- Kategori
- Futbol
Beşiktaş'ın Çöken Zihniyeti

Beşiktaş'ı 2000'li yıllara taşıyan Süleyman Seba'nın tribünler tarafından gönderiliş süreci hepimizin hafızalarındadır.
"Ahmet Dursun, Seba gitsin!" diye her maç bağıran Beşiktaş taraftarı, peş peşe gelen başarısız sonuçların ardından muradına ermiş, 2000 yılında genç, dinamik, yakışıklı ve yepyeni bir vizyonla göreve Serdar Bilgili gelmiştir. Süleyman Seba'nın görevden ayrılma sürecinde Beşiktaş taraftarı, Yeniçeriler gibi davranmıştır.
1995 yılında kazanılan son şampiyonluktan sonra beş yıl zirveden uzak kalan takımının hesabını başkanına kesen Beşiktaş'ın taraftarı aynı yıllarda üst üste başarılı sonuçlar alarak dönem damgasını vuran Galatasaray gerçeğinin belki de farkında değildi.
Beşiktaş'ın 1988'den itibaren kurduğu yeni jenerasyon ile 1995 yılına kadar lige ambargo koyduğunu unutmuştu.
Süleyman Seba'nın gönderiliş süreci ile Serdar Bilgili'ninki benzerdir. Oysa o Serdar Bilgili Beşiktaş'a 100. yılda şampiyonluk yaşatma başarısı göstermiştir. Serdar Bilgili'nin yönetimden elçektirilmesi sürecinin içinde bugün büyük sorunlar yaşayan Yıldırım Demirören var mıydı yok muydu bu her zaman bir soru işareti olarak kalacaktır.
Ancak 2000'li yıllarda özellikle Fenerbahçe büyük bir değişim hareketi ile yepyeni bir kulüp vizyonuna sahip olurken, Beşiktaş tam tersine çöküşe geçmiş, zihniyeti küçülmüştür.
Geçen sene aldığı başarısız sonuçları hakemlere ve Fenerbahçe-Galatasaray ittifakına bağlayan Demirören'in "iki büyüklü bir futbol dünyası yaratmak istiyorlar" açıklaması anlamlıdır. (Üç büyükten iki büyüğe doğru mu?)
Demirören, başkanlığının ilk döneminde anti-Fenerbahçe tutumu ile Galatasaray'a yaklaşarak, "kupayı biz, şampiyonluğu Galatasaray alsın" diyecek kadar ileri gidebilmiştir.
Beşiktaş Başkanı'nın diğer başkanlardan bir farkı da hesapsız transfer harcamaları ve her başarısızlığı teknik direktör değişimi ile geçiştirmeye çalışan anlayışı olmuştur.
2004 yılında yaşanan travmanın sorumluluğunu Lucescu'ya çıkaran yeni yönetim; Real Madrid'in altyapıdan gelen teknik direktörü Del Bosque'yi takımın başına getirmiştir. İspanyol teknik direktörlerin futbolumuzla uyum sorunu olduğunu Fenerbahçe'nin Aragones tecrübesinden dolayı beş yıl sonra daha iyi anlayabileceğiz. Ancaki Beşiktaş yeni bir başkan, kadro ve teknik direktör başlangıcını sezon ortasında Rıza Çalımbay hamlesiyle kıracak ve sonraki dönemlerde yaşanacak krizlerdeki uygulamalara da örnek teşkil edecektir.
Rizespor'a iyi futbol oynatan ve başarılı sonuçlar alan "bizim çocuk" Rıza Çalımbay'ın Beşiktaş'ın başına geçirilmesi bence Beşiktaş yönetiminin yaptığı en büyük hatadır. Rıza Çalımbay'ın şanlı Saraçoğlu Zaferi Beşiktaş Camiası'nın gerçekleri görmesini engellemiş, Bülent Korkmaz'ın geçen sezon yaşadığı o emanetçi rolünü bir sonraki sezona taşımıştır.
Rıza Çalımbay'ın 2005-2006 sezonu kötü başlangıcı, takımın başına Fransız Tigana'nın getirilmesi operasyonu ile kapatılmıştır. Tigana'nın futbol anlayışını Beşiktaş taraftarı ve medyası hiç sevemese de, Demirören dönemindeki en büyük şanslardan biriydi.
Tigana'nın bir buçuk senelik teknik adamlık serüveni 2007'de Fenerbahçe'nin 100. yıl şampiyonluğu ile sona erecek; Beşiktaş'ın başına bence yine büyük bir şans olan Ertuğrul Sağlam geçecektir.
Ertuğrul Sağlam çok düzgün bir adamdır. Kayserispor ve şimdi Bursaspor deneyimi onun teknik adamlık yönünün gücünü de ortaya çıkarmıştır.
Beşiktaş ve Demirören kötü gidişi hep teknik adamların değiştirilmesiyle ortadan kaldırma yolunu seçerken kendi icraatlarını hiç gözden geçirmemiştir. Yapılan onca yanlış transfer, takıma uyum sağlamayacağı belli olan, adını sanını kimsenin bilmediği futbolcuların alınması, başarısızlıkları başka yerlerde arama tavrının sürdürülmesi uygulamaları hiç değiştirilmemiştir.
