- Kategori
- Eğitim
Hacı ata
EĞİTİM İLE İLGİLİ ROMANLAR (55)
Yazarı: Muhittin Küçük
Romanın Özeti:
Sevenlerin “Hacı Kemal Ağabeyi” 22 Nisan 1926 yılında Samsun’un Havza ilçesinde dünyaya gelir ama hayatının büyük bir kısmını Ege’de geçirir. Hacı Kemal Erimez gençlik yıllarında, Ege Bölgesinde deve güreşleri tertip eder. Aydın-İncirliova’da ilk defa mehter takımını kurar. Sevincinden, mehter takımının ilk gösterini yaptığı gün, takımın en önünde yürür. Hacı Kemal’i nerede bir hayır işi varsa orada görmek mümkündür.
Aydınlı Hacı Kemal zengindir. Türkiye’nin nabzını ve siyasetini elinde tutan insanlara çok yakındır. Adnan Menderes’i karşılamak için kamyonlara insanları doldurarak götürür. Başbakan Demirel Aydın’a geldiğinde doğru Hacı Kemal’in evine gider, orada ağırlanır. O çevre insanının isteklerini Ankara’ya taşıyan kişidir.
Birçok konuda kendisine fikir işçiliği yapan hocalarla bir araya gelir. Konyalı Tahir Büyükkörükçü, Yaşar Tunagür, M. Fethullah Gülen, gibi…
Eğitim seferberliğine o da katılır. Anadolu’yu karış karış gezer. Bununla da yetinmez ve Türkiye’den çok uzaklara Tacikistan’a kadar gider. Ardından Özbekistan’a.
Hayatı boyunca çok cömert davranır. Özellikle eğitim faaliyetleriyle ilgili elinden geleni yapar ve hep en önde yer alır.
İlerlemiş yaşına rağmen koşturmaya devam eder. Bir Türkiye dönüşü kalp rahatsızlığı artar ve aldığı bir haberle kalp krizi geçirir. Dokuz gün komada kalır. Takvimler 13 Mart 1997’yi gösterdiğinde Rabb’ine yürür. Necip Fazıl ve Turgut Özal’dan sonra İstanbul Fatih Cami Hacı Kemal için dolar. Cenaze çok kalabalıktır.
Direkt uçuşu olmayan Tacikistan’a gitmek için önce Özbekistan’ın başkentine iner uçak. Sonra, ikinci bir uçakla Sarasya şehrine, oradan başka bir vasıta ile sınıra gelinir ve 300 metrelik tampon bölge yaya olarak geçilir. Ardından bir başka vasıta ile
Yine bu yollarda yalnız değildir O. Türkiye’nin ODTÜ, Boğaziçi gibi en iyi üniversitelerini bitiren gençler ailelerinden, rahat yataklarından, kolay kazanacakları paradan vazgeçip, kendilerini Orta Asya’da çiçekler yetiştirmeye adarlar. Savaşın en şiddetli günlerinde bile “Biz buraya dönmeye değil, ölmeye geldik, ” derler. Ve daha nice olay…
Onlar, Tacikistan’a okul açmak için geldiklerinde bir otelde kalırlar. Okulun çalışmalarına devam ederken, ülkede bir içsavaş çıkar. Eğitim Bakanı “Sizin hayatınızı garanti edemeyiz. Türkiye’ye dönün, ” der. “Karşımda bir yangın var. Alevi göklere yükseliyor. İçinde evladım yanıyor..!” sözleriyle yola çıkmış bir şefkat abidesi hiç geri döner mi? “Sayın Bakanım! Bize isabet edecek kurşunda adımız yazılıdır. Biz buraya okul açmaya geldik. İzniniz olursa açmadan dönmek istemiyoruz, ” derler.
İçsavaşa rağmen 1983 yılında Dursunzade kentinde bir okul açılır. Bu arada içsavaş bütün hızıyla devam etmektedir. Çok zengin olan bir insan, bütün servetini eğitime adayıp sıcak döşeklerde yatmak yerine, o ve öğretmen kardeşleri kalorifer dairesini sığınak olarak kullanırlar ve geceleri orada kalırlar. Seksen bin kişinin ölümüyle sonuçlanan savaşta öfke silah olup patlarken, şefkat mermi vızıltıları arasında, eğitim gergefi üzerinde sevgi nakışları işlenmektedir. Bu sırada bir kalp krizi daha atlatır. Buna rağmen çalışmalara devam eder. Altı özel okul, bir international school, bir üniversite yurdu, bir tane bilgisayar ve dil kursu açar.
Hacı Ata’nın kalorifer dairesinde yatarak inşasında çalıştığı okullar mezunlarını veriyor şimdi. Kalpleri vefa dolu Tacik gençlerinin dillerinde Hacı Ata’larının isimleri hiç düşmüyor.
O, Devlet adamlarına karşı çok saygılıdır. Bakanlarla direkt görüşebileceği halde asla bu yolu kullanmaz. Sekreteri arar, randevu yazdırır ve öyle gider. Protokol kurallarını bir bir yerine getirir. Ata, kendisini kabul eden genç bürokratların bile karşısında ceketini ilikler, onlardan bir adım geride durur.
Misafir ağırlamayı çok seven Hacı Kemal, onlara hediyeler verir. Yurt dışından Türkiye’ye okulları görmeye gelen kişilere, oğullarının İstanbul Kapalı Çarşıdaki kuyumcu dükkanında tepsi dolusu hediyeler sunar. Kim neyi isterse onu alır. Yine yurt dışına çıkarken, yanında şahsi eşyasından çok hediyeler olur. Gittiği yerlere hediyesiz gitmez. Çünkü, hediye de insanlar arasında iletişimi artıran önemli bir etkendir.
