız eğilirken, “kendi gözleri ve kendi yürekleri görünmesin” hicabıyle, vakarıyle usulca boynunu öne eğebildiği; o gerçek yazarların, o gerçek insanların, o hakiki yüreklerin / yüreklilerin yoluna… Ben yürekle, sevgiyle çoğalmanın; ‘çoğalırken görünmemeliyim’ diye saklanmanın yanına gidiyorum. Gayrı, yüreğe gitmek zamanı! Gayrı, yolu seçme zamanı!
“O yüreklilerin yanında olmalıyım ben!” Onlar ki, yazarlığın gerçek misyonuna ermişler; gönüllerini acizleri, düşkünleri sevindirmeye, yürekleri güldürmeye vermişler; yazılarını “yürek yazmak” için seçmişler. Duramam, gayrı ben buralarda. Gidiyorum o yüreklilerin yanına… Gidişimle ilgili ilk ve son haberim bu olacak… Gidişimden sonra “o leziz sessizliğe” bürüneceğim, ben de… Orada, onlarla; gülen ve güldüren yüreklerle olacağım ben, emin ol. Ama şunu bil ki; yalnızca “gitme kararımı” bileceksin; gidişim ve dönüşümün izini bulamayacaksın, öyle ortalık yerde. Yine de, yüreğini verirsen; yürekten paylaşımların yürek gümbürtülerini duyabilirsin, arkadaşım! Eğer, benden bir iz kalırsa “o muazzam buluşmada”; bu iz, ancak “değen yüreklerde saklı” duracak…
Üzülme; benden haber alamayacaksın diye… Üzülme yürekli arkadaşım. Üzülme sakın… Üzülmemenin, anlamlı ve bütünlenmiş bir yüreğin sahibi olabilmenin tek yolu var…
Sahi, sen de bizimle gelsene bu yürekli yolculuğa!.. Gerçek yazara yakışan bu derin, güçlü ve anlamlı sosyal paylaşıma, sen de katılabilirsin, dilersen! Yürek, “veren elle” büyür; bilir misin? Sevgi ve hayat “yürekle” çoğalır ve zenginleşir; görür müsün? Dünya gören gözlerin, sıcak ellerin ve atan yüreklerin hem yazdığı hem de yazıldığı cesaretli ve zengin tek sayfadır; duyar mısın?
Gelmiyor musun? Darılmaca yok o zaman; ben seçimimi yaptım: Gidiyorum, gülen ve güldüren yüreklerin yanına… İşte, şimdi ben bir Yazar’ım! Güzel, yiğit ve kalıcı sayfa açıyorum; güzel, yiğit ve kalıcı sayfa açanların safına katılıyorum, yürekten. Yüreğim gülümsüyor bana ve diyor ki cesurca: ”Hayat sayfasına yürekle yazı yazmak kolay değil! Fakat, yürekler için değer!”
Tebrik ediyorum sizi; bu sosyal projenin mimarları yazar arkadaşlarım. Kendimi de kutluyorum; sizi yakından tanıyabildiğim, sizinle zenginleştiğim için… “Yürek kapısına ziyaretinizle” MB yazarlarına sosyal bir misyon kazandırdınız; yürekli yaşayan, yüreğiyle yazanlara öncü bir model oldunuz. (İsminizi zikretmiyorum büyük bir özenle; yüreğinizi yürekliler tanır zaten…)
Ey arkadaş; ya sen, sen hâlâ katılmıyor musun bize? Sayfanda mı kalacaksın? Ya da masanda? O zaman, sana uğurlar ola! Ayrılıyor yolumuz!
Sağlıcakla kal…
Aşağıdaki köprüye lütfen dikkat ediniz…
http://blog.milliyet.com.tr/duyuru---darulacezeye-ziyaret-hakkinda/Blog/?BlogNo=360131
Yegâh Elif Mirzâde