- Kategori
- Eğitim
Benefşe
Eğitim ile ilgili romanlar (54)
Benefşe
Yazarı: Mehmet Akar
Yazar Hakkında Bilgi:
1967’de Tokat’ın Artova ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Artova’da, üniversite öğrenimini 1991 yılında Uludağ Üniversitesinde tamamladı. Yazarın çocukluk yıllarından beri çeşitli gazete ve dergilerde hikâye ve makaleleri yayınlanmaktadır. Yanmak Vakti ve Son Gazete isimli hikâyeleri özel bir TV kanalı tarafından kısa metrajlı film olarak çekildi.
Bu güne kadar on dört adet kitabı yayınlanan yazar, kitaplarında ele aldığı konularla ilgili yurt içinde ve yurt dışında çok sayıda konferanslar verdi. Halen özel bir şirkette idareci olarak çalışan yazar, evli ve iki çocuk babasıdır.
Romanın Özeti:
Romandaki olaylar, Petunya’nın Aranda şehrinde geçer. Nail ve Ahmet, Üniversite okumak için Petunya’ya gider. Orada hem İngilizce Öğretmenliği okumak, hem de yeni açılacak olan Türk Okulunda belletmenlik yapmak, isterler.
Aranda’ya geldiklerinde, Türk Okulu henüz inşaat halindedir. Okula gittiklerinde, kapıları pencereleri takılmamış, sıvası yapılmamış, hatta duvarlarında yıkıklar bulunan bir bina ile karşılaşırlar. Onları, boyasız, penceresiz, kapısız, sıvasız bu eski okul binası değil de, okul müdürünün, müdür yardımcısının ve diğer öğretmenlerin inşaatta amele gibi çalışmaları çok etkiler.
Nail ve Ahmet de iş başına geçerler. Sıkıntı, yorgunluk ve zahmetle dolu geçen aylardan sonra, okul eğitime hazır hale getirilir. Yapılan giriş sınavı ile, bu okulda okumaya hak kazanan çocuklar, pırıl pırıl bir bina, laboratuvarları ders araçları ile dolu ve bilgisayar sınıfları bulunan, bir okul ile karşılaşırlar. Bunlardan da önemlisi, samimi, edepli, beyefendi, ruhun rahatını çalışmakta ve mücadelede bulan insanlarla tanışırlar. Bu insanlar, okul müdüründen yardımcı personeline kadar, bir hedef uğruna biraraya gelmiş kişilerden başkası değildir.
Okulun ilk günleri çok sıkıntılı geçer. Çünkü, öğrencilerin temizlik anlayışı yoktur. Ayrıca, öğrenciler arasında gürültü edenler, bağırıp çağıranlar, etüdü oyun sahası yapanlar, sigara içki kullananlar, hırsızlık yapanlar ve daha da olumsuz davranışa sahip olanlar çoğunluktadır.
Öğretmenler ve belletmenler, bu durumları sabırla karşılarlar. Çünkü, onların eğitim anlayışında yaşamak, Hakk dili ile konuşmak ve hatayı başa kalkmamak vardır. Bu anlayış sonucu, öğrenciler birkaç hafta içinde hızla -olumlu yönde- değişmeye başlarlar. Veliler, çocukların iyiye giden bu durumlarından çok memnundurlar. Artık, çocukları onlara isimleriyle hitap etmez, bunun yerine “anneciğim, babacığım” derler. Yanlarında edeple oturur, konuşunken ağız-göz etmez, “Sana ne!” demezler. Derslerine çalışır ve anne babalarına yardım ederler. Kimse ile kavga ve küfürleri de yoktur artık.
Öğrenciler, öğretmenlerine ve belleten ağabeylere karşı çok büyük sevgi ve saygı gösterirler. Benefşe için Nail Ağabey, çok şey ifade etmektedir. Nail belletmen O’nun ağabeyi, babası, dostu, kısaca her şeyidir.