Hacı Ata her yaşta insanla iletişim kurar. Bazen dilinin yetmediği yerde hal dili ile anlatır derdini. Hava alanında yapılan bir baskında, eşkiyalara kullandığı hal dili bunun en güzel örneğidir. Okulun malzemelerini çalmak için gelen haydutlar Hacı Ata’nın ızdırap dolu gönlünden çıkan sözleri anlamasalar bile, O, hal diliyle anlatır derdini. Bunun üzerine haydutlar koruyucu olurlar.
Hacı Ata ile birlikte çalışan öğretmenler çok vefalıdır. Hiçbir karşılık beklemezler. Maaşlarını bile almadıkları zamanlar çoğunlukta olur. Bunlara rağmen öğrencilerini çok severler. Öğrencilerine karşı çok şefkatliler. Onlara davranışlarıyla örnek olurlar. Öğrencileri onlardan etkilenir. Hacı Kemal, öğretmenlik mesleğine çok önem verir. Onun gözünde ideal öğretmen olmanın ölçütleri bir hayli yüksektir. Bir kere öğretmen alanında çok iyi olmalı, öğrenci psikolojisin çok iyi bilmeli, öğrenciden gelebilecek her türlü soruya cevap verebilmeli, mesleğine açık olmalı, öğrencilerini kendi öz evladı gibi sevmeli, her zaman ve zeminde onların sıkıntılarını paylaşmalı, icabında nefes bile almamalı, dinlenme zamanları olan teneffüsleri bile öğrencilerine ayırabilmelidir.
Öğretmenlerin derslerine hazır olarak ve zamanında girmelerini, her haliyle öğrencilerine örnek olmalarını arzu eder. Böyle olması için de elinden genli yapar. Öğretmenleri ve belletmenleri, bir aksama meydana gelmesin diye sık sık denetler.
Türk Okullarına gelen öğrenciler ilk başlarda hırçın ve kötü alışkanlıklara sahiptirler. Fakat bunlar zamanla azalır.
Hacı Ata’ya göre, Türk Okullarında okuyan her öğrenci, hem bilgi ve kültür hem de davranış, ahlak yönünden mükemmel olmalıdır. Okullara ilk gelen öğrenciler, bilgi açısından yetersizken, aldıkları eğitimle birçok yarışmada birincilikler, ikincilikler elde ederler. Hacı Ata, derse bir dakika geç girilmesini büyük bir vebal olarak görür.
Yine Hacı Ata’ya göre belletmenler, sabah erken kalkıp öğrencilerini kaldırmaz, onları derslerine hazırlamaz ve onlar yemek yerken başında durmazsa, vazifesini yapmış sayılmaz. Öğrenciye onun kadar önem veren insanların sayısı parmakla gösterilecek kadar azdır.
Öğrencilerin sesini duymak için okulda küçük bir odada kalır. Ailesinden ayrı kalmaya dayanır da, öğrencilerin seslerinden uzak kalmaya dayanamaz. O nedenledir ki, kendilerini bu kadar çok seven Hacı Kemal’e onlar, Hacı Ata, derler. Çünkü gerçekten onların Hacı Ata’sıdır.
Yöneticiler işlerinde çok titizdir. Aynı zamanda, okulun bir eksikliği karşısında, yeri geldiğinde bir hizmetçi, yeri geldiğinde bir inşaat ustası olurlar. Kendilerini yaptıkları işe adamışlardır.
İlk başlarda harabe halinde aldıkları binaları öğretmen, belletmen, idari personel ve Hacı Kemal kendi elleriyle çalışarak yaparlar. Harabelerden gül bahçeleri oluştururlar. İnsan hayal ettiği ölçüde hayallerini gerçekleştirebilir. Hacı Kemal’in hayalleri çok büyüktür. Ona göre açılan okullar bir Amerikan Kolejinden üstün olmalıdır. Öyle de olur. Okullarda her şey mükemmeldir. Laboratuarlar, bilgisayar odaları ve nicesi. Okullara gelen öğrenciler, her yönüyle mükemmel bir ortama girerler. Hacı Kemal’e “Okul Adam” denilir. Gerçekten O, “Okul Adam"dır. Çünkü, birçok okul onun sayesinde eğitime başlar.
Okul Adam’ın açtığı okullar her yıl mezun verir. Ülkelerine yararlı birer insan olmak için çırpınırlar. Çünkü onlar, Hacı Atalarının yolundadır.
Okullarda, modern programlar uygulanır. Ancak, ülkedeki eğitim programına da ters düşülmez. Hem çağın, hem de ülkenin ihtiyaçları doğrultusunda bir program uygulanır.
Okullar, savaşın olduğu bir ortamda açılır. Diğer ülkelerden okul açmak için gelenler geri döner ama onlar dönmez. Bu durum, Tacik halkını çok etkiler ve Türk Okullarına daha çok kucak açarlar.
Romanda verilmeye çalışılan eğitimsel mesaj şudur: Her ne olursa olsun, -ister savaş, ister barış- her zaman eğitim için bir yol vardır ve her durumda eğitim yapılabilir. Yalnız, kendinden bir şeyler feda etmek gerek. Eğitim için; dinin, dilin, ırkın, hiçbir önemi yoktur.
Türkiye’nin ve dünyanın Hacı Ata gibi yiğitlere ihtiyacı çok.
Her şeyin başı eğitim. Bütün kapılar eğitimle açılabilir. Eğitimle dünyadaki birçok sorun çözülebilir. Savaşlar bitebilir. O nedenledir ki, eğitimin şart olduğunu anlıyorum. Herkes elinden geldiğince bir şeyler yapmalı. Bu yükü sadece öğretmenlere yıkmamalı. Herkes bir öğretmen ve öğrenci olmalı.