Ertuğrul Sağlam'ın gönderilip, Mustafa Denizli'nin Beşiktaş'ın başına geçirilmesi süreci en başta Mustafa Denizli'nin kendisine yakışmamıştı. Mustafa Denizli yorumcu olarak başladığı sezonu iki kupalı muzaffer teknik direktör olarak kapadı. Ancak bugün Beşiktaş taraftarı dahil herkesin bildiği bir gerçek vardı ki; o da Beşiktaş'ın bu kupaları ortalık boş olduğu için aldığıydı.
Şimdi şu soru sorulabilir. "İyi de Türkiye Kupası Fenerbahçe'yi 4-2 yenerek aldı." Doğrudur ancak o maçı bugün Beşiktaş'ın geldiği durumu görerek bir daha izleyenler temel gerçeklerin orada gizli olduğunu göreceklerdir.
Yıldırım Demirören hep antikacılarda dolaştı durdu. Fenerbahçe'nin eskilerini topladı sürekli. Yusuf Şimşek'in transferi de yönetimin vizyonunun ilanıydı. Beşiktaş yönetimi eğer devreyi tamamlayabilirse Ankaragücü'nü sürükleyen Ceyhun Eriş'i de transfer etmek isteyecektir.
Çünkü Beşiktaş küçük ve günlük hesaplarla yönetilmektedir.
Bugün Beşiktaş'ın geldiği nokta Demirören'in kulüpten gönderilmesi sürecidir. Beşiktaş'ın görüntüsünün dört ay içinde değişmesinin gerisinde aslında şu gerçek vardır.
Hemen herkes aslında yönetimden memnun değildir, yapılan icraatlara güvenmemektedir. Alınan başarıların günlük ve geçici olduğunun farkındadır. Saman alevi gibi parlayan başarılardan çok sürekliliği olan bir takım görmek istenmektedir. Bunun da Demirören ile olamayacağına karar vermiştir. Sıra başkanın aynen Seba ve Bilgili gibi gönderilmesine gelmiştir. Yençeriler kazan kaldırmıştır ve "kelle" istemektedir. Geçen hafta havaalanında "bize Rüştü'yü verin!" talebi nasıl bir mesajıdır öyle?
Demirören'in ömrü yeter mi bilmem ama Beşiktaş'taki bu zihniyetin değiştirilmesi şarttır.
Demirören hep popülist oldu.
Fenerbahçe Başkanı hiç sevilmez ancak 6 Kasım 2002 günü Kadıköy'de takım ezeli rakibine karşı 3 ya da dördüncü golü attığı sırada o mikrofonu kapmış taraftarını "takımınız doğru dürüst destekleyin" diyerek azarlıyordu. Bu başkan yıllardır Fenerbahçe holiganlarıyla mücadele ediyor.
Sn. Demirören'in transfer döneminde çıkardığı profesyonellik dışı "Mehmet Topuz Olayı" da Beşiktaş Camiasının uzun uzun düşünmesi gereken bir örnektir.
Beşiktaş yeni milenyuma küçülerek girmişti. Bu on yıllık süreçte yakaladığı iki lig şampiyonluğunu değerlendirmek yerine harcadı. Bunu sadece yönetimi ile söylemiyorum. Taraftarı da dahildir buna.
Bugün Beşiktaş sekizinci hafta sonunda lider Fenerbahçe'nin tam 15 puan gerisindedir. Nasıl bir mucize gerçekleşir de ligin zirvesine tekar ortak olur bilemeyiz ama bu sezon Beşiktaş için bitmiştir. Beşiktaş yıllardır yaptığı yanlış uygulamaları bir daha yapmamak ve yeni bir sayfa açmak adına aslında bir şans yakalamıştır. Böyle zamanlarda açık olmak, taraftara yenilenme mesajı vermek ortamı yatıştırır.
Demirören'in Beşiktaş'a koyduğu bir ipotek var mıdır yok mudur bunu bilemeyiz. Bu yenilenme Demirören'le olup olmayacağına yine Beşiktaş Kulübü'nün kendisi karar verecektir. Beşiktaş'ı tepeden tırnağa dönüştürecek bu hareketi kararlılıkla uygulayacak güçlü bir başkan şarttır. Böyle zamanlarda yapılması gereken şey de seçimdir, kongredir.
Beşiktaş işe Mustafa Denizli'yi gönderip günü kurtaracak bir çözüm arayışına girerse o zaman yaşanmıştan hiç ders alınmadığı sonucu ortaya çıkar ki o zaman kendi düşen ağlamaz ve üzülmez denir.

Beşiktaş Başkanı'na duyduğum tek bir hayranlık var. O da eşini yanında tutmasıdır. Sporu erkeklerin, maçoların, lümpenlerin ilgi alanından çıkararak büyük bir şölene dönüştüren "kadın" unsurunun futboldaki en büyük vizyonu Revna Hanımıdr. Güzelliği, duruşu, zerafeti ile çok ciddi bir örnektir. Beşiktaş taraftarının bu hanımın olduğu bir ortamda Cumartesi gecesi İnönü'de yaptığı şey bir utanç eylemidir.
Uzay Gökerman