- Kategori
- Anılar
Benim Bavulumun Dili Yok!

Sabahın biri... Bir taraftan yazıyor, bir taraftan da bavul hazırlıyorum...
İçimde her yolculuktan önce beliren saçma bir hüzün...
Yatılı okulun ilk gününden beri bavulların hayatımda vazgeçilmez yeri zar. Güneşli bir eylül günü başladı benim maceram...
Zaten bavullar sabırlı eşyalardır; sıranın kendilerine er geç geleceğini iyi bilir ve beklerler...
Bazen kederli sahnelerde çıkarlar sahneye.
Mesela kadın öfkeyle odaya girip bavulu yatağın üstünde açar.
Dolaptan çıkardıklarını onun içine dolduracak, o doldukça da iki kalp birbirinden yavaş yavaş uzaklaşacaktır...
Bu sahneyi elimizden geldiği kadar dramatize etmek, hatta odaya girecek hüzünlü bir erkeğin yardımıyla kedere boğmak mümkün...
Bavul yatağın üstünde durduğu sürece can yakan sözler havada uçuşacak, aşk ile nefret arasındaki bir zaman dilimi içimizi kavuracak...
Peki neler var o bavulun içinde?
Terk edenin yalnızlığı var bir kere. Onun anlatamamış olduğu şeyler, o güne kadar sabırla büyütülmüş bir hüzün var...
Aşkların bitmesi bazen düşünürlerin niceliğin niteliğe dönüşmesi ilkesini daha iyi anlayalım diye verdikleri basit örneğe benziyor.
Su nasıl ancak yüz dereceye vardığı zaman geri dönüşsüz bir şekilde nitelik değiştiriyorsa, aşk da bir sınırı geçtiği zaman bitiveriyor.
Önemsiz ber tartışma ya da anlamsız bir söz bile bardağı taşırmaya yetiyor.
Yeniden su haline getirip o çaydanlığa sokmak mümkün olmuyor buharı...
Aşkın bitişi, terk ediliş ve pişmanlık... Bunların üçünüde yaşadım...
Hepsinde de bana eşlik eden bavullar vardı. Beni ben yapan o ışık ve karanlık içlerenden eksik olmadı hiç...
Ama hep istedim ki ben öyle üzgün üzgün yürürken içlerinden biri dile gelsin ve sorsun. nereden gelip nereye gittiğimi...
Olmadı ama...
İçleri benle doldukça benden uzaklaşmaya, yabancılaşmaya başladı bavullar...
Bir şehri bırakıp giderken yanımızda onu götürmek ağır geliyor bize. Biz de onu bırakıp yeni bir bavul alıyoruz. Korkularımızın böylece geride kaldığına inanarak...
Aslında insan arkadaşını nasıl en iyi uzun yolda tanırsa, kendimizi tanımayıda bir bavulun peşinde dolaşırken deneyebiliriz...
O bavulu hazırlarken hissettiklerimize bakıp kendimizi anlamaya çalışabiliriz.
Çünkü bavul açıldığı anda uzaklaşmaya başlıyoruz evimizden... Yatağın üzerinde açık duran bir bavul, odanın havasını bir anda değiştiriyor. Her şey farklı görünüyor bize, ışık biraz daha sarmış , gölgeler biraz daha koyulmuş oluyor...
Ortasında açık bir bavulun durduğu oda artık bize ait olmayan tarafsız bir bölge...
Hem ayrılıklara hem de kavuşmalara sınır komşusu...
Yıllar önce, baba evine döndüğüm bir tatil sabahı koca bavulumla Manisa sokaklarında dolaştım durdum...
Annem ben okuldayken yeni bir eve taşınmıştı kırk kere söylemesine rağmen adres çıkıvermişti aklımdan...
Polenlerin şaşkın şaşkın uçuştuğu, temiz bir bahar günü başlangıcıydı. Yıllardır yaşadığım şehirde bir yabancı gibi, bavulumu sürükleyerek yürüyordum...
Derken kilitleri iyice bozulmuş bavul caddenin ortasında açılıverdi...
Kirli çamaşırlarım işe gitmek için otobüs bekleyen Manisalıların gözleri önüne serildi...
Bavulun bu ihaneti o kadar gücüme gitti ki, arkama bile bakmadan kaçtım ordan. Saatler sonra evi bulduğumda artık ne bavulum ne de bir geçmişim vardı...
Sanki ailemden uzakta geçirdiğim onca yılı da bavulla birlikte sokağın ortasında terk etmiş, yıllar önceki ufaklık olarak çıkmıştım karşılarına...
Annem çok kızdı gidip hemen caddeye baktı ama ne bavul nede içindekiler bulunamadı...
Zaten dertlerine dermen ararken uzaklara gidenler için bilge kişinin söylediğini çoğumuz biliriz "Çare bulamazlar, çünkü kendilerini de götürmüşlerdir."
Nerede götürmüşlerdir peki kendilerini?
Bavullarının içinde olmasın?