Okulun bahçesinde bir gün, öğretmen, öğrenci ve belletmenler hep birlikte top oynarken, Nail birden rahatsızlanır ve olduğu yere yığılır. Benefşe Nail Belletmeni bu şekilde görünce, kendisi de bayılır. Yüreğine tarifsiz bir sızı düşer. Aynı acıları çeker. Sanki hastaneye kaldırılan, midesi yarılan kendisidir. Benefşe, Nail’i, “Allah’ım nail ağabeyimin yerine ben öleyim, ” diye dua edecek kadar çok sever. Aylar sonra Nail sağlığına kavuşup okula döndüğünde, en çok O sevinir.
Bir süre sonra, Petunya’da siyasi karışıklıklar meydana gelir ve halk isyan başlatır. Ellerine geçirdikleri silahlarla, önlerine gelen herkese ve her binaya ateş ederler. Türk okulu da bu binalardan biridir. İnsanların can güvenliği kalmaz. Müdür, öğretmen arkadaşlarını toplayıp, “Arkadaşlar! Ailelerinizi alıp Türkiye’ye geri dönebilirsiniz, ” der. Öğretmenlerin cevabı ise, çok manidardır: “Hocam, biz buraya dönmek, öğrencilerimizi yetim bırakmak için gelmedik. Her türlü şartta görevimize devam etmek için, gerekirse de ölmek için geldik, ” derler.
Birkaç hafta sonra olaylar durulur ve tehlike sona erer. Öğrenci velileri ve Petunya halkı, yaşanan bu zor durumlarda bile, onları terk etmeyen bu insanlara çok güvenir.
Yıllar geçer, zaman erir. Benefşe de, Nail de okullarının son sınıflarına gelir. Benefşe, o sene dünya Liselerarası Kimya Olimpiyatına katılır ve birinci olur. Silpul adlı öğrenci Fizik’te üçüncü; Çenpa -adlı öğrenci- Matematik’te beşinci olur. Bu durum, Petunya gibi küçük bir ülke için çok büyük bir başarıdır. Dans yarışmalarında bile kendilerine rakip olamayacağı ülkelere, Fen Bilimlerinde fark yapmışlardır. Halk, basın-yayın kuruluşları, cumhurbaşkanı, başbakan, eğitim bakanı, kısaca herkes bu başarıyı kutlar.
Okulun son günleri yaklaşır. Herkesin yüreğine ayrılık acısı düşer. Nail, belletmenliğini yaptığı sınıfla veda pikniği yapmayı düşünür. Bu arada her öğrenci ile tek tek konuşmayı, helalleşmeyi ve hatıralarını tazelemeyi hayal eder. Bu düşüncelerle, kendi gözetimindeki yirmi öğrenciyi alıp, Aranda Nehrinin kenarına gider. Burada, öğrencilerden birkaçı gönüllü olarak sofra hazırlarken, diğerleri de top oynar. Top, bir an nehrin kenarına düşer ve Benefşe topu almaya gider. Benefşe gelmekte gecikince, Nail onu aramaya çıkar. Nehrin kenarına geldiğinde, Benefşe’nin azgın sulara kapıldığını ve boğulmamak için çırpındığını görür. Akıntı çok şiddetli olmasına rağmen, nail tereddüt etmeden kendisini azgın sulara bırakır. Kendisine bir şey olması, umurunda bile değildir. Onun için önemli olan Benefşe’nin kurtulmasıdır. Büyük bir mücadele ile Benefşe’ye yetişir ve onu, büyük bir çabayla nehrin kenarına itekler. Benefşe kurtulur ama arkasında Nail Ağabeyi yoktur.
Nail’in ayağına kramp girer ve bir girdap onu çeker. Artık kurtuluş ümidi kalmaz. Son kez anne-babası gelir gözlerinin önüne. Gülümserler. Benefşe’yi düşünür. O kurtulmuştur. Onun anne-babası ağlamayacaktır ya, o yeter. Gerisi önemli değildir... Nail, yiğitçe yaşamış ve yaşadığı gibi ölmüştür. Nail’in, “Ölürsem, beni Aranda topraklarına defnedin” diye bir vasiyeti vardır. Bu durum karşısında, Nail’in son isteği yerine getirilir.
Nail, en son verilecek olanı da verir. Okula yeni kayıt yaptıran öğrencilerden birinin, Petunyalı arkadaşına karşı yapılan bu büyük fedekarlık karşısında hislenmesine ve “Bundan sonra asla bir Türk’e silah sıkamam!” demesine neden olur.